| PINAR YESILTAY... 的个人资料PINAR (YEŞİLTAY) SEVİM照片日志列表 | 帮助 |
|
|
7月19日 HARAM İNEKHARAM İNEK "Adamın biri haram para kazanıp kendisine bir inek almış. Sonra da yaptığından pişman olup Hacı Bektaş Veli'nin dergahına kurban olarak bağışlamak istemiş. O dönemde dergahlar aynı zamanda aşevi. Hacı Bektaş Veli haramdır diye kurbanı kabul etmemiş... Bunun üzerine adam Mevlana'ya gidip durumu anlatmış. Mevlana kabul edince de, Hacı Bektaş'ın niye geri çevirmiş olabileceğini sormuş. Mevlana'nın cevabı: "Biz bir karga isek Hacı Bektaş Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir." olmuş. Bu cevap üzerine adam kalkıp Hacı Bektaş Veli'ye gitmiş, Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini ve bunun nedenini merak ettiğini söylemiş. Hacı Bektaş Veli'nin yorumu şöyle olmuş: "Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise, Mevlana'nın gönlü bir okyanus gibidir. Bu yüzden bir damla ile bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı senin hediyeni kabul etmiştir." İşte bir olaya iki farklı yaklaşım. Birbirini, hem de herkesin gözü önünde yermekten hoşlananlara ve sonra da ne kadar sevdiklerini anlatanlara bir tevazu ve incelik dersi... 3月26日 Mevlana'dan- Paranı ve gönlünü,selamını,canını ver ama.. SIRRINI VERME
- Günlerini say,servetini say,büyüklerini say ama.. YERİNDE SAYMA
- Eşini beğen,işini beğen,aşını beğen ama..KENDİNİ BEĞENME
- Emek ver,kulak ver,bilgi ver ama hiç bir zaman.. BOŞ VERME
-Fidan büyüt,garip doyur,cocuk besle ama.. KİN BESLEME
-Elini aç,gözünü aç,kapını aç ama AĞZINI AÇMA
Hz.MEVLANA 3月5日 eğitim ne işe yararGünümüzde gerçek zenginlik bilgidir ve öğrenme sürecimiz hiç son bulmaz. İyi ki de son bulmaz. Çünkü yeni şeyler öğrendikçe zenginleşir, bilgimizi paylaştıkça çoğalırız. Hiçbirimiz okuldan mezun olduğumuzda şu anda yapmakta olduğumuz iş hakkında yeterli bilgi ve tecrübeye sahip değildik. Çalışmaya başladığımızda bize neyi nasıl yapmamız gerektiğini öğretecek birilerini aradık hep. Gözlemleyerek, deneyerek ve yaparak pek çok bilgi edindik, işbaşında öğrenilmeyecek konularda da dışarıdan eğitim desteği aldık. İş hayatımız boyunca eğitimimiz hep devam etti ve edecek. Peki, çalışma hayatımızda eğitime en çok ne zaman ihtiyaç duyarız? Eğitim sadece işler yolunda gitmediğinde, “belki bir çözüm olur” diye başvuracağımız bir kaynaktan öte, düzenli olarak analiz edip, planlama yapmamız gereken bir süreçtir. Eğitim ihtiyaçlarını analiz ederken, şirketimiz çalışanlarına her konuda eğitim talep edebilecekleri bir özgürlük tanıyıp, sonrasında karşılıklı olarak bu eğitim ihtiyaçlarını değerlendirebiliriz. Performans Değerlendirme Sisteminin düzenli olarak uygulandığı şirketlerde, değerlendirme sonucunda ortaya çıkan eğitim ihtiyaçları da bizler için yol gösterici olacaktır. Çalışanımızın görevi hangi yetkinlikleri gerekli kılıyor? Bu yetkinlikleri geliştirebilmesi için hangi eğitimlere katılmalı? Her çalışan için olmazsa olmaz yetkinliklerden biri olan organize olma yetkinliği için “zaman yönetimi” eğitimi kurum içinde alınabilecek, geniş katılımlı bir eğitimken, bir Kasiyer, Satış Danışmanı, Gişe Yetkilisi ya da Halkla İlişkiler Uzmanı için “iletişim” eğitimi iyi bir tercihtir. Yeni oluşturulan bir proje grubu için “takım çalışması” eğitimi, yönetsel özelliklerini geliştirmesi gerektiğine inandığımız bir Yönetici ya da Yönetici Adayı