PINAR YESILTAY... 的个人资料PINAR (YEŞİLTAY) SEVİM照片日志列表 工具 帮助

日志


10月31日

YENİ WEB SAYFAM

Merhaba Arkadaşlar hazırlamış olduğum
web sayfama davetlisiniz...
10月17日

Nobel e Bir de bu gözle bakın... Tarafsızca okuyun!

17 Ekim 2006
Emin ÇÖLAŞAN  ecolasan@hurriyet.com.tr 

Nobel’li ’Türk’... Maskenin arkası


NÜFUS káğıdında "Türk" yazan birinin Nobel Ödülü alması çok sevindirici oldu.

Hele bazıları sevinçten adeta göbek attı. İşin perde arkasını irdeleyenlerin sesleri medyaya fazla yansımadı. Bu ortamda yansıması da zaten beklenmezdi.

"Türk"e Nobel Ödülü verilmesi süreci uzun süredir başlamıştı. "Türkler bir milyon Ermeni, 30 bin Kürt kesti" sözlerini o arkadaş boşuna söylememişti. Ödülü kapmak için bu ve benzer sözleri söylemek, romanlarında durup dururken Atatürk’ü aşağılamak gerekiyordu. Bu kulisler öylesine "ustaca" yapılacaktı ki, Bay Corc Bush İstanbul gezisinde kendisinden övgüyle söz edecek, Türkiye’yi abluka altına alan AB komiserleri onu evinde ziyaret edip övgüler düzecekti.

Corc Bush İstanbul’da yaptığı konuşmada o zattan boşuna "büyük yazar" diye söz etmedi. Elbet bir bildiği vardı.

Prof. Dr. Erol Manisalı, olacakları hepimizden önce görmüştü. 19 Aralık 2005 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’ndeki yazısının başlığı şöyleydi: "Orhan Pamuk Nobel’i garantiledi." Özetle şunları yazmıştı:

"Pamuk popüler bir yazar. Pamuk meselesi bundan mı kaynaklanıyor? Hayır. Onun sözde Ermeni soykırım meselesinde, ABD ve AB siyasi çevrelerinin görüşlerine destek vermesinden kaynaklanıyor. Bu desteği verirken Türkiye’yi aşağılayıcı bir üslup kullanıyor. Başkan Bush, Ortaköy’de yaptığı konuşmasında Pamuk’tan övgüyle söz ediyor. Brüksel (AB) siyasi çevreleri de her an arkasındalar. Washington ve Brüksel siyasilerinin ve bürokratlarının dayatmak istedikleri emperyalist tutuma destek veren açıklamalar yapıyor. Bush ve Brüksel çevrelerinin Orhan Pamuk’a verdiği desteğin nedenleri ortaya çıkıyor. Ben söylemiyorum, kendileri söylüyor. Emperyalizmin çirkin yüzünün içimize yansıyan çarpıklığını yaşıyoruz.

Sömürgecilerin ekmeğine yağ sürüyorsunuz ve bunu özgürlük adına, demokrasi adına diye pazarlıyorsunuz. Ne acı..."

Erol Manisalı,
bu arkadaşın Nobel’i hangi yöntemlerle, hangi pazarlıklarla garantilediğini taaa 10 ay önce yazmış.

* * *

Şimdi de TC uyruklu ve Nobel’li arkadaşın bir romanından Atatürk’le ilgili birkaç alıntı yapalım!

"Çocukluğunda kız kardeşiyle tarlada karga kovalayan sapık bir padişah... Sonra kasaba meydanına dolanır, Atatürk heykeline sıçan güvercinleri ayıplar... Atatürk kendini içkiye vermiş meyhane kalabalığına Cumhuriyet’i emanet etmiş olmanın güveniyle gülümsüyordu... Atatürk’ün leblebi zevkinin ülkemiz için ne büyük bir felaket olduğu..."

Rahmetli Ahmet Taner Kışlalı öldürülmeden kısa süre önce, 27 Ocak 1999 tarihli yazısında Orhan Pamuk için şöyle yazıyordu:

"İnandıklarını açıkça savunanlara hep saygı duydum. O düşüncelere karşı olsam bile. Ama o yürekliliği gösteremeyip de bunu sinsice yapmaya kalkışanlara, oraya buraya ’bityeniği’ sokuşturanlara hep tiksinerek bakmışımdır. Bunu hep zayıf bir kişiliğin, zavallı bir ruh halinin yansıması olarak görmüşümdür. Oyun maskesiz oynanmalıdır. Çirkinlikleri gizleyen maskelerin indirilmesini de tüm ’gerçek aydınlar’ görev saymalıdır... Ve Pamuk adlı yazarı isteyen okumalı, isteyen sevmelidir.

Ama ne olduğunu, kim olduğunu bilerek! Maskenin ardındaki gerçek yüzü görerek!"

* * *

Hayat öğrenmekle geçiyor! Şimdi bir şeyi daha öğrenmiş olduk. İsveç’ten Nobel kazanmak için Orhan Pamuk gibi olacaksın. O ülkelerde ağırlanacak, gelir elde edecek, lobi faaliyetini hem ABD, hem de AB nezdinde çok iyi sürdüreceksin.

Türklerin Ermenileri ve Kürtleri kestiğini engin bilginle açıklayacak, hatta bilançoyu bile vereceksin!

"Bir milyon Ermeni, 30 bin Kürt!"

AB
ülkeleri ve Nobel Ödülü’nü veren İsveç seni ayakta alkışlayacak, Nobel kulisleri kızışacak. "Bizim Orhan tam isteğimiz adam" sözleri Avrupa ve İsveç’te yankılanacak.

Ama o veciz sözlerinde Ermenilerin kestiği on binlerce Müslüman Türk, PKK’nın şehit ettiği altı bin askerimiz ve polisimiz yer bulmayacak.

Yazdıkların ve verdiğin demeçler için onlardan hep "aferin" alacaksın.

Ermenileri
ve Kürtleri kestiğimizi, soykırım yaptığımızı savunacak, Atatürk’le alay edeceksin.

Yine de, ben bu arkadaşa Nobel Ödülü verilmiş olmasından dolayı çok mutluyum valla! Niçin?..

Çünkü onun kimliğinde "TC" yazıyor. O bir "Türk!"

İnanmayan nüfus káğıdına, pasaportuna baksın!


Arkadaş ABD ve AB’yi hoşnut kılmayı başarmış, kulisini yapmış ve yaptırmış, Fransız Parlamentosu Ermeni tasarısını onaylarken, aynı anda ödülü kapmış. Rastlantı!

Türkiye’de daha nice Orhan Pamuk’lar var, darısı onların başına!

