| PINAR YESILTAY... 的个人资料PINAR (YEŞİLTAY) SEVİM照片日志列表 | 帮助 |
|
|
10月12日 SONUNDA NOBEL ÖDÜLÜNÜ ALAN BİR TÜRK YAZARIMIZ ... TANIYALIMNobel Edebiyat Ödülü ORHAN PAMUK'un Nobel Edebiyat Ödülü bu yıl Orhan Pamuk'a verildi.Orhan Pamuk, 1,4 milyon dolar para ödülü ile altın madalya alacak. NOBEL EDEBİYAT ÖDÜLÜ ORHAN PAMUK'UN
Nobel Edebiyat ödülü Orhan Pamuk'a verildi. İsveç Akademisi, "kültürlerin çatışma sembolleriyle ilgili çalışmaları nedeniyle bu ödülün Pamuk'a verildiğini açıkladı. Akademinin açıklamasında, "yaşadığı kentin melankolik ruhunu arayışında Pamuk'un, kültürlerin çatışması ve birleşmesinde yeni semboller bulduğu" ifade edildi. PAMUK, PARA ÖDÜLÜ VE MADALYA ALACAK Nobel Edebiyat Ödülü bu yıl Orhan Pamuk'a verildi.Orhan Pamuk, 1,4 milyon dolar para ödülü ile altın madalya alacak. İsveç Akademisinin açıklamasında, "Pamuk'un, yaşadığı kentin melankolik ruhunu arayışında, kültürlerin çatışması ve birleşmesinde yeni semboller bulduğu" belirtildi. Pamuk'un, büyürken geleneksel Osmanlı aile ortamından daha Batı yönelimli bir yaşam tarzına dönüşüm deneyimini geçirdiği şeklindeki anlatımının hatırlatıldığı açıklamada, yazarın bu konuya, Thomas Mann'i takiben, bir ailenin üç neslinin hikayesini anlattığı ilk romanında (Cevdet Bey ve Oğulları)değindiği kaydedildi. Açıklamada, Pamuk'un uluslararası başarısının üçüncü romanı "Beyaz Kale" ile geldiği, bu romanın 17. yüzyıl İstanbul'unda geçen tarihi bir roman olarak yazılmakla birlikte, içeriğinin farklı türdeki öyküler üzerinden egomuzun nasıl oluştuğuna ilişkin bir öykü olduğu, kitapta kişiliğin değişen bir yapı olarak gösterildiği ifade edildi. Özgeçmiş 1952'de İstanbulun tanınmış burjuva ailelerinden birinin son çocuğu olarak Nişantaşı'nda doğdu. Babası IBM firmasının Türkiye bölümünde genel müdürlük yapmış olan Gündüz Pamuk, annesi 1700'lü yıllarda Girit valiliği yapmış olan İbrahim Paşa'nın soyundan Şeküre Hanımdır. Orhan Pamuk, Cevdet Bey ve Oğulları (1982) kitabındaki gibi bir ev ve ailede, İstanbul'un Nişantaşı semtinde büyüdü. Uzun yıllar ressam olma hayali kurarak Robert Kolej'de okudu. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde okurken, mimar ya da ressam olamayacağına karar verip okulu bıraktı. Devam zorunluluğu olmadığı için yazıya daha çok vakit ayırabileceğini düşünerek İ.Ü. Gazetecilik Enstitüsü'ne girdi ve buradan mezun oldu. Bu mesleği Kar romanı dışında hiç yapmamıştır. 1985-1988 yılları arasında Iowa Üniversitesi tarafından verilen "International Writing Program" (IWP) kursuna katıldı. Amacı dünyanın değişik bölgelerinden gelen ve gelecek vaat eden yazarların Amerikan hayatını tanımaları ve kitaplarını yazabilecek güzel bir ortama kavuşmaları olan kurs sonrasında kendi deyimiyle "hayatı değişti". İlk kitabından itibaren yurtiçinde ve yurtdışında ödüller aldı. Kitapları hem çok sattı hem de edebi açıdan olumlu tepkiler aldı. Orhan Pamuk, insan hakları, düşünce özgürlüğü, demokrasi ve benzeri konulardaki düşüncelerini makaleler ve söyleşiler yoluyla aktarmaktadır. Yazar, Kürt sorunu ve Sözde Ermeni soykırımı ile ilgili bazı sözleri nedeniyle yargılanmıştır. Orhan Pamuk, Kar kitabını, Türkiye'nin etnik ve politik meseleleri üzerine kurulu bir politik roman olarak tanımlamaktadır. Romanlarının dışında, yazılarından ve söyleşilerinden seçmelerin ve bir hikâyesinin yer aldığı Öteki Renkler ve Ömer Kavur'un yönettiği Gizli Yüz adlı filmin senaryosu vardır. Bu senaryo, Kara Kitap romanındaki bir bölümden yola çıkılarak yazılmıştır. Benim Adım Kırmızı 34 dile çevrilmiş, Kar adlı kitabı Amerika'da 2004 yılında "yılın en iyi 10 kitabından biri" olarak gösterilmiştir. 2006 Nobel Edebiyat Ödülü'nü almıştır. Nobel Ödulünü kazanan ilk Türk'tür. Yayımlanmış eserleri Yazarın son kitabıCevdet Bey ve Oğulları, roman, İstanbul, Can Yayınları, 1982 Sessiz Ev, roman, İstanbul, Can Yayınları, 1983 Beyaz Kale, roman, roman, İstanbul, Can Yayınları, 1985 Kara Kitap, roman, İstanbul, Can Yayınları, 1990 Gizli Yüz, senaryo, İstanbul, Can Yayınları, 1992 Yeni Hayat, roman, İstanbul, İletişim Yayınları, 1995 Benim Adım Kırmızı, roman, İstanbul, İletişim Yayınları, 1998 Öteki Renkler, yazılarından ve söyleşilerinden seçmeler, 1999 Kar, roman, İstanbul, İletişim Yayınları, 2002 İstanbul: Hatıralar ve Şehir, anı, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları (YKY), 2003 Ödülleri 1979 Milliyet Roman Yarışması Ödülü Karanlık ve Işık (iki yazarlı) 1983 Orhan Kemal Roman Ödülü Cevdet Bey ve Oğulları 1984 Madaralı Roman Ödülü Sessiz Ev 1990 Independent Yabancı Roman Ödülü (Birleşik Krallık) Beyaz Kale 1991 Prix de la Découverte Européene (Fransa) Sessiz Ev (Fransızca çevirisi nedeniyle) 1991 Antalya Altın Portakal film festivali en iyi senaryo Gizli Yüz 2002 Prix du Meilleur Livre Etranger (Fransa) Benim Adım Kırmızı 2003 Premio rinzane Cavour (İtalya) Benim Adım Kırmızı 2005 Alman Kitap Sanatı'nın Barış Ödülü (Almanya) 2005 Prix Medicis Etranger (Fransa) Kar 2006 Nobel Edebiyat Ödülü 6月12日 EGE DE DEPREM ALARMISaat 11.07'de 4.2... Ege Denizi'nde bugün 11.07 sıralarında 4.2 şiddetinde bir deprem meydana geldi. İzmir'in Seferihisar İlçesi açıklarındaki deprem, Seferihisar, Çeşme, Alaçatı, Karaburun ve Urla ilçeleri ile İzmir'in bir bölümünde hissedildi. Denizin 14 km derinliğinde meydana gelen deprem, herhangi bir can ve mal kaybına neden olmazken, vatandaşlar arasında panik yaşanmadığı öğrenildi. (12 Haziran 2006 Pazartesi 6月8日 zeka şifresi
Artık Daha ZEKİ Olabilirsiniz...
Benden söylemesi.!
