PINAR YESILTAY... 的个人资料PINAR (YEŞİLTAY) SEVİM照片日志列表 工具 帮助

日志


3月30日

BEYİN HAFTASI


  
 
Aklınızı “başınıza” nasıl getirebilirsiniz?
Bu hafta
beyniniz için bunları yapın.

Mümin Sekman’ın hazırladığı “Bu hafta beynine iyi bak!” adlı “beyin kullanma kılavuzu” kitapçığından birkaç alıntı:
  • Beyin açık havada ve ayaktayken daha iyi çalışır. Önemli kararlarınızı açık havada yürürken alın.
  • Beyin örneklerle akıl yürütür. Kararsız kaldığınız bir durumda “Atatürk benim yerimde olsaydı ne yapardı?” diye düşünün.
  • Yabancı bir dil öğrenme ve ezber beyni güçlendirir. Her gün birkaç yeni kelime öğrenin ve kullanın.
  • Zihinsel jimnastik yapın. Bunun için başta Sudoku olmak üzere bulmaca ve satranç gibi oyunları kullanabilirsiniz.
  • Zihinsel rutinlerinizi kırın. Bazen telefonu sol elinizde tutun, çantanızı diğer alinizde taşıyın, evinize başka bir yoldan gidin.
  • Zihinsel zevklerinizi zenginleştirmek için her gün mutlaka iyi bir özdeyiş kitabından, birkaç cümle okuyun. Güzel bir resme bakın. Sevdiğiniz bir müziği gözleri kapalı dinleyin.
  • Bir konu hakkında düşünürken, nasıl düşündüğünüzü de gözlemleyin. Düşünmek üzerine düşünmek, düşünce kalitesini artırır.
  • İyi bir uyku kaliteli bir beynin temelidir. 24 saati geçen uykusuzluk sarhoşluğa benzer bir şekilde beyin fonksiyonlarını etkilemektedir.
  • Bol ve temiz “birinci el” oksijen beyin için çok önemlidir. Beyin vücuda alınan oksijenin dörtte birini tek başına tüketir.
  • Farklı düşünme tarzları beyni geliştirir. Çocuklar ve hayvanlarla daha fazla vakit geçirin. Sizden farklı düşünen insanlarla konuşun.
  • Kullanılmayan organ körelir. Sürekli TV seyrederek beyninizi düşük viteste çalıştırmayın. Beyninizin sınırlarını zorlamayan etkinlikler, beyninizi geliştirmez.
  • Beyin diyeti yapın. Beynimiz “ garbage in garbage out” ilkesine göre çalışır. Yani beninize çöp girerse, beyninizden çöp çıkar. Beyninizi neyle beslediğinize, midenizi neyle beslediğiniz kadar dikkat edin.
  • Kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda onu çoğaltırsınız. Günde aklımızdan 60 bin ile 80 bin arası düşünce geçer. Bu düşünceler ne hakkında?
  • Beynimiz kendisinin nasıl çalıştığı hakkındaki bilgi ve inançlarına göre çalışır. Beynin çalışması hakkında yanlış bilgilere sahip olduğumuzda, beynimiz de yanlış çalışır.
  • Başarı beyinde başlar. İnsan “kafadan” kaybeder! Bu hafta “beyin haftası.” Aklımızı “başımıza” toplama haftası! Bu hafta kafanızı nasıl daha iyi çalıştırabileceğiniz üzerine daha fazla kafa yorun:)

ZEKA SORUSU - BEN BULDUM!!!

Forumdan bir soru :

Ayakkabi magazasina gelen müsteri dükkanda dolastiktan sonra bir ayakkabi
begenir. Fiyatinin 35 YTL oldugunu ögrendigi ayakkabiyi satin almak
istedigini söyler ve saticiya 50 YTL para uzatir. Kasasina bakan satici
kasasinda bozuk para olmadigini görür ve yan dükkana gider, bu 50 YTL'yi
bozdurur ve magazasina geri dönüp para üstünü ve ayakkabiyi müsteriye
etslim eder. Aradan 10 dk zaman geçer ve yan dükkan sahibi gelerek
kendisine verdigi 50.-YTL 'nin sahte oldugunu ve parasini iade etmesini
ister. Satici duruma çok üzülür ama ilgili tutari iade eder ve sahte parayi
teslim alir.

Bu durumda ayakkabi saticisi ne kadar zarardadir?

a) 50        b) 65        c) 85        d) 100        e) Hiçbiri

Cevap ve cevaplariniz icin;
http://www.biymed.com/forum/forum_posts.asp?TID=324&PN=1&TPN=1

11月18日

TİYATRO AŞKI - TEMİZLİKÇİ - WEEE İŞTE O !!! O BİR DAHİ!