Bir Yorum

 

 

SADECE BİR YORUM


> Gazeteler; TGRT'den yüklü maaş, lüks cip ve araba alan ünlü artistlerin
> dudak uçuklatan anlaşmalarını yayınlıyor. Bir şarkıcıya toptan 3 milyon
> dolar, ötekine ayda seksen milyar maaş, berikine 700 bin Dolar...
> Bu arada hediye edilen yüz bin dolarlık cipler, trilyonluk villalar da
> caba. Peki, bu durum sadece TGRT'de mi böyle?
> Hayır! Son yıllarda medya ve eğlence sektöründe, Amerika'ya parmak
> ısırtacak rakamlar telaffuz edilmeye başlandı. Milyonlarca dolarlık
> transferler, yüz-yüzelli bin dolar aylık maaşlar herkesin çenesini
> yoruyor. kendisini dinleyenlere göbek attırma hünerine sahip şarkıcılar,
> milyonlarca dolarlık servetin sahibi oluyor.
> Görgüsüz "sosyete" düğünlerinde şarkı-türkü söyleyenler bir gecede iki
> "ekstra" çıkarıp 100 bin doları cebe koyuyor, ertesi gün programları
> için sete, bir sonraki gün de dizilerine koşuyorlar. Peki bu adamlar
> kadınlar, topluma hangi katkıda bulunuyorlar da bu servetlere kavuşuyorlar
> dersiniz? Bu paraları kim ödüyor ve daha önemlisi neden ödüyor?
> ***
> Bu soruların cevabı basit: Bir takım hanende sazende takimi, bizden
> enayilik vergisi alıyorlar. Onlara bu büyük serveti kazandıran şey; bizim
> toplumsal enayiliğimiz. Değerler sistemi aşırı derecede bozulmuş,
> ayakların
> baş başların ayak olduğu bir toplumda yaşanan çarpıklığın, her el çırpan
> kişinin arkasından ağzı açık ayran budalası gibi koşmamızın sonucu bütün
> bunlar. Kendileri gibi erkek olan arabesk şarkıcısının çıplak ayaklarına
> dokunabilmek için birbirini ezen kalabalığın psikopatolojik yansımaları.
> Her taraflarından löpür löpür et ve yağ fışkıran terli eşcinsel
> şarkıcılara
> hayranlıkla bağlı olan ve onların
> söylediği şarkının ritmine uyarak kalça tokuşturan aslan parçası
> erkeklerimizin eğlence dünyası. Adamlar ve kadınlar, böyle bir toplumdan
> enayilik vergisi tahsil etmesin de ne yapsın!
> ***
> Siz siz olun; sakin Mehmet Akif'in, istiklal marşının ödülünü almamasını
> ama son günlerinde çektiği sefaleti unutun, Nazım Hikmet'e sahip çıkmayın,
> Sabahattin Ali'yi kim öldürdü diye sormayın, Melih Cevdet Anday ne yapıyor
> diye merak etmeyin, Türkiye'nin AB'ye alınması karşılığında hangi bedelle
> karşı karşıya olduğuyla ilgilenmeyin, Fazıl Hüsnü Dağlarca nasıl geçiniyor
> diye aklınıza takmayın, Avni Arbaşı ziyarete gitmeyin, Cemil Meriçin
> kitaplarına el sürmeyin. Doğdukları ev müze yapılacak, adlarına enstitüler
> kurulacak, üniversite doktoraları hazırlanacak değerlerinizi bir an önce
> tepelemeye bakin.
> Çünkü kültür, şiir, resim, nitelikli müzik, düşünce gibi kavramlar bu
> millete zararlıdır. Allah korusun, onun aklini falan bozar! Bu insanların
> çıktığı televizyon kanallarını hemen "zap"layıp, kalça-göbek lümpen
> eğlence
> dünyasına zıplayın. Ve paşa paşa enayilik verginizi ödeyin.
> Sonra sokaklara çıkıp "Bütün dünya şaşırma, sabrımızı taşırma!" diye
> bağırın. Bizler gibi bir avuç insana da "damarlarımızda mevcut olan asil
> kanı" arayarak ömür tüketmek düşsün. Bence bu yazıyı forward yapmak vatan
> hizmeti olur.
> Zülfü Livaneli

10月13日

FRANSA ve CEZAYIR

İşte Fransanın Cezayire yaptığı soykırım !!!

http://youtube.com/watch?v=GEyXkAMmYPg

yorumlarınızı video görüntüsünün altındaki "comments" bölümüne yapın.



10月12日

ilginç bir firar hikayesi

Amerika'da, müebbet hapis cezasına çarptırılan bi adam, sabah akşam hapishaneden kaçmanın yollarını düşünüyomuş. Bi gün bahçede volta atarken gardiyanların bi tabutu cenaze arabasına yüklediğini görünce nihayet aylardır aradığı fikri oracıkta bulmuş. Burası büyük bi cezaevi olduğu için her hafta mutlaka 2-3 kişi Tanrı'nın rahmetine kavuşuyomuş. Mahkum, gardiyanlardan birine, cenaze olduğu bi gün tabuta konularak kaçırılması karşılığında epey yüklüce para teklif etmiş. Gardiyan korktuğundan başta biraz mızırdanmış ama sonra paranın cazibesine kapılıp kabul etmiş.
Gardiyan adama, gece cenazelerin bekletildiği yerin anahtarından yaptırıp vermiş. İlk cenazede adam tabutun içine girecekmiş. Cenaze defnedildikten sonra da, gece gardiyan gelip adamı mezardan çıkaracakmış.

Plan aynen uygulamaya konmuş. Kaçma ateşiyle yanıp kavrulan mahkum ölüye aldırmadan sıkış tepiş tabutun içine girmiş. Sabah da gardiyanlar tabutu cenaze arabasına yüklemişler ve mezarlığa götürüp laf olsun diye yapılan bir dini törenle gömmüşler.

Mahkum tabutun içinde sabırsızlanarak gardiyanın gelip onu çıkarmasını bekliyomuş. Epey vakit geçtiği halde gelen giden olmayınca biraz biraz endişelenmeye başlamış. Bayağı bi zaman geçip de hala gelen olmayınca bizimki hafiften tırsmaya başlamış. "Acaba kendim çıkabilir miyim?" diyerek etrafı araştırmak istemiş. Cebinden zar zor çakmağını çıkarıp yakmış. Tabutun üstünü incelerken gözü bi an yanındaki ölüye takılmış. Ve o an donup kalmış! Yanındaki ceset anlaşmayı yaptığı gardiyanmış!..,

ALINTIDIR...
9月9日

şarkı sözü

 

Gördüğüme Sevindim Söz

Seslendiren:
Grup Gündoğarken

Görmesem daha iyiydi
Seni orada o gece
Aradan yıllar geçti
Silinmedin hafızamdan
Her gece gibi bir geceydi
Seni görene kadar
Birer birer çıktılar
Yerlerinden hatıralar
Hatıralar unutulmaz
Duygularıma esir oluyorum
Seni görünce
İnsan bin kere mi yanıyor
Bir kere sevince
Ruh bedenden ayrılıyor
Çekimine girdim
Bir kere daha yandım
               Ama canım
Gördüğüme sevindim
Bin kere daha yanarım
               Sana canım
Gördüğüme sevindim