'Zekanın şifresi' sonunda çözüldü
Avustralyalı bilim adamları, manyetik alanların yardımıyla beynin bazı bölümlerini kapatarak normal zekadaki kişilerin zihinsel çevikliğini artırmayı başardı. Avustralya Ulusal Üniversitesi ve Sydney Üniversitesi'nce ortaklaşa yapılan araştırmada, 12 deneğin beyinlerinin sol ön lobuna, TMS (kafatasından manyetik uyarı) verilerek beyne kısa manyetik dalgalar gönderildi, daha sonra ise 150 farklı nesnenin gösterildiği monitörlere bakarak nesneleri saymaları istendi. Uygulamanın ardından deneklerin, sayabildikleri nesne sayısı artış gösterdi. Deneklerin hafızalarında ve analiz yeteneklerinde gelişme saptandı. Araştırmayı yürüten ekipten Profesör Allan Snyder, normal zekadaki kişilerin zihinsel kapasitelerini bu yolla artırmanın mümkün olduğunu söyledi. İngiliz bilim adamları, geçtiğimiz yıl yaptıkları araştırmada, TMS yöntemiyle beyne yollanan dalgaların, bunama riskini de azalttığını açıklamıştı. Bu gelişmeler ışında, yapay zekaya her gün bir adım daha yaklaşılıyor. 4月8日 Beyin kullanma kılavuzuBeyin kullanma kılavuzu
Mümin Sekman 'Bu hafta beynine iyi bak!' adlı bir kitapçık göndermiş. 'Beyin kullanma kılavuzu' olarak da vasıflandırılan bu kitapçık, Dennin Waitley'in 'Zihin paraşüt gibidir, ancak açıldığında iş görür' cümlesi ile başlıyor. Şimdi hep beraber bu 'paraşütü' açabilecek bazı noktalara göz atalım: - İnsan beyni ayakta iken daha iyi çalışırmış. Kararlarınızı yürürken almak faydalı bir şey. - Açık hava da beyine faydalı. - Yürürken kolları sallamak da beyni daha iyi çalışmasını temim edermiş. Demek ki en iyisi açık havada, kollarımızı sallayıp yürürken düşünmek. -Beyni kuvvetlendirmek için yabancı lisan öğrenmek, her gün bir kaç kelime ezberlemek, bazı listeleri ve telefon numaralarını ezberlemek tavsiye ediliyor. Ayrıca bilmece çözmek, satranç oynamak, Sudoku halletmek, yoga ve meditasyon da faydalı imiş. - Her zaman yaptığınız hareketleri değiştirin. Mesela telefonu, televizyonun kumandasını, su bardağını her zaman aynı elinizde tutmayın. Sık sık kullanmadığınız elinize alın. - Klişeleşmiş bile olsa atasözlerini okuyun ve manalarını ciddi olarak düşünün. - Güzel bir fotoğrafa, tabloya bakın, manzara seyredin. Sevdiğiniz bir müzik parçasını, bilhassa klasik müzik, dinleyin. Unutmayın klasik Türk Müziği diye de bir nesne var, eskiden akıl hastalarını bu müziği dinleterek tedavi ederlermiş! - Sizden farklı düşünen insanlar ile konuşun. Çocuklar ile sohbet edin. - Uzunca ve kaliteli uyuyun. Einstein günde 10 saatten fazla uyurmuş. - Bol su için, temiz havada bol bol nefes alın. - Bol bol kitap okuyun, okuduğunuz şeyler hakkında düşünün. Ve unutmayın insan korkularını da saadetini de beyninde yaratır. 4月4日 DİKKATEn çok kullanýlan Servis numarasý olan 118'e dikkat edin. Yorumu sizlere býrakýyorum. Ben ilk önce inanamamýþtým. Sonra girdim Telekom'un sayfasýndan baktým. Gerçek olduðunu görünce hayret ettim ve hemen gruba gönderiyorum. 118 ve 133 e dikkat !.. Bu numaralar 110, 112, 121, 122, 123, 124, 126, 154, 155, 156, 158''i ararsaniz ücretsiz 113, 153, 163, 166, 169, 174, 175, 176, 179, 180, 181'' ararsaniz 60 saniyede atacak bir kontur icin icin 72.000 TL/Dak. 185, 186, 187, 188,! 189, 114, 117, 119, 130, 170, 171, 172, 173, 178, 182, 183, 184''u ararsaniz,15 saniye icin 288.000 TL/Dak. Þimdi SIKI durun !.. 118''i ararsaniz 8 saniyede bir atacak kontur icin tam 540,000 TL/Dak., ve 133''u ararsaniz 3.6 saniyede atacak bir kontur icin 1.200.000 TL/Dak., Dikkat ederseniz bilinmeyen numaralari aradiginizda dakikalarca bekletirler. Sürekli olarak banttan " hatlarimiz dolu bekleyin" talimati verirler. Türkiye''de bilinmeyen numaralari sormanin bu kadar pahali oldugunu kim biliyor? Insanlarin bilgilenmek icin kullandiklari ve dunyanin her yerinde bedava olan bu kamu yararina hatlarin fahiþ fiyatlarda olmasi talimatini kim verdi?. Bu yazidan sonra hala bilinmeyen numaralari aramak istiyorsanzi cebinize dikkat edin Bilinmeyen numaralar için www.alo118.com kullanýn. 4月2日 BİR NİSAN KÜLTÜRÜ15. yüzyılın sonlarında, Haçlı ordusu Endülüs Müslümanlarının son kalesini kuşatır. Uzun süren bir kuşatma olmasına rağmen, kış aylarının da etkisiyle, kale korunabilmektedir. Durumun zorluğunu anlayan Haçlı ordusunun komutanı değişik taktikler düşünmektedir. En sonunda 31 Mart gecesi Kalenin önüne giderek bir elinde Kur'an bir elinde İncil "Şu iki kitap üzerine yemin ederim ki, teslim olursanız BU AKŞAM size bir şey yapmayacağım" der. Gerekli görüşmelerden sonra canlarının kurtarılması karşılığında Müslümanlar kaleyi teslim ederler. Ertesi sabah, yani 1 Nisan sabahı, Haçlı ordusu komutanı bütün Müslümanların öldürülmesi için emir verir. Bunun üzerine Müslümanlar "Yemin etmiştiniz, bize söz vermiştiniz" dediklerin de Haçlı ordusu komutanı "Benim sözüm size DÜN AKŞAM içindi, bugün için size bir sözüm yoktur" diye cevap verir ve bütün Müslümanlar orada Şehit edilir. İşte o gün bugündür 1 Nisan hristiyanlar arasında Hile günü olarak kutlanmaktadır ve bu bir gelenek haline gelerek Günümüzde 1 Nisan şakası haline gelmiştir. 3月31日 Türkiye'nin en güzel semt çarşılarıTürkiye'nin en güzel semt çarşıları
Türkiye'de hipermarketler daha açılmamışken bile semt çarşıları vardı. Bir evin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik her şey bulunur semt çarşılarında.Bu hafta jürimize Türkiye'nin en güzel 10 semt çarşısını sorduk, İstanbul'daki Beşiktaş Çarşısı birinci oldu.
Listedeki çarşıların arasında Beyoğlu'nun tarihi Balıkpazarı'nın yanı sıra Antakya'nın Uzunçarşısı da var. İlk 10'a giren çarşıların ortak özelliği bir eve lazım olacak yüzlerce ürünün bir arada bulunuyor olması. Kahvaltılık ürünlerden balığa, baharatlardan meyve ve sebzeye kadar pek çok ürün bu çarşılarda satılıyor. Jürinin seçtiği çarşıların bir özelliği de hepsinin bulundukları kentlerin sembolü haline gelmiş ve yöresel gıdaların satılıyor olması.
BEŞİKTAŞ ÇARŞISI Araç trafiğine kapalı Beşiktaş Köyiçi'ndeki çarşının geçmişi oldukça eski. Önce balık pazarı olarak açılan çarşıda bugün şarküteri, balıkçılar, bakkalar, marketler ve giyim eşyalarının satıldığı mağazalar çoğunlukta. Kaymakçı, Akkoyun Ciğercisi, Yılmaz Şekerleme, Moderen Fırın ve Meraklı Kuruyemiş çarşının eski esnafından. Çarşının müşterileri Beşiktaş ve çevresinden geliyor. Çarşı, araç trafiğine altı yıl önce kapatıldı. esnaf, müşteri otomobiliyle gelemediğinden satışların düştüğünü söylüyor. Fiyatlar kaliteye göre değişse de, orta halli insanların ihtiyaçlarını satın aldığı bir pazar burası.
MALTA ÇARŞISI İstanbul'un eskilerinden Malta Çarşısı, İstanbul'un en eski çarşılarından biri. Fatihlilerin özellikle gıda alışverişi için tercih ettikleri bir yer. Balıkçısı, ciğercisi, tavukçusu, kasabı, manavı, fırını ve şarküterileriyle Malta Çarşısı, hareketli semt çarşılarından biri. Balıkçılar, fırınlar ve şarküteriler Fatih Caddesi boyunca sıralanıyor. Şarküterilerden farklı bölgelere ait taze yoğurt, yumurta, bal ve tereyağı satın almak mümkün. Fırınların özelliği 24 saat ekmek çıkartıyor olmaları. Baharatçılar şifalı bitkilere meraklı müşterilerin uğrak yeri. İslambol Caddesi'nde ise nalburlar bulunuyor. Yine aynı caddedeki tarihi Şekerci Han da görülmeye değer. Fatih Camii, çarşının hemen yanında.