için “liderlik” eğitimleri önem kazanır. Kişisel gelişim eğitimleri diye adlandırdığımız bu grup, mesleki anlamda çalışanlarımıza yeni bilgiler kazandırmayan eğitimlerdir evet, ama bu eğitimler sonucu elde ettikleri bilgi ve hayata geçirdikleri yeni yöntemler çalışanlarımıza mesleklerini en iyi şekilde ve kendilerinden beklenen tarzda icra etme olanağı sağlar. Eğitimin yararları ise zamanla kendisini gösterir ve bu kazanımlar alışkanlık haline geldiğinde bütün bir iş yaşamına hakim olur. Mesleki eğitimler ise, işin yapılışı ile ilgili olarak teorik ve pratik bilgi ve deneyimler kazandıran, sonuçları daha kolaylıkla ve hızla görülebilen eğitimlerdir. Mesleki bilgiyi arttıran, yenilikleri takip etmemizi sağlayan, işimizle ilgili yeni açılımlar sunan bu eğitimlerle mesleki anlamda gelişir, öğrendiklerimizi uygulayarak eğitimle kazandıklarımızı şirketimize geri kazandırırız. Bilgisayar eğitimleri, yabancı dil eğitimleri de hem kişisel gelişim hem de mesleki eğitimler çerçevesinde düşünülebilecek, uzun vadede, çalışanımıza ve de şirketimize geri dönüşü olumlu olacak eğitimlere örnek olarak verilebilir. İşin yaratıcılık, motivasyon, uygulayarak öğrenme, çalışanlar arası ilişkilerin artması ve eğlence kısmı düşünüldüğünde outdoor eğitimler de iyi birer alternatiftir. Yıllık eğitim planı yaparken, her bir çalışanımız için tek tek düşünmeli ve en verimli olabilecek eğitimleri seçmeli, çalışanlarımızın ve yöneticilerinin fikirlerini mutlaka almalı, herkese adil eğitim fırsatı tanımalı, adam başı eğitim saat miktarını her yıl arttırmalı, eğitimin değerlendirmesini yapmalı, eğitimin etkinliğini ise zaman içerisinde mutlaka ölçmeliyiz. Bu veriler ileride yeni eğitimleri ve eğitim firmalarını seçerken bize yol gösterici olacaktır. Şirketimizin vizyonu, misyonu ve hedefleri çerçevesinde onu geleceğe taşıyacak olan çalışanlarımıza sağlayacağımız eğitim fırsatları, onların gelişimine verdiğimiz önemi göstereceği için her şeyden önce çalışan motivasyonunu sağlayacak, onların kişisel gelişim ve mesleki bilgi anlamında ilerlemelerine ışık tutacak, düzenli eğitimler şirkete olan aidiyet duygusunu pekiştirecektir. Hedeflenen sonuca ulaşmış bir eğitim, maliyetleri ciddi oranda düşürür. Uygulamaya geçirilen yani etkinliğe dönüştürülen bilgi, hem çalışanlarımız hem de şirketimiz için büyük kazanımdır. Bilgiyi kazandıktan sonra ise deneyimden daha güçlü bir öğretmen yoktur. Çalışanlarını ve kendi geleceğini düşünen her şirket düzenli eğitim ile ortaya çıkacak gücün farkındadır, şirketine ve kendine inanan insan gücünün, o büyük gücün. Huriye Aksu Eğitmen 12月18日 MEVLANA HAFTASI
Hz. Mevlana Hayatı ve Eserleri
Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan yöresinde, Belh şehrinde doğmuştur. Mevlâna'nın babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden olup sağlığında "Bilginlerin Sultanı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahaeddin Veled'dir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur. Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'ten ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'l-Ulemâ 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'ten ayrıldı. Sultânü'l-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış Mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaşmıştır. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.