Gönderen: Beril Taşdelen 
8月1日

3 Önemli DUYURU

3 Önemli DUYURU

 

>>>MESAJ 1-

>>>
>>>USA'dan 1 konteyner dolusu "tekerlekli sandalye"
>>>
>>> geldi ve talebe
>>>
>>> bagli olarak dagitim yapilacak. Cevrenizde
>>>
>>> tekerlekli sandalye
>>>
>>> ihtiyaci olan ve temin sansi bulunmayan kisiler var
>>>
>>> ise LUTFEN
>>>
>>> ACILEN BILDIRIN!Altunizade Kulubu olarak temin
edip
>>>
>>> kendilerine
>>>
>>> ucretsiz olarak verilecektir..
>>>
>>> Erol AYVACIKLI
>>>
>>> NGM Uluslararasi Tas.Tic.Ltd.Sti.
>>>
>>> Kosuyolu-Istanbul
>>>
>>> Tel: 0216 326 41 66
>>>
>>> Fax: 0216 326 33 53
>>>
>>>
>>>
>>>
>>>
>>> MESAJ 2-
>>>
>>> Turkan SABANCI isimli tam donanimli bir okul var,
>>>
>>> gormeyen cocuklar icin.
>>>
>>> Hatta aralarinda zeka yonunden kusurlu ama
>>>
>>> egitilebilir.
>>>
>>> Ancak gormeyen cok sayida cocuk da var.
Istenirse,
>>>
>>> yatili bolumu de var.
>>>
>>> Ama ogrenci sayisi kapasitesinin altindaymis...
>>>
>>> Yer: Uskudar
>>>
>>> Tel: 0-216-310 49 12
>>>
>>> Mudur: Feyzullah GULER
>>>
>>>
>>> MESAJ 3 -
>>>
>>> Veysel VARDAL Gorme Engelliler Ilkogretim Okulu.
>>>
>>>Yer: Sariyer
>>>
>>> Tel: 0-212-201 12 92
>>>
>>> Mudur: Muzaffer TEN
>>>
>>> Bu okullar ogrenci azligindan kapanma tehlikesi
>>>
>>> icinde.
>>>
>>> Oysa kimbilir,bu imkanlara muhtac kac cocugumuz
var
>>>
>>> cevremizde.
>>>
>>> Bize dusen gorev, bu cocuklarimizi bulup bu imkani
>>>
>>> onlara ulastirmak.
>>>
>>> LUTFEN BU MESAJI CEVRENIZDEKI HERKESE ULASTIRIN,
>>>
>>> BELKI BIR COCUGUN
>>>
>>> EGITILMESINE, YA DA TEKERLEKLI SANDALYE IHTIYACI
>>>
>>> OLAN BIRISINE
>>>
>>> FAYDAMIZ DOKUNUR
7月13日

İzmir'de hafif şiddetli iki deprem

İzmir'de hafif şiddetli iki deprem
 
Çandarlı körfezi açıklarında hafif şiddetli deprem meydana geldi.

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsünden alınan bilgiye göre, Çandarlı Körfezi açıklarında saat 17.40 meydana gelen 4.2 büyüklüğündeki depremin ardından İzmir Körfezi açıklarında da saat 17.43 sıralarında 3.7 büyüklüğünde bir deprem oldu.

Depremin Çandarlı ve Aliağa'nın bir bölümünde hissedildiği, can ya da mal kaybının olmadığı bildirildi.

7月5日

SİNİRLENDİĞİNİZDE bu öyküyü hatırlayın

SİNİRLENDİĞİNİZDE bu öyküyü hatırlayın
 
Öfke ile kalkan zarar ile oturur
 
Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında, üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş.
Hemen oğlunun yanına koşmuş ve çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış. Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye götürmüş. Doktor, çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da elinden bir şey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklarını kesmek zorunda kalmış.
Çocuk ameliyattan çıkıp gözlerini açtığında, bandajlı ellerini fark etmiş ve gayet masum bir ifadeyle,
“Babacığım, kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm.”
 demiş ve sonra babasına şu soruyu sormuş:
“Parmaklarım ne zaman yeniden çıkacak?”
Babası eve dönmüş ve hayatına son vermiş...
 
Birisi masaya süt döktüğünde ya da bir bebeğin ağladığını işittiğinizde bu öyküyü hatırlayın.
Çok sevdiğiniz birine karşı sabrınızı yitirdiğinizi anladığınızda, önce biraz düşünün. Kamyonlar onarılabilir, ama kırılan kemikler ve incinen duygular hiçbir zaman onarılamaz; genellikle kişiyle performansı arasındaki farkı göremeyiz.
İnsan hata yapar.
Hepimiz hata yaparız.
Fakat öfkeyle ve düşünmeden yapılan şeyler, insanı sonsuza kadar rahatsız eder.
Harekete geçmeden önce durun ve düşünün.
 Sabırlı olun. Anlayış gösterin ve sevin.
 
ve sevgilerle kalın ;)
 