BEYOĞLU BALIK PAZARI Her gün taze balık bulunur Mezeciler, şarküteriler ve manavlar çoğunlukta. Yanı sıra fırınlar, baharatçılar ve küçük lokantalar da var. Balık Pazarı'nın en eski dükkanlarından biri Üç Yıldız Şekercisi. Çarşıda 1930 yılından beri satış yapan dükkanlardan biri de Saraylar Gıda. Meze ve peynir çeşitleri ağırlıkta. Doğu Karadeniz bölgesine ait yöresel ballar ilgi görüyor. Bayraktar Fırın eski bir kara fırın. Balıkpazarı'ndaki balıkçılarda her gün taze balık bulmak mümkün. Tarihi çarşı Duduodalar ve Sahne Sokak üzerinde kurulu. T şeklinde bir konuma sahip.
KADINLAR PAZARI Yöresel yiyecekler satılıyor Doğu ve Güneydoğu illerine ait yöresel yiyeceklerin satıldığı dükkanlarıyla, çayhaneleriyle, lokantalarıyla, kasaplarıyla adeta birkaç yüzyıl öncesinin pazarlarını andırıyor. Çarşının ismiyle ilgili rivayetler muhtelif. Kadınlar Pazarı, İstanbul İtfaiyesi'nden tarihi Zeyrek semtine kadar uzanan İtfaiye Caddesi üzerinde kurulu. Baraka tipi dükkanlarda kasapların, zahirecilerin ve çay ocaklarının çokluğu hemen dikkat çekiyor. Sayıları elliyi bulan kasapların hepsi et dolu. Güneydoğu'ya özellikle de Siirt'e ve Van'a özgü otlu peynir satan dükkanlar, sebzeciler, meyveciler, seyyar satıcılar var.
KEMERALTI ÇARŞISI İzmir'in can damarlarından biri İstanbul'un Kapalıçarşı'sı gibi. Pek çoğu kimliğini ve kişiliğini yitirmiş olsa da hanları, kendine özgü dokusu, camileri, Havra Sokağı, Hisarönü, Kestanepazarı gibi özel mekanlarıyla Kemeraltı İzmir'in can damarlarından biri. Geleneksel Türk el sanatlarından seramikler, çini panolar, ahşap ürünleri, tombaklar, halı ve kilimler, deri ürünlerinin her çeşidini bulmak mümkün. İğneden elektronik eşyaya kadar aranan her türlü mal ve hizmet var. Geleneksel Türk mutfağının damak tadını da daracık ara sokaklarında bulabilirsiniz. 10 yıl önce restore edilen tarihi Kızlarağası Hanı ise en popüler buluşma mekanlarından.
UZUN ÇARŞI Peynirin her çeşidi var Hatay'ın en renkli yerlerinden biri. Künefecilerle başlayan çarşıyı, peynirciler ve nar ekşisi satıcıları dolduruyor. Keçi peyniri, sıcak suya girip sünmüş olan sünme peynir, çökelek peyniri, az tuzlu nefis tadıyla kahvaltılık köy peyniri, künefe içinde kullanılan tuzsuz künefe peyniri, tel tel yenilebilen, düğümlenip salkımlar halinde satılan örme peyniri ve dil peyniri tuzlu yoğurtların dizildiği tezgáhlarda da çeşit zenginliği yaşanıyor. Son yıllarda çarşıya mağazalar da eklendi. Yaz aylarında yıllık izinlerini kullanmak için kente gelen gurbetçi vatandaşların uğrak yeri olan çarşıda, yaklaşık 300 dükkan hizmet veriyor.
HALK PAZARI Turistlerin gözdesi Turistlere yönelik olan Antalya Yeni Halk Pazarı, önemli ölçüde döviz girdisi sağlayan esnafa ev sahipliği yapıyor. Altı dönüm üzerine kurulu olan pazar, kentin gelişmesiyle birlikte 1991 yılından beri 3 kez yer değiştirdi. İçinde 150 dükkan, 94 büyük ve 44 küçük sergiyle hizmet veriyor. Hediyelik eşya, baharat ve giyim ürünleri daha çok turisti cezbediyor. Bunun yanında manav ve balık sergileri de var. 7 bloku giyim, 2 bloku sebze ve meyve, 1 bloku kasaplarla giyim ürünleri paylaşıyor. Kentin sabit olan en gözde pazarı. Pazarın ön kısmında bulunan 5 balık restoranı ise alışverişin akşam saatlerine dek sürmesini sağlıyor. Antalya Körfezi'nden çıkartılan taze balıklar, burada gece müdavimlerine ikram ediliyor.
MELEKGİRMEZ ÇARŞISI İsminin hikayesi ilginç Seyhan, Kocavezir Sokak üzerinde bulunan Melekgirmez Çarşısı 200 civarında toptancıyı barındırıyor. Tekstil ürünleri satan mağazalar çoğunlukta. Yaklaşık 5 dönüm üzerine kurulu. Çarşının ilginç bir de isim hikayesi var. 1915'e kadar Ermenilerin yaşadığı bölgeye daha sonra gazinoların ve pavyonların inşa edilmesiyle adı da Melekgirmez olmuş. Günümüzde ciddi bir iş merkezi haline gelen çarşıda ham mamul yok. İşlenmiş tekstil ürünleri satışı yapılıyor.
ULUS HALİ Orta ve dar gelirlinin çarşısı Ankara'nın en eski yerleşim yerlerinden birisi olan Ulus'ta kurulan Ulus Hali'nden, özellikle orta ve dar gelirli insanlar alışveriş yapıyor. Halde şarküteri ürünlerinden, et, balık, sakatat, sebze, meyve ve kuruyemişe kadar birçok ürün satılmakta. 10 balıkçı, 8 kasap, 6 tavukçu, 4 ciğerci, 16 mandıra ve 16 sebze sergisi olmak üzere toplam 60 dükkan bulunuyor. Hal esnafı, çarşının Almanlar tarafından yapıldığını söylüyor. Halin altında Roma kalıntıları da var. Çarşıda ürünler uygun fiyata satılıyor.
TİRE ÇARŞISI Ege'nin turistik pazarı Batı Anadolu'nun en zengin ve büyük pazarlarından. İzmir, Aydın, Manisa ve çevre ilçelerden satıcılarla alıcılar akın ediyor. Çeşitli sebzelerin günlük ve taze olarak satışa sunulduğu pazar, kuzukulağı, şevketi bostan, turpotu, hardal, pazı, mellengeç filizi, çoban düdüğü gibi otların da bolca bulunması nedeniyle, ot yemeklerini sevenlerin uğrak yeri. Ayrıca giysiler, takılar, el işlemeleri de satışa sunuluyor. Son yıllarda belediyenin seyahat acenteleriyle temas kurup işbirliği yapması sayesinde, Selçuk, Kuşadası gibi turistik ilçelerde tatil yapan turistler de Tire Pazarı'na turistik gezi düzenliyor. 3月23日 beyin ile ilgili
3月22日 renkler ve anlamlarıRenklerin gizemi, bilimsel çalışmalara konu oldu: Kırmızı, iştah açtığı için gıda logolarının vazgeçilmezi. Köprüler, huzur veren maviye boyanıyor. Taksiler neden sarı da, fast - food restoranların duvarları çoğunlukla kahverengidir? Peki bürokratlar neden lacivert kıyafetleri tercih ederler de, marka mağazaların tezgâhtarları pembe giyinir? Ege Üniversitesi Antropoloji Bölümü'nde doktora yapan Zülfikar Doğan, hazırladığı uluslararası bildiride renkleri ve şirketlerin bunu nasıl kullandığını anlattı. Çeşitli yerli ve yabancı araştırmalardan derlenen çalışmaya göre renkler ve şirketlerin renk politikaları şöyle: KAHVERENGİ: Gerçekçiliğin, plan ve sistemin rengidir. İnsanlar üzerinde canlılık, hareketlilik etkisi bırakır. Dünyadaki fast-food restoranlarının hepsinin sandalyeleri ve masaları kahverengidir. KIRMIZI: Mutluluğu temsil eder ve kişinin iştahını açar. Dünyadaki ünlü gıda firmalarının hepsinin logosunun kırmızı olduğunu hayretle fark edeceksiniz. Canlandırıcı, kışkırtıcı ve heyecan verici bir etki yaratır. YEŞİL: Doğanın ve baharın rengidir, insanların yaratıcılığını körükler. Ayrıca huzuru ve üretkenliği temsil eder, güven verir. O yüzden bankaların logolarında en çok tercih ettikleri iki renkten biridir. SİYAH: Gücü ve tutkuyu temsil eder. Hırsın da bir ifadesidir. En fazla konsantrasyonu sağlayan renktir. MAVİ: Huzuru temsil eder ve sakinleştirir. Kişinin gerginliğini azaltır. Batı'da bu etkisi yüzünden intiharları azaltmak için köprü korkuluklarını maviye boyarlar. LACİVERT: Sonsuzluğu, otoriteyi ve verimliliği çağrıştırır. Uluslararası toplantılarda tüm devlet başkanları lacivert takım elbise giyerler. MOR: Eskiden beri ihtişam ve lüksün son basamağı olarak düşünülür. Tarih yüksek sınıfların, saray mensuplarının daima morla bezendiklerini kaydeder. PEMBE: Uyum, neşe, şirinliğin ve sevginin simgesi. İnsanları rahat hissettiren ve dinlendiren bir renk. Pembe giyenlere ödeme yaparken kendimizi daha rahat hissettiğimiz tespit edilmiştir. SARI: Özellikle açık sarı kişiye huzur verir. Sarı ayrıca hüzün ve özlemin rengidir. Sarı, geçiciliğin ve dikkati çekiciliğin ifadesidir. Bu nedenle tüm dünyada taksiler sarıdır. BEYAZ: Beyaz renk istikrarın, devamlılığın ve temizliğin simgesidir. Bu yüzden fazla şaibeli olanların, beyaz ağırlıklı kıyafetleri seçmelerinde yarar var! 3月20日 JENOSİTJENOSİT:
Irk, din, dil ve kültür gibi belli özelliklere sâhip toplulukların veya grupların açık biçimde yok edilmesidir. Çeşitli biçimleri vardır. Bunlar:
1. Fiziksel jenosit:
İnsan vücudunun yok edilmesidir. Son yüzyılda toplulukların toptan yok edilmesi biçiminde görülmüştür. 1945 yılında kurulan uluslararası Nurenberg Mahkemesi Alman savaş suçlularına jenosit suçuyla yargılayıp, mahkûm etmiştir.