Sultânü'l-Ulemâ Nişâbur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâbe'ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldi. Karaman'da Subaşı Emir Musa'nın yaptırdıkları medreseye yerleşti. 1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'l-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldı. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adında iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun' u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerra Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Alim Çelebi adlı iki oğlu ve Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi. Bu yıllarda Anadolu'nun büyük bir kısmı Selçuklu Devletinin egemenliği altında idi. Konya ise bu devletin başşehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve devletin hükümdarı Alâeddin Keykubad idi. Alâeddin Keykubad, Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi. Bahaeddin Veled, sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldi. Sultan Alâeddin onu muhteşem bir törenle karşıladı ve ona ikametgâh olarak Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni tahsis etti. Sultânü'l-Ulemâ, 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak Selçuklu Sarayı'nın Gül Bahçesi seçildi. Günümüzde müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'na bugünkü yerine defnedildi. Sultânü'l-Ulemâ ölünce talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Medrese kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu. Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems'te "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü. Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkubi ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî'nin yerini doldurmaya çalıştılar. Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 pazar günü Hakk'ın rahmetine kavuştu. Mevlâna'nın cenaze namazını vasiyeti üzerine Sadrettin Konevi kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevi çok sevdiği Mevlâna'yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine Mevlâna'nın cenaze namazını Kadı Siraceddin kıldırdı. Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine, yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu. "Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir."
12月15日 Mevlana'dan SözlerBir adamın birçok hüner, fen, bilgi sahibi olduğuna bakma! Verdiği sözde duruyor mu? Vefâsı var mı? Ası ona bak! Hakla ettiği sözleşmeyi yerine getiriyorsa, insanlara verdiği sözde duruyorsa, vefâlıysa onu istediğin kadar öv! Onun iyi vasıflarını bir bir say! O, senin övgünden, saydığın meziyetlerden daha üstün bir kişidir. * * * Şöhret âfettir; şöhret peşinde koşmak, iyi tanınmak için uğraşmak, insanlığa yakışmaz. Eğer sen hakikati, aşk incisini arıyorsan, görünüşten kurtulman, deniz dalman, derinliklere inmen gerek! Yoksa şöhret, gösteriş, deniz kıyısına düşen köpüktür. * * * Kötü huy kılavuzun oldukça mutlu olacağım sanma! Sen sabaha kadar gaflet uykusundasın, ömürse kısadır. Korkarım ki, sen bu uykudan uyanınca gündüz olur. * * * Haydi şu benlikten kurtul, herkesle anlaş, herkesle hoş geçin. Sen kendine kaldıkça, bir habbesin, bir zerresin fakat herkesle birleştin, kaynaştın mı, bir ummansın, bir madensin! Bütün insanlarda aynı ruh vardır, ama hepsinde de aynı yağ bulunmaktadır. Dünya da çeşitli diller, çeşitli lügatler var, fakat hepsinin da anlamı birdir, çeşitli kaplara konan sular, kaplar birleşirler, bir su hâlinde akarlar. Tevhidin ne demek olduğunu anlar da, birliğe erersen, gönülden sözü, mânâsız düşünceleri söküp atarsan, can, mânâ gözü açık olanlara haberler gönderir, onlara gerçekleri söyler. * * * Sende bulunan beş duygu ışığını, gönül nuruyla aydınlat. Duyguları beş vakit namaz gibi bil. Gönlünse yedi âyetten ibâret olan Fatiha Sûresi’ne benzer. Hersabah göklerden bir ses gelir, gönlünden dünya sevgisini atabilirsen o sesi duyar, hakikat yolunun izini bulur, yol alır gidersin. * * * Gel, gel, daha yakın gel, bu yol vuruculuk ne zamana kadar sürüp gidecek? Madem ki sen, bensin, ben de senim. Artık bu senlik ve benlik nedir? Biz Hakk’ın nuruyuz, Hakk’ın aynasıyız. Şu halde kendi kendimizle, birbirimizle ne diye çekişip duruyoruz? Bir aydınlık bir aydınlıktan neden böyle kaçıyor? Biz hepimiz, bütün insanlar, tek bir vücud halinde olgun bir insanın varlığında toplanmış gibiyiz. Fakat neden böyle şaşıyız? Aynı vücudun birer uzvu olduğumuz halde neden zenginler, yoksulları böyle hor görürler? Aynı vücutta bulunan sağ el, ne diye sol elini hor görür? Her ikisi de madem senin elindir, aynı tende uğurlu ne demek, uğursuz. * * * Mânâların aşk burakı, aklımı da, gönlümü de aldı, götürdü.”Nereye götürdü?” diye den bana sor. Aklımı da, gönlümü de senin bilmediğin o tarafa, ötelere götürdü. Ben öyle bir revâka, öyle bir kemer altına ulaştım ki, orada ne ay gördüm, ne de gök. Öyle bir dünyaya eriştim ki, orada dünya da, dünyalıktan çıkar, dünyalığını kaybeder. * * * Mutlu olmanın sırrını Peygamber Efendimiz’den öğren de, Allah sana ne verirse ona razı ol. Başına gelen derde, balaya razı olur da, ses çıkarmazsan, o anda hemen sana cennet kapısı açılır. Eğer gam elçisi sana gelirse, tanıdık bir dost gibi karşıla, onu kucakla. Zaten o sana yabancı değildir, onunla aşinalığın vardır. Sevgiliden gelen cefaya karşı sakın suratını asma, onu neşe ile karşıla, merhaba, hoş geldin de. Onu güler yüzle, tatlı sözle karşıla ki gönül alıcı o eşsiz varlık hoşa gitmeyen çarşafını üstünden atsın da güzelliği ortaya çıksın. * * * Ey benim canım, şu toprak perdesinin ötesinde, gizli bir zevk, gizli bir mutlu yalayış vardır. Her şeyi gizleyen bu örtünün altında, yüzlerce güzel Yusuflar vardır. Bu ten, bu görünen beden ortadan gidince, asıl varlığın olan ruhun kalkar. Ey sonsuz olan ruh, ey fani olan ten! Bu halin nasıl olduğunu anlamak istersen, her gece kendine bak. Uykuya dalınca tenin ölmüş gibidir. Ruhunsa cennet bahçelerine kanat çırpmaktadır. * * * Pişman olmayı kendine âdet edinirsen boyuna pişman olur durursun! Nihayet bu pişmanlığa da daha ziyade pişman olusursun! Ömrünün yarısı perişanlıkla geçer, öbür yarısı da pişmanlıkla heder olur gider! Bu fikri, bu pişmanlığı terket de, daha iyi bir hâl, daha iyi bir dost ve daha iyi bir iş ara! * * * Ezel sofrası üzerinde her ne kadar halk kavgadaysa da, yediler ve yerlerse de, sofra yine o sofradır, ondan hiçbir şey eksilmez. O olduğu gibi durur. Bir kuşu bir dağın üstüne konsa, sonra uçup gitse, dağda bir fazlalık veya bir eksiklik görünür mü? 11月26日 şükür etmekOKUDUĞUMDA GERÇEKTEN ÇOK ETKİLENDİM SİZLERLEDE PAYLAŞMAK İSTEDİM.
Şükrün Sonucu Başarıdır!!!