çocuk psikolojisi / önemli

ALINTI

*Selma, 6 çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğuydu,  bana geldiğinde 8 yaşındaydı.
Selma'nın onu psikolojik olarak susmaya iten,  "seçici konuşmazlık" dediğimiz  sürece getiren olaylar beş yaşındayken  başlamıştı.
Selma, beş kardeşi, anne ve babasıyla kendi  halinde normal bir yasam sürerken, bir gün annesi hastalanıyor.
O dönemlerde beş yaşlarında.
Kendisinden büyük  iki abla, bir ağabey ve kendisinden küçük iki  kardeş daha var..
Küçük kardeşin yeni  doğduğu dönemde anne ciddi  sağlık sorunlarıyla karşılaşıyor.
Uzun süre  tedavi görüyor. Yoğun  uğraşılara rağmen iyileşmiyor. Hastane ortamından  evine gidip son  günlerini evinde  huzur  içinde yaşasın diye doktorlar  tarafından eve  gönderiliyor.
Birkaç ay evde babaanne ,hala ve benzeri  yakın  akrabaların  yardımıyla  yaşatılıyor.Bir gün hayata gözlerini kapatıyor.
Anneye en fazla  ihtiyaç  duyulan dönemde anne, Selma'nın hayatından çıkıp   gidiyor.
Aradan 1,5 yıl geçiyor. Kendi hallerinde bir  şekilde yaşamaya alışıyorlar.
Büyük kızlar evde yemek yapıp, en küçük çocuklara annelik yaparken, elma  babasıyla birlikte dükkanda çalışıyor.
Dükkanları evin hemen alt katında olduğu için  baba endişe duymadan  iş  hayatına devam ediyor.
Çocuklarını kimseye muhtaç etmeden yük  etmeden  idare  ediyor.
Bir gün ablalar ve ağabey, kardeşlerini alarak  yakın akrabalarına gidiyorlar.
Selma babasının yanından ayrılmıyor.
Çok ısrar ediyorlar ama istemediği  için gitmiyor.
Babası da gitmemesine ses  çıkarmıyor.
Öğleden sonra baba kız dükkanı temizlemeye  başlıyorlar.
Selma  babasının  istediği gibi her yeri bir güzel  temizleyip  süpürüyor.
Daha sonra  radyoyu açıyor. Müzik dinlemeye başlıyor.
Ancak dışardan  gelen sesler nedeniyle  müziği duyamadığı için, sesini iyice açıyor. Babası da başının  ağrıdığını  söyleyerek müziğin sesini kısmasını istiyor.
Selma, babasının söylediğini duymamış gibi yapıyor.
Hani çocuklar sıklıkla  yaparlar ya..
Bir süre sonra babası, başının çok ağrıdığını  söylüyor.
Yüzü  asılıyor. Selma, gidip gelip babayı  kontrol ediyor baş  ağrısı geçti mi diye.
Babası  baş ağrısına dayanamayarak eve ilaç almaya  çıkıyor.
Sıcaktan bunaldığını,kendini kötü hissettiğini söylüyor.
Dükkana  dikkat etmesini  hemen bir  ağrı  kesici alıp geleceğini de ekliyor.
Eve çıkıyor. Aradan  epey zaman geçmesine rağmen  baba yok.
Bekliyor  baba yok. Merak edip  yukarıya babasına bakmaya çıkıyor.
Eve giriyor.Babasına sesleniyor. Cevap  yok.
Tam  oturma odasına giriyor ki babası o anda Selma’nın gözleri önünde  kalp krizi  geçirmeye başlıyor.
Selma  babasının çırpınmalarına, yerde   tırmalamasına...vs. vs.
şahit oluyor. Babası son nefesini verip yerde  cansız yatarken,uyandırmaya çalışıyor.
Babası uyanmıyor... Camdan aşağı doğru bağırmaya başlıyor:
"İmdat.. Babama bir şey oldu... Yardım edin!.."
kısa süre içinde ev  mahalle halkıyla doluyor...
Cenaze işlemleri bitince 1,5 yıl önce anneleri ölen bu altı kardeşin ne  olacağı tartışması başlıyor..
kimi "yanımıza  alalım",kimi "yuvaya verelim", kimide "hepsine birden nasıl bakacağız" diyor.
En sonunda akrabalar aralarında anlaşıyorlar."her birimiz birisini alalım.  Böylece çocuklar yurtlarda perişan olmaz, arada sırada da olsa birbirlerini  görürler."
Diye düşünüyorlar.
Selma'yı çok sevdiği halası alıyor. İki yıldır Selma yanlarında ve hiç  konuşmuyor.
Duyduklarım beni çok etkilemişti. Daha önce gidilen uzmanların isimleri  beni endişelendirmişti.
Bir yandan da bir şeyler yapabilirim belki diye düşünmeden edemiyordum.
Hikayesinden çok etkilendiğim bu kızı merakla bekliyordum.
Halası olan biteni tek tek anlattı.
-Gelinimiz ve ağabeyimin ölümünden sonra ben de onu bir türlü mutlu edemedim. İki yıldır yüzü hiç gülmüyor. Kendiliğinden hiç bir şey yapmıyor. Sadece  konuşmasa neyse ama sanki kurulmuş bir robot gibi.örneğin sofraya oturup  yemek yiyeceğiz " Hadi Selma sofraya otur!" diyoruz oturuyor. “Hadi Selma  artık kalkabilirsin demeden “kalkmıyor. Önceleri aldırmadık. Baktık olmadı  karşımıza aldık uzun uzun konuştuk anlattık.

Ona evimizin bir kızı olduğunu,  evdeki herkes kadar her şeye hakkı olduğunu... hiçbirisi fayda etmedi.Zamanla öfkelenip inadını kırmak için bazı taktikler uygulamaya başladık. Sofra  hazır  olunca gel otur demedik, aç kaldığı günler oldu. Yada artık kalkabilirsin demedik saatlerce sofrada oturdu. Hadi artık uyu demedik , sabaha kadar koltukta öyle oturdu. Vicdanın yoksa söyleme..."
Onunla yaptığım ilk seans dün gibi aklımda. Hal hareketleri dinlemiyormuş gibi ama tüm alıcılarını bana çevirdiğini hissettiğim tavırları.
- Biliyor musun ben seni çok sevdim
- ......
- Vallahi çok ciddiyim, çok sevdim.
- .....
- Ne güzel hiç konuşmuyorsun, diğer çocuklar gibi kafamı şişirmiyorsun ..
Gözlerimin içine bakıp gülümsemesini saklamak ister gibi dudaklarını ısırarak başını salladı.
- Biliyor musun bazen çocukların hayatlarında bazı şeyler yolunda gitmiyor,  benim işimse bunları yoluna koymak. Beni dinlediğini biliyorum .. hatta  benimle konuştuğunu bile hissediyorum. Çocuklar benden yardım isterler, ben  de onlara yardım ederim.Bu hep böyle  oldu.
-.......
- Ama şu an işler değişti. Sana yardım etmeyi ben istiyorum. Eğer bana yardım edersen , izin verirsen seni susturan şeyin ne olduğunu bulurum.Gerçekten... inan bana...izin verir misin?
-(Başını salladı! Evet başını salladı! )
- Elimde bazı resimler var, o resimleri çocuklara gösteriyorum onlar da  bana resimlerle ilgili hikayeler anlatıyorlar. Onlar bana hikaye anlatınca  ben  de onların mutlu olmasını sağlıyorum. Yani bütün sır hikayede.  Biliyorum sen konuşmuyorsun. Ama hikaye anlatmak istersen,konuştuğunu  kimseye söylemem. Bu ikimizin sırrı olur.Anlaştık mı?
Bir süre düşündü. Başını sağa sola salladı. Evetle hayır arasında gidip  geliyordu. Birden evet anlamına gelecek şekilde başını salladı.Karşımdaydı...ben
ona  resimler gösteriyordum o da bana hikayeler anlatıyordu. İşimiz bittiğinde  ona çok teşekkür ettim.
Anlattıklarını analiz etmeye bile gerek yoktu. O kadar saf, o kadar temiz,  o kadar kendi hikayesini anlatmıştı ki... Selma'nın bilinçaltı karmakarışıktı. İşte Selma'nın analizden geçmesine bile gerek bırakmayan,halasını dinlerken gözyaşlarına boğan, beni analiz yaparken hıçkırıklara boğan hikayesi...