2. Biyolojik jenosit:
Zorunlu kısırlaştırma yoluyla bir ırkın çoğalmasını önlemek, âileleri parçalamak, belli grup üyelerinin birbirleriyle evlenmelerini önlemektir.
3. Kültürel jenosit:
Düşünce adamlarını elimine etmek, okul, müze, kütüphâne, kulüp, tapınak ve benzeri kurumları yok etmektir. Amerika'yı istilâ etmek için giden müstevliler kıt'anın esas sâhibi olan "Kızılderililer'i" hem savaşlarla öldürüp, hem de tek hayat kaynakları o lan bufaloları büyük sürüler hâlinde uçurumlardan aşağı yuvarlatıp soylarını tüketerek 20.000.000 (yirmi milyon) kişiyi katletmişlerdir. Bufalo, Kızılderili'nin etiyle, derisiyle, boynuzuyla... her şeyiyle tek yaşama kaynağı idi. Bugün hayatta kalan pek az gerçek Amerikan Kızılderilileri'nde ise %100'e varan depresyon, alkolizm ve bunlara bağlı ölümler söz konusudur. Yâni günümüzde Dünya'ya demokrasi getirmekle (!) meşgûl olan Bush ve çetesinin dedelerinin yazdığı tarih bütün jenosit türlerini muhtevî, hâttâ aşan bir mâhiyet taşımaktadır.
Günümüzde ise Türkiye'de her üçü artarak Türkler'e karşı uygulanmaktadır. Doğum kontrolü sâdece Türk bölgelerinde yapılmakta, Kürtler'in çoğalması ise teşvik edilmektedir. Terör hâdiselerinde on binlerce insanımız vefat etmiştir. Türk kültürü ise alenen Kürtleştirilmektedir. Sürekli pompalanan ve bütün televizyonlarda devamlı program yapansözüm ona san'atçıların alayı Kürt'tür. Büyük Ortadoğu Projesi'nin ilk büyük amacı Büyük Kürdistan'ın kurulmasıdır. Bunu anlamak için biraz gazete televizyon seyretmek, biraz olup bitene bakmak kifâyet eder; fazla zekâya gerek yok! Yapan kim? Türkler'i ve mensup oldukları İslâm'ı en büyük belâ olarak gören bütün Batı âlemi. Diğer İslâm ülkeleri (İran hâriç) zâten kucaklarında olduğu için, bütün plânlar bizim üzerimize müteveccihtir; İran için de bizi kullanmak istemektedirler. Bu arada bütün millî servetimiz "Küreselleşme" ve "AB'ye girme" yutturmacalarıyla tarihî düşmanlarımızın eline verilmektedir. Bu komplo teorisi filân değildir. Adamlar artık çok alenî oynuyorlar oyunlarını; bir anda müthiş bir Kürdofili ile akın akın Güneydoğu'ya gelmekteler. Kör bile görür, yeter ki görmek istesin. Millî reflekslerimiz söndürülüyor. Büyük medya beyinleri dehşet, vahşetve paparazzilerle afyonluyor. Türk askerinin kafasına geçirilen çuvalı unutturmak için dev bir bütçe ve uluslararası katılımla alelacele çekilen hayâlî bir "Kurtlar Vâdisi-Irak" filmiyle sanki gerçekmişçesine intikam aldığımız zannettirilmek isteniyor. O kadar trajikomik ki, gala gecesinde dâvetlileri Amerikan Askeri kılığında adamlar karşılıyor. Bu hazin senaryodan bizim cenahta nem'alanan da -ne hazindir ki- bir Türk holding patronudur. Peki, benim sevgili Kürt kardeşlerim sanıyorlar mı ki bu toprakları onlara bırakırlar? Tabii ki hayır! Henüz feodal kabileler topluluğu aşamasını aşamamış, tek bir lisana bile sâhip olmayan Kürtler'i kulllanıp Türk belâsından (!) kurtulduktan sonra, onları kukla gibi kullanıp, işleri bitince de posayı atar gibi harcarlar. Tıpkı Kızılderililer'e yaptıkları gibi! Ne hazin ki, artık zafer süngünün de ucunda değil; bilgi, bilim ve teknolojide. Kardeşlerim, uyanık ve dikkatli olalım. Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk'ün sâyesinde kurulan son hür ve bağımsız Türk devletini kurda kuşa yem ettirmeyelim. Gün o gündür. Askerliğe, mesleğimize intisap ederken ettiğimiz yemini
hatırlayalım.Sağcımızla, solcumuzla, Kürtlük de dâhil her türlü etnik mensubiyetimizle, Büyük Önder'in söylediği "kültürel milliyetçilik" düsturu altında toplanalım. Neydi o? "Ne mutlu Türk'üm diyene". Anneannesi Çerkez, babaannesi Etiler'e dayanan, soyadı Rumca ama öz be öz Türk olan Mehmet Kerem Doksat 3月17日 önemli duyuruE-POSTA ATTIĞINIZ KİŞİLERiN ADRESİNİ, "Bcc (Gizli)" KISMINA YAZMAK. Merhaba arkadaşlar, Sıklıkla bazı zincir e-postalar geliyor.Bunlardan birisi şu: "Bir hasta çocuk var. Bu e-postayı ne kadar çok 'forward' ederseniz, bir kuruluş bu çocuğun tedavisi için o kadar para verecek." Bu tamamen palavra ve adres avcılığıdır! Lütfen buna ve benzerlerine alet olmamak için,aşağıdaki yazıyı okuyunuz. SPAM nedir? SPAM'cilere alet olmamak için, ne yapmak lazım? Neden sizce arkadaşlarınız size "E-posta adresimi herkese gösterme!" diye uyarıda bulunuyor? Sizin e-posta adresiniz, kimin işine yarar diye düşündünüz mü? Eğer arkadaşınız sizden böyle bir şey talep ediyorsa, sebebi; "SPAM E-POSTALAR"a kurban olmak istememesidir. Öncelikle SPAM nedir? Bunun için aşağıdaki yazıya bir göz atalım... Sürekli aldığımız; "Bu mesaji bilmem kaç kişiye yollarsanız, X kuruluşu mesaj başına Y dolar Verecek!" veya ''Size gelen bu mesajı, en az 15 kişiye göndermezseniz, başınız dertten kurtulmayacak!'', "Bu bir tantradır, on beş gün içinde şu kadar kişiye gönder!", "Bu sitede Atatürk'e hakaret edilmektedir, 20.000 kişi birikince kapatılacaktır!" türünden e-postaların, gerçekle hiçbir ilgisi yoktur ve SPAM olarak adlandırılır! SPAM kapsamındaki diğer tip e-postalar; ürün satış ilanları, zincir mektuplar, ne idüğü belirsiz virüs uyarıları,dünya bilmem kimler birliği olarak zavallı Afgan kadınlarına veya bilmem kim kuruluşunun dünyayı zehirlediğine vs. yönelik imza kampanyaları,bilmem ne adresinden alınacak program ile surf yaparken para kazanacağımızı anlatan e-postalar, Microsoft'un yeni programlarına koyduğu bir kodla, bütün e-postaları izlemesi, sinemada iğne ile AIDS kapanlar veya böbrekleri çalınanlarla ilgili hikayeler, zavallı hasta bir çocuğun (hep aynı senaryo kullanılır) gönderdiği e-postanın her atılışında bilmem kaç kuruş para kazanacağı ile ilgili e-postalardır. Bu tür e-postaların hiçbirinin, gerçekle ilgisi yoktur ve tek amaçları; Bu tür e-postalar "forward" edildikçe, üzerinde toplanan e-posta adreslerinin toplanmasıdır. Dikkat edilirse; imza kampanyalarında bile e-posta adresinizi eklemeniz istenmektedir. Bu zincir mektuplarla toplanan adresler, daha sonra pazarlanmakta,"250.000 Türk'ün e-posta şifresi" gibisinden CD'ler ile satılmaktadır. Daha sonra, bu posta adreslerine abuk sabuk (genelde illegal) ürün İlanları gelmektedir. Bu tür ilanların sonundaki "Çıkmak için bilmemkim@bilmemnere.com adresine 'Remove' başlıklı bir e-posta göndermeniz yeter." yazısı KESİNLİKLE ciddiye alınmamalıdır! Genelde bu tür "remove" cevapları kaale alınmamakta, hatta e-posta Adresinin doğruluğunu kontrol etmekte kullanılmaktadır. Kullanıcının isteği dışında gönderilen bu tür e-postaların hepsine SPAM adı verilir ve e-posta adreslerinin gereksiz şişmesine yol açarak,gereksiz bir yük oluşturmaktadırlar. Ayrıca bir başka nokta daha var. Sizin e-postalarınızın bununla ne ilgisi var? Siz burada belirtilen tür e-postaları zaten hiç atmıyorsunuz. Sizin attıklarınız; zararsız/komik yazılar, karikatürler ve üstelik SADECE KENDİ ARKADAŞ ÇEVRENİZDEN BİR KAÇ KİŞİYE ATIYORSUNUZ. Aslında sizin kontrolsüz attıklarınızla, yukarıda belirtilen SPAM e-postaların hiçbir farkı yok. Sizin yolladığınız e-posta da, o arkadaştan bu arkadaşa gezinerek, en sonunda "To" kısmında 100 kadar arkadaşın adını içererek, bu adresleri toplayan birinin eline geçebilir. Sonuç? "Bu kişiler, benim e-posta adresimi nereden buluyor?" dediğiniz olmadı mı hiç? Peki, bundan kurtulmanın bir yolu yok mu? VAR. Aslında bu iğrenç durumdan kurtulmanın, çok kolay, çok kısa ve çok da zahmetsiz bir yolu var! Birden çok kişiye e-posta atıyorsanız; E-POSTA ATTIĞINIZ KİŞİLERiN ADRESİNİ, "Bcc (Gizli)" KISMINA YAZMAK. "Bcc (Gizli)"; "Blind Carbon Copy" demektir. "Bcc"nin "Cc"den ve "To"dan farkı: "Bcc"ye yazılan adreslerin, KİMSE TARAFINDAN GÖRÜLEMEMESİDİR. Yani; birden fazla kişiye yolladığımız e-postalarda, ARKADAŞLARINIZIN ADRESLERİNİ "Bcc"YE YAZMAK, BU SORUN İÇİN ÇÖZÜMDÜR. BUNUNLA BİRLİKTE "forward" ettiğiniz e-postaların başındaki "---Original Message---" kısmını silerseniz; hem yollanan e-postaların içeriği onlarca gereksiz satırdan kurtulacak ve böylece okunması kolaylaşacak, hem de e-posta adresi hırsızlarının işi zorlaşacaktır. Not: Bu postayı 1001 kişiye bugün ulaştırmazsanız yarın kel kalkın emi! AYRICAAAAAAAAAAAA OYGULAMAYAN HEM KEL HEM FODUL HEM DE FATİH ÜREK OLSUN! 2月15日 Tarihin en isabetli 10 yönetim kararıTarihin en isabetli 10 yönetim kararı
ABD'de yapılan bir araştırmada, Amerikan iş dünyası bugüne dek dünyada alınmış en başarılı 10 işletme yönetimi kararını şöyle belirlemiş... 10. İsviçreli saat üreticilerinin, kendi markaları için birbirleriyle rekabeti sürerken, uluslararası düzeyde öteki ülkelerin saat üreticilerine karşı işbirliği yapma kararı vermeleri. "İsviçre" ve "saat"'in bileşiminden oluşturdukları sözcüğü de, bu amaçla kurdukları ortak şirketin markası olarak belirlediler:"Swatch". Swatch ile birlikte, İsviçre'nin dünya saat piyasasındaki payı yüzde 15'ten yüzde 50'ye yükseldi. 9. Dell'in ürettiği kişisel bilgisayarları tüketicilere doğrudan kendisi satmaya karar verip organizasyonunu da bu amaçla yeniden düzenlemesi. Bu karar sonucunda yalnızca dağıtım kanallarına ayrılan pay değil, şirketin gereksinim duyduğu işletme sermayesi maliyeti de önemli ölçüde düştü. Nihai tüketicilere doğrudan ulaşabilmek, Dell'e ürünlerinde müşteri taleplerine en uygun tasarımı en kısa sürede gerçekleştirme, stok maliyetlerini büyük oranda düşürme ve müşteri hizmetlerinde büyük atılım yapma olanağı kazandırdı. 8. Barbie bebeklerin üreticisi Mattel'in, Barbie'nin yanına erkek arkadaşı Ken'i ekleme kararı. Ken, Barbie serisine eklenen ilk çeşitlemeydi; aynı zamanda, oyuncak bebeğe secere yaratmak, farklı kültürlerden yeni yeni akraba ve arkadaşlar eklemek yoluyla markayı daha da geliştirip güçlendirme politikasının da öncüsü oldu. 7. Antik çağ'da, Tebai kentinde bir köle sahibinin, kaçak bir kölesinin bulunup geri getirilmesi için bir duyuru yayınlatması. Bu duyuru, dünyanın bilinen en eski reklamıdır ve dünya reklamcılığının başlangıcı olarak kabul edilir. 6. Coca-Cola'nın, eski geleneksel formülüne geri dönme kararı. Yeni çıkarılan formül, lezzet testlerinden başarıyla geçtiği ve yeni ürünün tanıtımı için büyük bir reklam bütçesi ayrılıp harcanmaya başlandığı halde, şirket, sadık müşterilerinin istediklerine uyarak eski formülünü sürdürmeyi tercih etti. 5. Henry Ford'un, otomobil fabrikalarında çalışan işçilerin gündelik ücretlerine yüzde 100 zam yapması. Ford bu kararı, otomobil satışlarının hızlanması üzerine almış; gündelik ücretleri 2.5 dolardan 5 dolara çıkarmıştı. 4. Japon otomotiv şirketi Toyota'nın, Amerikalı W. Edward Deming'in ortaya attığı kalite tekniklerini uygulamaya karar vermesi. Amerikalı ve Avrupalı otomotiv firmalarının bu kararı izlemeye başlamaları 1980'leri bulmuştur. Oysa, Toyota bu kararı 1940'larda benimseyip "toplam kalite" anlayışını uygulamaya koymuştu. Bu yaklaşımdaki öncülüğü, Toyota'yı son yıllarda dünya otomotiv sektörünün zirvesine yükseltti. 3. Johnson & Johnson'ın, Tyleon adlı ilacı piyasadan toplama kararı. Birilerinin Tyleon kapsüllerine siyanür bulaştıması yüzünden sekiz kişinin ölmesi üzerine, Johnson&Johnson kendileri için insanların yaşamının ve sağlığının şirket kararlarından daha önemli olduğunu açıklayarak piyasaya verdiği ilaçların tümünü toplayıp imha etti. 2. Apple'ın, dünyanın ilk kişisel bilgisayarını üretip piyasaya sürme kararı. İlk kişisel bilgisayar olan Apple I'ın ardından Macintosh üretildi ve dünyanın en hızlı gelişen, ilerleyen sektörü böylece ortaya çıktı. 