Yüzü olmayan adamın hikayesini biliyor musunuz? Fazla söze gerek yok. Mutlaka okuyun!!! Yıllar önce çalışkan bir adam, ailesini avantajlı bir iş imkanı sağlamak için Newyork’tan Avusturalya’ya götürdü.Adamın ailesinden biri, sirke trapez artisti olarak katılmak veya aktör olma tutkusu olan genç ve yakışıklı oğluydu. Bu genç adam zamanını bir sirk işi yada herhangi bir sahne işi gelene kadar kasabanın sınırındaki batı bölümünde yerel bir tersanede çalışarak geçirdi. Bir akşam, işten eve gelirken ,onu soymak isteyen beş haydut tarafından saldırıya uğradı.Genç adam, parasından vazgeçmek yerine onlara karşı koydu. Bununla birlikte onu kolayca alt ettiler ve onu feci şekilde dövmeyi sürdürdüler. Botlarıyla yüzünü parçaladılar ve tekmelediler,vücuduna sopalarla acımasızca vurdular ve onu ölüme terk ettiler. Aslında polisler,onu yolda uzanmış bir şekilde bulduklarında, onun öldüğünü sanmışlardı. Morg yolunda, polislerden biri, adamın zorlukla nefes aldığını duydu ve onu hemen hastanedeki acil bölümüne götürdüler. Acil bölümünde yatarken,bir hemşire korku içinde bu genç adamın uzun süre bir yüze sahip olamayacağını fark etti.Göz yuvaları parçalanmış, kafatası,bacakları ve kolları kırılmış, burnu askıda kalmış, bütün dişleri kırılmış ve çenesi hemen hemen kafatasından ayrılmıştı. Yaşama imkanı az olmasına rağmen, bire yıla yakın zamanını hastanede geçirmişti.Sonunda hastaneden ayrıldığında, vücudu iyileşmişti fakat yüzü bakılamayacak kadar biçimsiz ve iğrençti. Artık herkesin imrenerek baktığı yakışıklı genç değildi. Genç adam,yeniden iş aramaya başladığında,herkes tarafından geri çevrildi. Bir iş veren, ona,sirkte “Yüzü Olmayan Adam” adında tuhaf bir şov önerdi ve bir süre bu işi yaptı.Bu olanlar boyunca o, hala herkes tarafından reddediliyor, işyerindehiç kimse onunla görünmek istemiyordu.Genç adam intiharı düşünmüştü.Bütün bunlar beş yılda gelişmişti. Bir gün, kiliseye uğradı ve bir teselli aradı.Kiliseye girerken onu, kilisenin sırasına diz çökmüş,hıçkıra hıçkıra ağlarken gören bir rahiple karşılaştı. Rahip ona acıdı ve onu uzun uzadıya konuştukları odasına götürdü. Rahip büyük ölçüde etkilenmişti, onun yaşamını ve gururunu tekrar kazanabilmesi için elinden gelen herşeyi yapabileceğinin mümkün olduğunu söyledi. Ama genç adam,iyi bir Katolik olabileceğine söz verecek ve olacaktı. Genç adam her gün ibadet için kiliseye gidiyor ve ibadet ediyordu ve Allah’a onun hayatını bağışladığı için dua ettikten sonra,beyin huzurunu sağlamasını istiyor ve onun gözünde,iyi bir insan olması için şükran duasını ediyordu. Rahip, kişisel ilişkileri sayesinde, Avusturalya’daki en iyi plastik cerrahla görüştü. Genç adam hiçbir ücret ödemeyecekti. Çünkü; doktor, rahibin en yakın arkadaşıydı.Doktor genç adamdan çok etkilenmişti.Onun hayata bakış açısı,tüm kötü tecrübelerine karşı mizah ve sevgi doluydu. Cerrah harika bir şey başardı.En iyi diş ameliyatlarını onun için yaptı.Genç adam, Tanrı’ya söz verdiği her şeyi yerine getirdi..Tanrı da onu harika ve çok güzel bir eş, yedi çocuk ve ileride kariyer için düşündüğü iş hayatındaki başarı ile ödüllendirdi. Eğer Allah’a şükretmezsen ve sana değer veren insanları sevmezsen,toplumda kabullenilemezsin. Bu genç adam................... Mel Gibson ‘du.... Onun hayatı “Yüzsüz Adam” filminin prodüksiyonuna ilham oldu. O hepimizi kendine imrendirdi.Cesareti olan her insana örnek oldu. Yazar: Paul HARVEY 10月14日 Hz.mEVlaNAGel, gel, ne olursan ol yine gel,
*** Sevgide güneş gibi ol,
*** Nice insanlar gördüm,Üzerinde elbisesi yok.Nice elbiseler gördüm,İçinde insan yok. *** Bilgi, sınırı olmayan bir denizdir. Hazret-i Mevlâna Der ki ;Hazret-i Mevlâna Der ki ; Mevlâna Muhammed Celâleddin-i Rûmî |
|
|