"Bir varmış bir yokmuş, bir zamanlar bir ülke varmış. Bu ülkede anne babasıyla yaşayan çok mutlu çocuklar varmış.Çocuklar kardeş kardeş hep oynarlarmış, anne babaları onlara hiç kızmazlarmış. Bir gün bu çocukların annesi hastalanmış. Çocuklar çok üzülmüş.Ama kimse çocukların üzüldüğünü anlamamış. Anneyi hep hastaneye götürmüşler. İlaçlar vermişler. hem de acı acı ilaçlar. Anne,sırf çocuklarını yalnız bırakmamak için içmiş bütün o acı  ilaçları. Çocuklara hep annelerinin iyileşeceği söylenmiş. Bir gün anneyi eve getirmişler. Çocuklar anne geldi diye çok mutlu olmuşlar. Anne hep yatakta yatmaya başlamış.
Artık cocuklarına yemekler yapmıyormuş. Çocuklar çok üzülmüşler.Annelerinin  yanında oyunlar oynamaya başlamışlar. Annelerinin yanında niye oynuyorlarmış biliyor musun ? Anneleri eğlensin diye. Ama babaanneleri hep  kızıyormuş onlara.
"Gürültü yapıp durmayın.Anneniz zaten sizin yüzünüzden hastalandı" diye.  çocuklar çok yaramazlık yaptı diye anne hastalanmış meger. Çocuklar da anne iyileşsin diye onu eğlendirmek istiyorlarmış ama kimse  anlamıyormuş. herkes çocuklarını azarlayınca anneleri de cok üzülüyormuş..
Bir gün anne ölmüş. Herkes ağlamış. Çocuklar annenin neden öldüğünü anlamış.
Yaramazlık yaptılar diye. Çocuklar evde babalarıyla yaşamaya başlamışlar.Bir gün anane gelip yemek  yaparken, çocuklar gürültü yapmışlar.Anneanne onlara kızmış "kızım
sizin  yüzünüzden hasta oldu. Hiç annenizin sözünü dinlemediniz hasta ettiniz kızımı. Sizin yüzünüzden de  öldü. Sözümü dinlemeyip gürültü yapar,çok konuşursanız beni de öldürüp  ortada kalacaksınız. Kim bakacak size?"demiş.
Bir gün Selma , babasıyla dükkanda oturuyormuş. Ablaları kardeşleri amcalarına gitmişler. Selma babasının yanından ayrılmak istememiş. Hiç gürültü yapmadan hep babasına yardım ediyormuş. Anneleri çocuklar evde yokken hastalanmış ya. Babası yalnız kalır hastalanır diye yalnız bırakmak istemiyormuş. Babaları çocuklarını hiç
kızmıyormuş zaten. Gürültü yaptıklarında bile.. Selma dükkanda babasına yardım etmiş, her yeri mis gibi yapmış. Elleri de acımış biraz. Radyoyu açmış. Babasının başı ağrımış. "Kızım kapat  şunun sesini" demiş. Selma duymuş ama duymamazlıktan gelmiş. En sevdiği  müzikler varmış. Babası biraz sonra eve gitmiş. İlaç alıp gelecekmiş.Gitmiş,gelmemiş.
Selma’nın aklına hemen anneannesiyle babaannesinin söyledikleri gelmiş. Annesi zaten çocukların yaramazlığı yüzünden ölmüştü ya. Selma çok korkmuş  eve çıkmış. Babasını aramış. Odaya girince bir bakmış, babası bir şeyler  yapıyor. Selma çok korkmuş. Babası Selma’ya "git" der gibi işaretler yapmış.  Selma gitmemiş. Babası yerde uyumaya başlayınca uyandırmaya  çalışmış. Uyandıramayınca ağlamaya başlayıp komşuları çağırmış.Sonra ev kalabalık olmuş. Selma kimseye söyleyememiş ama çok üzülmüş..babası "git"  dediği halde gitmemiş. Yine babasının sözünü dinlememiş. Eğer gitseydi, müziğin sesini açıp babasının başını ağrıtmasaydı babası ölmeyecekti. Selma'nın yüzünden öldü. Akrabalar çocukları paylaşmışlar. Selma ablalarından ayrılmak istememiş.  Küçük kardeşini de çok seviyormuş. Halası yanına gelip "kızım sen artık  benim kızımsın bizimle yaşayacaksın" demiş Selma çok mutlu olmuş. Öyle mutlu olmuş ki, halasını çok seviyormuş,  istediği zaman kardeşlerime götürürler, diye düşünmüş..Halasının evine  gidince "artık bunlar benim yeni anne babam" demiş kendi kendine. Ama birden korkmaya başlamış. "Annemle babamı ben öldürdüm. Yaramazlık yaptım sözlerini dinlemedim. Yeni  annemi babamı çok seviyorum.Ya onlara da bir şey olursa ben ne yaparım.?" Sonra aklına bir şey gelmiş. Gece yatmadan önce yatağının başucuna oturup dua  etmeye başlamış. "Allah’ım .. ben çok yaramaz bir kızım. Annem babam benim yüzümden öldü.Halamlar çok iyi insanlar. Ne olur benim yüzümden onları da yanına alma. Eğer onları da alırsan ben kimin yanında kalırım? Ne olur Allahlım bana yardım et. Hiç konuşmamam için bana yardım et. Ne zaman gürültü yapıp söz dinlemesem annem babam ölüyor. Hep susmam için bana  yardım et Allah’ım. Ne söylerlerse yapacağım, onlar söylemeden hiç bir şey yapmayacağım... Ne olur onları benden alma!.." O günden sonra Selma hiç konuşmamış. Gülmemiş. "Eğer gülersem evde gürültü  olur, başları ağrıyıp ölürler" diye korkmuş. Hep susmuş.. Hikayesi bitince Selma gözlerimin içine baktı ve ekledi;"Biliyor musun?  Hala her gece dua ediyorum. Allah’ım ne olur konuşmayayım, konuşmamam için  bana yardım et! Diye. Bazen çok mutlu oluyorum. O zaman çok korkuyorum sevinçten çığlık atarım da gürültü  olur, annem ölür diye"
O küçük bedeniyle ne kadar büyük bir görev üstlenmişti. Kaçımız en konuşkan, en geveze çağımızda kendimizi susturmayı başarabiliriz  ki? Kaçımız bir dondurma alındığında bile sevinç çığlıkları atabilecekken, bu  yoğun duyguyu bastırıp susmaya devam edebiliriz ki?Kaçımız?Bu kadar sevilmek... bu kadar değer verilmek...



Psikolog / Psikoterapist
Mehtap Kayaoğlu

"Öpücük kutusu" adlı kitabından

6月15日

DÜNYA GENELİ BİR SORU

Dünya çapında bir anket yapılmış. Sadece bir soru sorulmuş:

"Lütfen dünyanın geri kalan kısmındaki yiyecek eksikliğine bir  çözüm ile ilgili kişisel görüşünüzü dürüstçe belirtiniz."

Anket büyük bir başarısızlıkla sonuçlanmış. Çünkü;

- Afrikada insanlar "yiyecek" kelimesinin ne anlama geldiğini bilmiyorlar.