1. Bill Gates'in firması, Microsoft'un geliştireceği işletim sistemini başka bilgisayar üreticilerine de satabilmek için IBM'i ikna etmeyi başarması. IBM'in bu sözleşmenn konusu olan MS-DOS işletim sisteminin geliştirme maliyetinin büyük bir bölümünü ödediği halde, Gates'in istediği hakkı da tanıdı. Bu karar Microsoft'un inanılmaz yükselişinin başlangıcını; IBM'in ise sarsılmaz olduğuna inanılan tahtının sallanmaya, dağılmaya başlamasını simgeler. KİTAP TANITIMI- ETKİLİ İNSANLARIN 7 ALIŞKANLIĞIKİTABIN ANA BÖLÜMLERİ: Giriş 1.Alışkanlık: Proaktif Ol 2.Alışkanlık: Sonunu Düşünerek İşe Başla 3.Alışkanlık: Önemli İşlere Öncelik Ver 4.Alışkanlık: Kazan/ Kazan Diye Düşün 5.Alışkanlık: Önce Anlamaya Çalış, Sonra Anlaşılmaya 6.Alışkanlık: Sinerji Yarat 7.Alışkanlık: Baltayı Bile Yazar Hakkında Stephan R. Covey çevresiyle yaşadığı problemleri anlatmaya başlar ve ilk olarak kendi çocuğundan örnek verir, ve çocuğuna gösterdiği ilginin aslında “sen becerikli değilsin korunman gerekiyor” mesajını verdiğini anlar. Bunun üzerine çeşitli araştırmalara başlar ve dünya görüşünün gözle görmek değil, anlamak algılamak ve yorumlamak olan paradigmanın gücünden bahseder. İnsanların farkına varmadan yaşadıkları paradigmaların insan karekteriyle bağdaştıran R.Covey paradigmanın kişilik etiği sonucu olduğunu, değişimin gücü, görmek ve olmak, ilke merkezli paradigmalara yaşanmış güzel örneklerle okuyucusuna anlatmıştır.Covey yedi alışkanlığa gelmeden önce yaşamımızda güçlü bir etkisi olan alışkanlıklarımızın bilgi, beceri ve arzunun kesişmesi olarak ifade eder. Diğer bir boyutta alışkanlıklar bizleri sürekli olgunlaşma modeline, yani bağımlılıktan bağımsızlığa, oradanda karşılıklı bağımlılığa götürdüğünü anlatır. Şimdi etkili insanların yapmış oldukları yedi alışkanlıktan birincisine gelelim. 1.PROAKTİF OL: R.Covey, Henry David THOREAU’nin ünlü sözü insanların yaşam düzeyini bilinçli çabayla yükseltme konusundaki tartışma götürmez yeteneğinden daha cesaret verici bir gerçek bilmiyorum derken insanları hayvanlardan ayıran öz bilinç ya da kendi zihinsel sürecimizi düşünebilme yeteneğinden bahsederek bazı alışkanlıkların insanların DNA’sında bulunduğundan bahsetmiştir. Etkili insanların birinci alışkanlığı olan proaktivite iş yönetimi literatüründe sıkça kullandığımız fakat bir çok sözlükte yer almayan bir sözcük olup inisiyatif anlamına gelen yalnız inisiyatifi ele almaktan çok daha öte bir anlamı vardır. İnsan olarak kendi yaşamlarımızdan sorumlu olduğumuzu davranışlarımız, koşullarımız değil, kararlarımızın işlevidir. Değerlerimizi duygularımızdan üstün tutabiliriz. Bazı şeylerin olması için hem inisiyatifimiz hemde sorumluluk vardır. Sorumlu olduğumuzu bilmek ise diğer bütün alışkanlıkların temelidir. 2.SONUNU DÜŞÜNEREK İŞE BAŞLA: Yaşamınızın sonunun bir hayali sahnesiyle paradigmasıyla başlamaktır. Sonunu düşünerek işe başlamak, varacağınız yeri iyice belirleyerek başlamak demektir. Şu anda bulunduğunuz yeri ve attığınız adımların her zaman doğru yönde olduğunu anlamanız için nereye gittiğinizi bilmektir. Boş zaferler kazanmak için çaba sarf edilmemeli. Bizim için nelerin çok önemli olduğunu bilmeliyiz. Eğer merdiven doğru duvara dayanmamışsa attığımız her adım bizi yanlış bir yere doğru hızla götürür. 3.ÖNEMLİ İŞLERE ÖNCELİK VER: R.Covey bu bölümde üçüncü alışkanlığı açıklamasında 1. ve 2. Alışkanlıkların kişisel meyvesi, pratikte gerçekleşmesi olarak anlatmaktadır.1. Alışkanlıkta yaratıcı sensin, yönetim sende diye açıklayan R.Covey bunun temelinde insanlara özgü doğuştan gelen dört özel yetiden bahseder. Bunlar hayal gücü, vicdan, özgür irade, özbilinç.2.Alışkanlık, ilk yada zihinsel yaratım temelinde hayal gücü yani gözümüzün önüne beynimizle getirebilme ve vicdan.3.Alışkanlık fiziksel yaratımdır. Yani 1. ve 2.Alışkanlıkları yönetebilme özeliği. Liderlik ve yönetimden bahsedilmiş olan bu bölümde her iki unsurun birbirinden tümüyle farklılığından bahsedilmiştir ve etkili bir yönetim, önemli işlere öncelik vermektir, diyerek önemli işlerin neler olduğuna liderler karar verir demiştir. Ayrıca bunların gün gün öncelikli olarak gerçekleşmesini sağlayan yöneticilerdir. Yönetim disiplindir, kararları uygulamaktır. 4.KAZAN / KAZAN DİYE DÜŞÜN: Kazan, yaşamı bir rekabet arenası değildir. Güçlü yada zayıf, iyi yada kötü, kaybetmek yada kazanmak ama bu tür düşünce tarzı yanlıştır. Bu ilke daha çok güç ve mevkiye dayanır. Başkalarıyla ilgili ilişkilerimizde insana özgü eşsiz yetilerin, özbilinç, hayal gücü, vicdan ve özgür irade her birinin kullanılmasını gerektirir. Yani karşılıklı öğrenme, karşılıklı etkileme ve karşılıklı yararları içerir. Kazan / Kazan ilkesi bütün ilişkilerimizde başarının temelini oluşturur ve yaşamın beş boyutunu kapsar. Karakterle başlar, ilişkilere doğru ilerler, bundan anlaşmalar doğar, beslenir ve süreci içerir. 5. ÖNCE ANLAMAYA ÇALIŞ SONRA ANLAŞILMAYA: Bu ilke insanlar arasındaki etkili iletişim anahtarıdır. Biri konuşurken dört düzeyde dinleriz; umursamıyor, aslında onu dinlemiyor olabiliriz. Yada dinliyormuş gibi yaparız. Seçerek dinliyor, konuşmanın sadece belirli bölümlerini duyuyor olabiliriz. Dikkatle dinliyor, ilgi gösterip enerjimizi söylenen sözlere yöneltiyor olabiliriz.Ama pek azımız beşinci düzeyi; empati dinlemeyi yani kendisini karşısındakinin yerine koyarak dinlemeyi deneriz. Anlaşılmaya çalışmak ise Etos, Patos, Lagos’ tur. Bunlar nedir? Etos: Sizin kişisel inanırlığınızdır. Patos: Empatik yanınızdır, duygudur. Lagos: Mantıktır. Sunuşun, akıl yürüten kısmıdır.Üçünü bir arada deneyin 6. SİNERJİ YARAT: Sinerji ilke merkezli liderliğin özüdür. Sinerji? Bir bütün parçalarının toplamlarından daha büyük olması demektir. İki tahta parçasını bir araya koyduğumuz zaman, ayrı ayrı taşıyabilecekleri ağırlıktan daha fazlasını kaldırır.Bu bir sinerjidir. Kadın ile erkeğin dünyaya bir çocuk getirmeside bir sinerjiktir. Sinerjinin özü farklılıklara değer vermektir. Onlara saygı göstermek güçlü yanları üzerine inşa etmek, zayıf yanlarını telafi etmektir. 