- Batı Avrupa'da insanlar "eksiklik" kelimesinin ne anlama
geldiğini bilmiyorlar.

- Doğu Avrupa'daki insanlar "kişisel görüş"ün ne anlama geldiğini bilmiyorlar.

- Orta Doğu'da insanlar "çözüm"ün ne anlama geldiğini bilmiyorlar.

- Güney Amerika'daki insanlar "lütfen" kelimesinin ne anlama
geldigini bilmiyorlar.

- Israil'deki insanlar "dürüstlük" kelimesinin ne anlama geldiğini bilmiyorlar.

- Ve Amerikada'ki insanlar "dünyanın geri kalan kısmı"nın ne
anlama geldiğini bilmiyorlar
6月13日

Talking about ilginç gerçekler (alıntıdır)

 

Ünalın sayfasından çaldım!! he he heee

ilginç gerçekler (alıntıdır)




Uzayla ilgili geçekler

Güneş:Güneş jüpiterden bin kat, Dünyamızdan bir milyon katdaha büyüktür.
Jüpiter:Güneş sistemindeki bütün gezegenleri bir araya getirirsek Jüpiter'in büyüklüğüne erişemezler.


Dünya ile ilgili gerçekler

Isı:Dünya üzerindeki en soğuk yer, ortalama -54 derece ile Antartika'dır.En sıcak yer ise ortalama 34 derece ile Afrika'da bulunan Etiyopyadır.
En kuru çöl:Şili'deki Atacama Çölü en kuru çöldür.Bazı yerlerine 400 yıl yağmur yağmamıştır.Diğer bölgerine ise hiç yağmur yağdığı görülmemiştir.
En uzun nehir:Dünyadaki en uzun nehir Afrika'daki Nil Nehri'dir.Bu nehrin uzunluğu yaklaşık 6.600 km kadardır.
En yüksek uçurum:Dünyanın en yüksek kayalık uçurumu Hawaii Adası'nın kuzey kıyısında bulunur.Burada yükseklik bazen 1.005m'ye ulaşır. Bu yükseklik 275 katlık bir gökdelenle eş değerdir.
Hala büyüyor:Atlantik, dünyanın en büyük ikinci okyanusudur ve hala büyümektedir.Her yıl 4 cm kadar genişler ve bunu yaparken, Avrupa ile Amerika'yı birbirinden giderek uzaklaştırır.
Felaket bölgesi:Deprem kayıplarında Çin ilk sıradadır.1556'da meydana gelen depremde 830.000 kişi ölmüştür.
Altın madeni:Dünyadaki denizlerde çok yüklü miktarlarda altın bulunur.Eğer bu altınların hepsi çıkarılıp dünyadaki herkese dağıtabilseydi, birer kilo altınımız olurdu.


Hayvanlar

En büyük hayvan: Dünyadaki en büyük havan mavi balinadır.Yetişkinlerin boyu 34 metreye, kilosu 190 tona ulaşır.
Uçan memeli:Uçabilen tek memeli hayvan yarasadır.En büyük yarasa uçan tilkidir.Kanatlarının uzunluğu 183cm'dir
En hızlı:Bütün memeliler arasında en hızlısı çitalardır.Hızları saatte 115km'ye kadar ulaşabilir.
En zehirli:Deniz kobrası dünyanın en zehirli yılandır.Zehiri normal bir yılanınkinden yüz kat daha güçlüdür.


İnsanlar

Aç mısınız?:Yaşamınız boyunca 30.000 kilo kadar yemek yersiniz.Buda 6 filin ağırlığına eşittir.
Bunu yut:Yutulan yiyecek vücudunuzda 3,5metre yol alır yani bir otomobilin uzunluğu kadar.
Saç:Bilinen en uzun saç Hint'li bir rahibindi.1949'da saçının boyu 8metre olarak ölçüldü.Yani kolunuzdan 13 kat daha uzun.
Isı:Vicudun normal ısısı 37 derecedir.Eğer ısı 25 dereceye düşerse ölebilirsiniz.



İnanabiliyor musunuz?

X ışınlı gözler:1930 da bir New York'lu gözlerini kullanmadan görebileceğini iddia etmişti.İddiasını kanıtlamak için bakmadan yoğun trafikte motor siklet sürdü.Hiçbiyere çarpmadı.Kimse bunu nasıl başarabildiğini bilmiyor.
Büyük yük:Mısır'daki büyük pramit 30 yılda inşa edilmiştir.Kullanılan taşlarla Fransa'nın çevresine 3 metre yükseklikte duvar yapılabilir.
Mucize:Bir Alman pilot 1930'da uçağından atladı.Bir fırtına bulutunun içinden geçti.Bunun içinde buzla kaplandı.Buz ölesine kalındıki düştüğünde pilota hiçbirşey olmadı
6月12日

DUYURU

Otobüste yumurta lahmacun yasak!
Türk Ticaret Kanunu tasarısının alt komisyonda kabul edilen
maddelerine göre şehirlerarası yolculuklarda yumurta, soğan,
pide ve lahmacun yiyenler, canlı hayvan taşıyanlar cezalandırılacak

günün sitesi

Gerçekten oldukça ilginç bir haber!!!
Günümüzde elektronikleşmeyen bir çöpçatanlık kalmıştı zaten!
 

GÜNÜN SİTESİ: Eski eşini getir yenisini götür

Bu site; Tıpkı buzdolabı, halı kampanyalarındaki

gibi  ’eski eşini getir, yenisini götür’ sloganıyla

çalışıyor. yenibires.net sitesinde boşanmış, dersini almamış ve yeniden evlenmek isteyenler buluşuyor.
(11 Haziran 2006 Pazar)

Social Club adlı internet organizasyonu, boşanmış ve tekrar evlenmek isteyen

insanları bir araya getirmek için yeni bir site kurdu. Üyelik sistemiyle çalışan

yenibires.net sitesi, Social Club’ın bundan önceki organizasyonu single turizm

 gibi adından çok söz ettireceğe benziyor. Çünkü yenibires.net’in diğer çöpçatan

isteyenlerinden önemli bir promosyon farkı var: Eski eşini getirene, ilk ay üyelik

bedava. Bu yüzden de kendilerine okuyanı gülümseten bir slogan seçmişler:

Eski eşini getir, yenisini götür.

Siteye bekár ya da boşanmış kişiler üye oluyor. İçeride fotoğraflarıyla ve

özellikleriyle  kendilerini tanıtıyorlar.

Site üzerinden birbirleriyle tanışan insanlar, düzenlenen yemek, brunch, gezi gibi

etkinliklerde bir araya gelip tanışıyorlar.

TEK GİT ÇİFT DÖNDE 43 KİŞİ EVLENDİ

6月10日

kumdan heykel


Fotoğrafta gördüğünüz heykeller, Antalya Lara'da 'sahil kumuyla' yapıldı...

Antalya'da ilk kez düzenlenen "Anadolu Efsaneleri" ana temalı Uluslararası Kum Heykel Sergisi'nde son rötuşlar yapılıyor...

Lara Plajı'ndaki 8 bin metrekarelik alanda sürdürülen çalışmalarda 10 ülkeden 22 heykeltıraş, kum sanatçısı ve heykel bölümü öğrencisi toplam 50 sanatçı, Antalya'nın kızgın güneşi altında kumlara bir ay süresince şekil verdi. Türkiye'nin çeşitli yerlerinden 10 bin ton nehir kumu getirilerek şekil verilen 100'ün üzerindeki heykelin açılışı yarın yapılacak. Kum Heykel Sergisi'nin yaratıcısı ve daha önce de Portekiz ve İspanya'da sergi açan Portekiz doğumlu Türk heykeltıraş Alper Alagöz, Lara'da yapılan kum şehrinin Türkiye'de ilk olduğuna dikkat çekti. Alagöz, "Nasrettin Hoca", "Nemrut Efsanesi", "Ferhat ile Şirin", "Nuh'un Gemisi", "Peri Bacaları" gibi temaların işlendiği heykel sergisinin 15 Ekim'e kadar açık kalacağını söyledi. Sergi alanına giriş ücretleri 5 ile 8 YTL arasında değişecek.


6月8日

BAŞARI TEMENNİSİ

Sınavlar Başladııııııı...
 
Tüm öğrenci arkadaşlara BAŞARILAR!
 
5月15日

SIRADIŞI HIRSIZLIK HİKAYELERİ

Bu zekalarını normal işlerde kullansalar. Memleket kalkınır vallahii


>    Artik hirsizlar, olayi profesyonellige cevirmis
>durumda, aman dikkat!!!
> >Yasanmis olaylardir...
> >     1- Kari-koca gece evlerine  donduklerinde koridorda bir   adamla
> >    karsilasirlar. Bir anlik saskinliktan sonra yabanci adam bayana
> >     >>donerek "Madem bu geceyi kocanla gecirecektin, niye beni
cagirdin?"
> >     >>diye hisimla sorar ve kizginligini belirten bazi hareketlerle
evden
> >     >>bir anda cikar. Tabi kari-koca bu olaya bir anlam veremez
> >     >>baslangicta fakat erkek, karisina bu olaydan oturu bir hayli kizar
> >     >>ve hatta onu bosayacagini  soyler. Aradan bir kac gun gectikten
> >     >>sonra Karakol'a cagirilan kari-koca, yakalanan suclu ile >
> >     >>yuzlestirilir ve olayin aslinda bir hirsizlik oldugu anlasilir.
> >     >>
2- Yine kari-koca evlerine donduklerinde evin icinde bir yabanci
> >gorurler, bu kisi gayet sik bir  takim elbise giymis ve elinde
> >telsiz  olan birisidir.Karsilasma aninda yabanci, evsahiplerine
> >"Evinize hirsiz girdigi yolunda komsulariniz tarafindan  ihbar
> > aldik, ben sivil polisim, evi kontrol etmeye geldim"der ve devam
  >>eder, "Beyefendi asagida  sokagin kosesinde ekip otomuz var,
>vakit kaybetmeden siz ekip otosuna gidip sikayet dilekcesi doldurun." der
  >>ve erkek hizla asagiya iner. Yabanci "Hanimefendi siz de ziynet
   >>esyasi  veya paraniz varsa onlari kontrol edin" der, bayan hemen
    >>altinlarinin bulundugu yere  gider ve sevincle "neyse hala yerinde
    >>duruyorlar" demesiyle; yabanci bayanin kafasina agir bir seyle
> >   vurur. Yabanci da bayanin cikardigi yerden altin, para, v.s.leri
> >alip hemen kacar.Koca ekip otosunu bulamayip evine geldiginde
> >karisinin baygin, altinlarin da calinmis oldugunu  gorur..
> >     >>     >> >XXXXXXX COK ONEMLI XXXXXXXXXXXXXX

> >     >>Ozellikle bayan arkadaslar dikkat .......
> >     >>Insanlar taksiye bindigi zaman cantasini hemen
>yanina koyarya...Bunu bilen uyanik taksiciler soyle bir
>olay gerceklestiriyorlar.
> > Bahsettigim bayan yorgun argin bir taksiye biniyor ve cantasini
> > sag yanina koyuyor.Bir nefesleniim falan derken sofore gidecekleri
istikameti
> > soyluyor ve cantasindan selpak almak uzere sag yanina donuyor ki
> > canta yok!!  Once bir araniyor bakiyor yere,saga-sola canta yok!!
> > Taksiciye soyluyor "cantam ile bindim fakat cantam simdi yok cek
> >kenara" diye.Taksici gayet piskin "ne biliim teyze ben senin
> >?antani.unutmussundur , bir yerde.inmek mi istiyorsun" diyor.Ama
> >teyzem uyanik."Hayir" diyor devam et"."Herhalde unuttum biryerde.Inecegim
yerde ben sana evden
> >parani oderim".Yol uzerinde bir karakolun onunden gecerken,isiklarda
> > duruyorlar.(Teyzem o istikametten goturuyor cunku taksiyi!)Tam
>karakolun onunde aciyor teyzecim kapiyi memuru cagiriyor.Taksiyi
> > kenara cektirip bir cirpida anlatiyor olayi.Meger polisler bu olayi
> >  >>bilirmis.Polis memuru taksiciye hemen "bagaji ac" diyor.Bagaji bir
>>aciyorlar ki bagajda bir adam!!!!Binen musterinin sag ve
>>soltarafina bagajdan dogru,cok ozenle yapilmis,farkedilmeyen
> >  delikler aciyorlar ve hooop cekiyorlar cantayi bagaja!! Canta cok
> >     >>buyukse cekemiyorsa icine dalip cuzdani telefonu falan aliyorlar!
> >     TAKSIDE BAGAJLARA dikkat! mutlaka bu notu cevrenizle paylasin.
> >susmayin..sira size gelmeden....
5月12日

İZMİR DE TEHDİT ALTINDA

Not: Bu tip haberleri artik Izmir'de de duymak olasi. Hatta benim
duydugum pes artik dedirtecek cinsten. Olayi size de anlatayim.

Artik çay, ayran, tren,yabanci gibi sözcüklere karsi beynimiz duyarli
olsa da anlatacagim hakikaten berbat bir sey.
Olay Gaziemir'deki (izmir) bir büyük alisveris magazasinda gerçeklesiyor.
Bir anne yaninda çocuklariyla (sanirim 2 çocuk ve küçük) alisverisini
yapip marketten çiktiktan sonra içeride daha görülmesi gereken çok küçük
bir isinin oldgunu animsiyor ve bu is (ne bilmiyorum-fis, poset unutma vb
olabilir) o kadar kisa zamanda yapilabilecek bir is ki çocuklarina siz
burada durun, ben
hemen dönüp gelecegim, çok küçük bir isim var, siz burada oturun diyor ve
içeriye giriyor.
O sirada içeride parfüm reyonunda bulunun bir adam (ki bunlar hiç de
sandigimiz gibi izbandut görünüslü pala biyikli filan degildirler) bizim
anneye afedersiniz esime parfüm alacagim dogum günü için de, ben karar
veremedim, bir de bayan gözüyle su parfüme siz baksaniz diyor ve parfümü
koklatiyor.
Kadin bayilinca kaçilin esim bayildi, temiz havaya çikarirsam düzelir
diyerek hizla disari çikariyor. Sonra da malum bildiginiz olay, tüm iç
organlari aliniyor ve cesedi de yol kenarina atiliyor...