7.ALIŞKANLIK: Baltayı bile kendi kendimizi korumak ve geliştirmektir. Doğamızın dört boyutunu fiziksel, ruhsal, zihinsel ve sosyal yani duygusal olarak yenilemektir.” Baltayı bilemek” temelde bu dört yönlendirmenin hepsini birden ifade etmektir. Bunu yapmak içinde daha öncede bahsettiğim gibi proaktif olmak gerekmektedir. Bu yaşam boyu kendimize yapabileceğimiz en önemli yatırımdır. Biz kendi çalışmalarımızın aracısıyız ve etkili olup baltayı bu dört biçimde bilemek için düzenli olarak zaman ayırmanın önemini kavramak zorundayız. SONUÇ; A.Kitabın Ana Fikri: Kitap güzel ve başarılı bir şekilde yaşamamız için değişime ayak uydurmamızı sağlayan alışkanlıkları anlatıyor, ve bu değişimin yarattığı fırsatlardan yararlanabilmek için gerekli olan güce ulaşmanın yollarını anlatıyor.Bu kurallara uyarak zamanla insana yaraşır bir biçimde dürüst, uyumlu, bir yaşam sürdürülebilir. B.Kitabın Getirdiği Yenilikler: İnsanların evrensel ilkelere hayır demeyi öğrenmeleri, içlerinden gelen sese kulak vermeleri ve belirledikleri kendine uygun ideallere ulaşmalarında öncü olabilecek bir kitap. C.Kitap Hakkındaki Genel Değerlendirme: Sık sık şu sözlere tanık oluyoruz: Çok işim var, zamanım yetmiyor; Ailemle işim arasında bir türlü denge kuramıyorum. Birine öncelik verirsem, öteki zarar görüyor; Kendimi parçalanmış hissediyorum. Bunlar size bir şey ifade ediyormu? Ediyorsa, Önemli İşlere Öncelik, yaşantınızı değiştirmeniz için size yardımcı olabilir. Bu, zaman yönetimiyle ilgili basit teknikler öğreten bir kitap değil. Stephen Covey, size yeni bir saat yerine, bir pusula sunuyor; çünkü ilerlediğiniz yön, hareket hızınızdan çok daha önemlidir. Evrensel ilkeler uğruna “hayır” demeyi öğrenmek, vicdanınızın sesine kulak vermek, misyonunuza uygun hedefler belirlemek istiyorsanız, bu kitabı okumalısınız. Edineceğiniz bilgiler hem zamanınızı daha iyi kullanmanız, hem de yaşam kalitenizi yükseltmeniz için size yol gösterecektir. 2月13日 sır
2月10日 AYIN PERSONELİ Mİ ? CRM Mİ?Ayın değil yılın personelini bulduk Düşen müşteriyi hastaneye götüren Marks & Spencer elemanları "6.12.2005 günü Levent Metrocity'deki Marks and Spencer mağazasında kayarak düştüm. Bütün personel etrafımda toplanarak beni yerden kaldırdılar. İçtenlikle üzüntülerini belirttiler. Kendimi toparlamama yardımcı oldular. Her ne kadar "Beni taksiye bindirin, evime giderim" dedimse de kabul etmediler. Durumumun iyice anlaşılması ve hastanede kontrol edilmem için ısrar ettiler. Hastaneye gittiğimizde çekilen röntgende sol el bileğimde iki yerde kırık olduğu anlaşıldı. Mağaza olarak tüm masraflarımı karşılayıp kolumu alçıya aldırdılar. Mağaza müdiresi Yeliz Utku Savaş Hanım ve yardımcıları defalarca evime telefon açıp geçmiş olsun dileklerini ilettiler, çiçek yolladılar. Bence bu duyarlılıkları ile sadece ayın değil, ayların ve yılların mağazası ve personeli olmaya hak kazandılar. Bu vesile ile bütün Metrocity Marks and Spencer çalışanlarına teşekkür eder, şükranlarımı sunarım." n Meral Ertaylan Marks and Spencer çalışanları hakikaten gönülçelen bir jest yapmış. Aslında sinirlerin gerilmemesi, kalplerin kırılmaması, müşterinin kaçmaması hatta bağımlı hale gelmesi için küçücük jestler yapmak yetiyor. Bu olayda mağaza görevlileri ilgisiz davransaydı, Meral Hanım da Amerikalı olsaydı hemen bir tazminat davası açıverirdi. Müşterisine güvenen Lafayette Mağazası elemanları Ve bir de Fransa'dan aday var... "Ben size eşimle birlikte Paris'te yaptığımız bir alışverişimizden bahsetmek istiyorum. Gezimizin son akşamı Galeries Lafayette mağazasının erkek ürünleri binasına gittik. Eşim kendisine Lacoste marka bir hırka aldı. Ama bu arada mağazada alışverişlerimizi tamamlamak üzere son anonslar yapılıyor ve herkes yavaş yavaş çıkışlara yöneliyordu. Biz son olarak bir iki reyon daha dolanıp bir şeylere baktıktan sonra, 19.30 civarında otele döndük. Odamıza çıktığımızda mağazadan aldığımız poşet yanımızda değildi. O an onu başka reyonlara bakarken mağaza içinde bir yerlerde unuttuğumuzu anladık. Eşim hemen mağazayı arayıp böyle bir poşetin bulunup bulunmadığını sordu. Görevli, mağazada artık bütün işlemlerin bittiğini ve yarın sabah açılacağını söyledi. Açılır açılmaz gelmemiz konusunda bir öneride bulundular ama biz sabah uçağıyla Türkiye'ye dönüyorduk. Şansımızı denemek için hemen mağazaya döndük. Bize önce mağaza kapandı, alamayız falan dediler ama durumumuzu anlattıktan sonra yanımızda bir güvenlik görevlisiyle Lacoste reyonuna götürdüler. Sağa sola bakındık ama poşetimizi göremedik. Kredi kartı sliplerimizi ve fişimizi gösterdik ve tabii bir ton dil döktük. Sonunda ne oldu biliyor musunuz? Bize reyondan yeni bir hırka verdiler. İnanın böyle bir şeyi ne ben, ne de eşim beklemiyorduk. Bir an ülkemizde böyle bir şeyi yaşasaydık ne olurdu diye düşündüm. Alacağım cevabı duyar gibiyim: 'Yapabileceğimiz bir şey yok poşetinize sahip olsaydınız. Bizim sorumluluğumuzda olan bir olay değil bu' derlerdi. Bunu sizinle niye paylaştım biliyor musunuz? Yurtdışında insanların sözüne olan güvenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlatmak için. Çünkü biz kötü bir niyetle de böyle bir şey yapabilirdik; nitekim ülkemizde bunu yapan birçok insan var. Bizde insanların sözüne güven duyulmuyor ve maalesef bunu bizim insanlarımız kendileri bizzat yaptılar." Ebru Yalçın Bu örneği aslında müşteri ile mağaza çalışanları arasındaki güven sorunu nedeniyle buraya aldım. Durum, özellikle prestije önem veren markalar söz konusu olduğunda, Ebru Hanım'ın düşündüğü kadar vahim değil ama sık sık kaba davranışlarla karşılaşılıyor elbette. Ebru Hanım, siz de emin olun yurtdışında da iyi niyeti suiistimal eden bir dolu müşteri var. Mesele bu ihtimali göze alıp yine de müşteriye her zaman iyi niyetli yaklaşmak. 2月8日 Gmail üzerinden chat imkanı
1月27日 ARAŞTIRMAhttp://news.bbc.co.uk/1/hi/technology/4616700.stm sayfasında okudum ve paylaşmak istedim. İLK GÖRÜŞTE BEĞENİLEN, ETKİ YARATAN WEB SAYFALARINA İNANIRLIĞIN DAHA FAZLA OLDUĞU VE BU YARGININ İLK 20 SANİYEDE OLUŞTUĞUNU ANLATIYOR.
tavsiye ederim Okuyun!
1月26日 Firefox 1.5 Yayınlandı.