BU OLAYLAR ACAYIP DERECEDE ARTTI, HERKES GERÇEKTEN ÇOK DIKKATLI OLSUN! BU
ARTIK PARA DELILIGININ SON HADDI (MI ACABA?). BU GRUPLAR ORGANIZE OLARAK
ÇALISIYOR YANI DOKTOR DA EKIP DE HEP BIR DOLASIP ÇOK KISA SÜRE IÇERISINDE
ORGANLARI ALIYORLAR, NE OLDUGU BILE ANLASILMADAN YANI. EMINIM YÜZÜNÜZÜ
ACI BIR IFADE KAPLADI...LÜTFEN ÇOK DIKKATLI OLALIM, GEÇTI O ESKI ANADOLU
INSANININ OLDUGU DÖNEMLER....ÇOKTAN GEÇTII.

TANIMADIGINIZ YABANCI KISILERDEN NE KADAR KALABALIK BIR ORTAMDA DAHI
OLSANIZ KESINLIKLE YIYECEK, IÇECEK V.S . KABUL ETMEYIN.

TÜRKIYE'DE ARTIK INSANLAR ÖLÜ-CANLI INSAN HAYVAN DEMEDEN ACIMASIZCA
KATLEDIP PARAYA ÇEVIRMEYE BAKIYORLAR!. ;

BU MAIL I TÜM SEVDIKLERINIZE, TANIDIKLARINIZA ILETIN. MAILI OKUYACAK
DURUMDA OLMAYANLARA VE AILELERINIZE SÖZLÜ OLARAK
ANLATIN.
5月10日

Japonyada İnternet cafeler Böyleymiş :)


Japonyada İnternet cafeler Böyleymiş :)

 
 
internet cafe isletenleri delirten sorular...

1- Bilgisayarda calisan ogrencinin elektrik kesildikten 15 dakika sonraki
sorusu;
- Elektrik mi kesIk?


2- Bos bilgisayar yok mu?
- Yok
- Hic mi yok?


3- Word''lu bilgisayar var mi?
- Hayir cilekli ve vanilyali var sadece.


4-Cikinti alabilir miyim? (Printerdan cikti almak icin )
- Cikti versek


5- Ciktilar hep siyah beyaz mi oluyor?
- Hayir ara sira yesil uzerine eflatun ordek desenli de cikiyor.


6- 14 numarali bilgisayar cok salak yaaaaa....
-Rahmetli babasida oyleydi,babasina cekmis


7- Bilgisayar alabilir miyim?
- Tabi 1 mi olsun, 1,5 mu?


8- Internet geri geldi mi?
-Gitti hala donmedi,kayip ilani verdik,araniyor


9- Iceriye yiyecekle girme lutfen arkadasim!..
- hemen cikicam...
- E herhalde cikacaksin. Yatiya gelmedin di mi?


10- Hocam sinavdan ciktim cok kotu gecti...
- Olsun muhim olan katilmakti...


11- Ben sabah geldim. Diger amca vardi. O amca varken.........
- O amca degil. Erol Hoca...


12- Masa alabilir miyim?
- Alisveris Sitelerinden bulabilirsin


13- Word''un oldugu bir yere oturup yazi yazabilir miyim?
- Word''e sor kabul ederse oturursun.


14- Internet hala gidik mi?
- Hayir gelik.
- Hii?!


15- Bilgisayara disket sokabilir miyiz?
- Sebep ?


16- Printer sayfasi ne kadar?
- 40 bin
- 25''di artmis di mi?
- Aferin


17- Bir word''lu birde internet''li bilgisayar alabilir miyim?
- Ortaya karisIk yaptiralim istersen


18- Internet kesIk mi?
- KesIk
- Hepsinde mi kesIk?
- Hayir.. Sirayla gidiyor..1 kesIk 1 bagli....


19- Buradaki amca nereye gitti?
- Ne amcasi?
- Bi dayi vardi ya
- O dayi veya amca degil Erol Hoca
- Yav bizim hemsehri oluyor da..
- Gene de Erol Hoca...


20- Bilgisayarda ne yapabilirim?
-Valla bilmiyorum senin yetenegine kalmis


21- Internete giricem.. ilk defa geliyorum
- Heyecanli misin?


22-Yazici calisiyor mu?
- Hayir bugun izinli..
- Nasil yani???


23- Internete girmek istiyorum.. Girebilir miyim?
- Tabii ama bu kiyafetle giremezsin.. Ustunu degistirmen lazim


24- Monitorun uzerinde takili duran kagit tutacagini goren ogrenci;
- Hocam bu dikiz aynasi mi?


25- Ogrenci bilgisayar karti almak icin numara soruyor;
- 3 ve 4 arasinda en iyisi hangisi?
- Valla 3.5 ve 3.7 en iyileri...


26- Yer var mi?
- Var.. Pencere kenari mi olsun koridor mu?
- Hii?.


27-Bu mouse un niye topu yok??(optik mouse)

Hepimizin SORUMLULUĞU! Berrak BEBEK

Hepimizin SORUMLULUĞU!

 

Küçük Berrak'ın yardımlarımıza ihtiyacı var!

Berrak, 18 aylık. Bu güzel kızın doğuştan "Spinal Muscular Atrophy (type 1)" isminde bir kas ve sinir hastalığı var.

Bu yüzden artık ellerini ve kollarını oynatamıyor. Yavaş yavaş kaslarına kumanda etmesi güçleşiyor ve nefes alması bile zorlaşıyor.

Yine de, bir mucize yaratabilirsek, bu minik kalp ölmeyecek. Bilgi ve desteğe ihtiyaç var.
Bu hastalık konusunda ne yapılabilir, nelerin faydası olur, çaresi var mıdır, kimdedir? Yurt içi ve dışı herkese soralım.

Ailesi, bu konuda çok masraf etti ve ediyor. Biricik Berrak hayatta kalsın ve rahat etsin diye, gereken birçok alet ve cihazları aldılar. Onlara yapacağımız her tür katkının faydası olacaktır.

Doktorlar birkaç ay daha ömür biçmişler - ama araştırmalarımızla ve yardımlarımızla Berrak'ı hayatta tutabileceğimize inanıyorum.

 

http://www.berrakcanakli.org/   Lütfen Linke tıklayın!