1月23日 bilmekte fayda var! BİZİM KÜLTÜRÜMÜZ - This is Turkish CultureTürk Kültürü, Türk Kültürünün kökleri, Orta Asyadaki göçebe, şamanist halklarin ortak eski kültürüne dayanir. Bu kültürün gelişme tarihi taş devrine kadar geriye dogru takib edilebilir, ve ilk Atın, Kurtun ve bazı diğer yabani hayvanlarin evcilleştirildiği ilk kültürdür. Ayrica süt ürünleri,keten ve Halı dokumacılığıda ilk bu kültürde geliştirildi. Türk boylari bu eski kültürden, Töre diye adlandırdıkları şahsi hukuk anlayişlariyla ayrılmışlardır. Inançlarından dolayı her boyun ayri isimi var olmuşsada ( Totemizm ) ''Türk'' halkının parçasi olduklarını unutmamişlardır, çünkü ''Töre''ye uyan boylara Törük (yada Török, Türük.Sonra Türk olmuş. ) , Töreden vaz geçen boylara ise Kazak adı verirlermiş. 4000 yıllık Türk tarihi süresince, Türk milleti tüm Avrasya üzerinde farklı Medeniyetlerle temasa girip, bazılarından Kültür öğrenip bazılarına Kültür öğretmiş.Sonunda insan tarihinin en zengin Kültürlerinden biri meydana gelmiştir. HAYATIN GERÇEKLERİNDEN: FOBİİİİİİFobiler, Gerçekte korku yaratmayacak bir objeye, aktiviteye veya duruma karşı aşırı korku duyma ve kaçınma davranışında bulunmaya fobi denir. Fobik kişiler belli bir durum, nesne veya aktivite ile karşılaştığında aşırı anksiyete duyar. Kişiler korkularının saçma olduğunun farkındadır, ancak korkularını mantıksal düşünerek engelleyemezler. Bu korkular fobik kişilerin günlük işlevlerinde bozulmaya neden olur. Fobiler toplumda sık görülür. Araştırmalarda toplumda %10 oranında fobik olduğu söylenmekle birlikte tahminen bu değer %25 dolayındadır. Araştırmalarda fobi sıklığının beklenenden düşük çıkmasının en önemli nedeni bu kişilerin hastalıklarının farkında olmaması ve tedaviye başvuruların az olmasıdır. Kadınlarda erkeklere göre daha sık görülür. Sosyal fobi genelde gençlik yıllarında özellikle karşı cinse ilginin arttığı dönemlerde ortaya çıkar. FOBİ NEDENLERİ NELERDİR ?Fobilerin gerçek nedenleri bilinememektedir. Öne sürülen fobi nedenleri türlerine göre değişmekle birlikte aynı fobi türünde de hastadan hastaya değişiklik gösterir.Ruhsal rahatsızlıkların çoğunda olduğu gibi fobilerde de neden biyolojik, genetik ve çevreseldir. Genetik yatkınlık: bazı özgül fobilerde genetik yatkınlık fazladır. Örneğin kan aldırma veya enjeksiyon yaptırma fobisi olan kişilerde ailede benzer hastalık normal topluma göre daha sıktır. Ancak bu yatkınlığın genetik veya çevresel etkenlere bağlı olarak gelişip gelişmediğini aydınlatacak araştırmalar henüz yetersizdir.Nörokimyasal nedenler: bazı insanlarda adrenalin ve noradrenalin salınımının fazla olmasının veya etkilenen organların bu maddelere normal insanlara göre daha duyarlı olmasının bu hastalığa yol açtığı ileri sürülmektedir. Verilen ilaç tedavileri de bu maddelerin salınımını veya bedensel duyarlılığı azaltmaya yöneliktir. Psikiyatride fobilerin geçmiş yaşantılara bağlantılı olarak geliştiği yolunda ispatlanmamış çeşitli teorileri mevcuttur. Watsonun öğrenme teorisinde fobilerin şartlandırılmış refleks davranışlar sonucu oluştuğu ileri sürülür. Bu teoriye göre daha önce kaygı uyandırmayan bir uyaran kaygılı bir uyaran ile bir araya geldiğinde öğrenme yolu ile kaygı uyandıran bir uyaran haline gelmektedir. Örneğin asansör korkusu olmayan bir kişi elektrik kesintisi ile asansörde mahsur kalma sonucunda asansör korkusu geliştirebilir. Bu olay öncesinde rahatlıkla asansöre binebilirken asansöre binemez hale gelebilir veya asansöre bindiğinde aşırı kaygı duyma görülebilir Freud’a göre fobiler bilinç dışı çatışmalarla ilgilidir ve ödipal kompleks ile ilişkisi vardır. Bastırılmış, bilinç dışına itilmiş bazı korkular yer değiştirerek normalde kaygı yaratmayacak bir nesne veya duruma yöneltilir ve bu şekilde fobiler gelişir. Yapılan araştırmalarda sürekli strese maruz kalan çocuklarda yaşamın ileri dönemlerinde yaygın fobik davranışlar görülebilmektedir. Sürekli stres yaratan nedenler arasında erken yaşta anne veya babanın kaybı, anne veya babadan ayrılma, ev içinde şiddete maruz kalma sayılabilir. Bazı bedensel hastalıklar , nörolojik ve psikiyatrik hastalıklarda fobik semptomlar görülebilir. Bu rahatsızlıkların ayırıcı tanı yapılırken dikkate alınması gerekir. FOBİ BELİRTİLERİ NELERDİR ?Korku yaratan obje, durum ya da aktivite ile karşılaşıldığında anksiyete belirtileri ortaya çıkar. Panik atakta görülen belirtilerin hemen hepsi fobik durumla karşılaşıldığındaortaya çıkabilir. Bu belirtilerden bazıları şunlardır: Çarpıntı Yüz kızarması Titreme Terleme Bulanık görme Nefes darlığı Ağız kuruluğu Yutkunma güçlüğü v.b. Sosyal fobinin panik bozukluktan tek farkı belirtilerin belli durumlarda ortayaçıkmasıdır. Panik bozukluğu olan kişiler ne zaman panik atak geçireceklerini bilirler ve panik atak geçirmemek için fobik durumlardan kaçınırlar. Örneğin asansör korkusu olan kişiler asansöre bindiklerinde panik atak geçirebilirler ve bundan korunmak için üst katlara merdivenlerden çıkıp inmeyi tercih ederler bu şekilde panik atak gelmesini önlerler. Yine uçak korkusu olan kişiler uçağa binmek yerine başka vasıtaları kullanarak yolculuk etmeyi tercih ederler. Fobisi olan kişiler bu kaçınma davranışını kullanarak panik atak gelişmesini önlerler. Panik bozukluğu olan kişilerde fobilerden farklı olarak panik ataklarının ne zaman, nerede geleceği belli değildir ve atağın gelmesi genelde önlenemez. Agorafobi:Agorafobi kişinin kolayca kaçamayacağı ortamlara girdiğinde ortaya çıkan yaygın anksiyete duygusudur. Yalnız başına sokağa çıkmak, kalabalık bir alanda bulunmak veya araba, otobüs ve uçak gibi araçlarla seyahat etmek bu yerler arasında sayılabilir.Sık görülen fobilerdendir. Sokakta rahatsızlanacağını düşünen bu kişiler evden dışarı çıkamaz hale gelir. Panik atak geçirenlerde agorafobi sıktır. Özgül fobiler:Özgül fobiler belli obje ve durumlara karşı aşırı korku duymak olarak tanımlanabilir.Korku duyulan obje ve durumla gerçek hayatta karşılaşma veya televizyon ve gazete gibi basın yolu ile karşılaşma aynı şekilde korku yaratabilir. Özgül fobiler genelde çocukluk çağlarında başlar, ancak yirmi yaşlarında rahatsızlananlar da sıktır.Sık görülen özgül fobiler şunlardır: Hayvanlar (yılan, köpek, kuş v.b.) Böcekler (örümcek, arı v.b.) Yükseklik korkusu Asansör korkusu Uçağa binmek yada araba kullanmak Kan görmek veya enjeksiyon yaptırmak v.b. Fobi türleri burada tek tek anlatılamayacak kadar çoktur. Hepsi ayrı ayrı tanımlanmıştır ve yeni fobiler de tanımlanmaya devam etmektedir. FOBİ TEDAVİSİ NASIL YAPILIR?Fobiler tedavi edilmediği taktirde çok uzun zaman devam edebilir, aslında tedavi olmaksızın düzelen hasta sayısı azdır. Fobi tedavisinde amaç kişinin kaçınma davranışını önlemek ve belli durumlarda ortaya çıkan anksiyeteyi azaltmaktır.Tek başına ilaç tedavisi genelde yeterli değildir. Bunun için antidepresan ilaçlarla birlikte değişik psikoterapi yöntemleri uygulanabilir. Fobilerde en sık kullanılan terapi yöntemi yüzleştirme (exposure) tedavisidir. Bu yöntemde hastanın korku yaratan durum veya nesnenin üzerine giderek ortaya çıkan anksiyete ile başa çıkması öğretilir. Anksiyete ile başa çıkma tedavisinde gevşeme teknikleri ve bilişsel davranışçı tedavilerden yararlanılır. Terapi grupları, aile tedavisi ve bireysel psikoterapiler kullanılan diğer terapi yöntemleridir. Tedavi süresi hastalığın şiddeti, yaygınlığı ve hastanın özelliklerine göre değişir. İlaç tedavisine yanıt ilk birkaç haftada alınır. Ancak tam düzelme daha uzun zamanda gerçekleşir. Tedavi ile tam düzelme sağlansa da ilaçlara bir yıl devam etmek gerekir. İlaçları doktor kontrolünde kullanmak ve kontrollü kesmek önemlidir. Bazı hastalarda daha uzun süre tedaviye devam etmek gerekebilir.Fobiye bağlı olarak alkol bağımlılığı gelişmiş ise fobinin tedavi edilmesi ile bağımlılığın tedavisi kolaylaşır. Altta yatan fobi belirtilerini ortadan kaldırmadan bağımlılıktan kurtulmak zordur. |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|