Yaşadığı şehirden, bulunduğu ortamdan kısacası yaşantısından sıkılan bir adam, cebindeki az miktar para ile yanına hiçbir şey almadan bulunduğu kenti terk edip daha önce hiç bilmediği bir ülkeye gitmiş. Oraya henüz alışmaya çalışırken birden bir ses duymuş. Bir çığırtkan, avazı çıktığı kadar meydanda bağırıyormuş:

- Tiyatro! Gelin! Kaçırmayın! Bu akşam Tiyatro!...

Adam hayatında hiç tiyatroya gitmemiş ve inanılmaz derecede merak etmiş. Biletin nereden alındığını öğrenmiş. Bilet fiyatı cebindeki tüm para kadar olmasına rağmen hiç tereddütsüz bileti almış. Başlamış merakla oyunu izlemeye...
Oyun bitmiş, herkes dağılmış ve bizim meraklı öylece kalmış, izlediği muhteşem oyun karşısında. O sırada temizlikçi tarafından salonu boşaltmak için ikaz almış. Adamsa:

- Bana müdürünüzün yerini söyler misiniz? Onunla bir şey konuşmam gerek... demiş.

Seyrettiği oyunun etkisi ile müdür ile konuşmuş ve ne olursa olsun, ne iş olursa olsun buranın bir parçası olmak için çalışmak istediğini belirtmiş. Müdür çok şanslı olduğunu, şu sıralarda bir temizlikçi aradığını fakat önce onu denemesi gerektiğini ifade etmiş ve denemek üzere aylardır el değmemiş bir kütüphanenin temizliğini uygun bulmuş.

- İşte burayı temizle. Eğer beğenirsem seni işe alırım... demiş ve gitmiş.

Tiyatro aşkının verdiği şevk ile temizlik beklenenden kısa sürede bitmiş. Müdür odayı görmeden adamın samimiyetine inanmamış. Onu diğerleri gibi işi savsaklayan biri sanmış. Fakat odanın temizliğini görünce hayretler içinde kalmış. Aylardır içeriye girilmeyen oda gıcır gıcır oluvermiş. Müdür bu çabuk ve becerikli adamı işe almaya karar vermiş.

- Tamam seni işe alıyorum
- Fakat benim yatacak yerim yok.
- O zaman burada yatarsın ve işe daha erken başlarsın.

İstediği olan tiyatro tutkunu, huzurlu bir şekilde odayı terk ederken müdür.

- Adın neydi senin buraya yazalım... demiş.

Aldığı cevap ise;

- William! William Sheaksper!... olmuş.

Bu hikaye hem insanı dehşete düşürücü hem de ilham verici. Sheaksper tiyatro yaşantısına bu şekilde başlamış. Tam kırk (40) yaşında... tiyatroyu o yıllarda tanımış ve büyük bir azimle o muhteşem oyunları yazmış. Üstelik büyük bir fedakarlık göstermiş mesleği için. Meslek hayatı boyunca sadece üç saat uyuyarak yaşamını sürdürmüş. Sabah erken kalkıp oyun provasını yapıyor oyununu oynuyor ve akşam yeniden oyun yazıyor... Bu böyle sürüp gitmiş.
10月20日

zaman yönetimi

>Almanca dil kursundaydım. Hoca çok disiplinli
biriydi. Bilhassa zaman  açısından hiç müsamahası yoktu. Bir hafta boyunca
kimin ne kadar geç  geldiğini tespit ediyor ve onları geç geldikleri
toplam süre kadar sınıfta  tutuyordu. Tabi bu durum, zaten kursa zor zaman
ayırmış iş sahiplerinin hiç  de hoşuna gitmiyordu. Bir gün haftalık cezası
18 dakika tutan bir  arkadaşımız kızarak şöyle dedi:
>        -Neredeyse saniyeleri de hesap edeceksiniz. Neyse hatırınız için
>bir başka zaman on dakika kalayım sınıfta. şimdi çok acil bir işim var...
>         Yaşlı Alman gözlerini kırpıştırarak bir süre süzdü bu
arkadaşı ve
>şöyle konuştu:
>        -Olmaz. Çünkü siz âcil işlerinize bu kadar önem vermiş olsaydınız
>şimdi benden on sekiz dakikalık bu cezayı almazdınız. Zira ders de
sizin  için günlü saatli âcil bir işti. bu bakımdan şimdi kalacaksınız ve
on sekiz  dakikalık bir ders vereceğim size.
>         Belli ki, hoca da kızmıştı. Ben de merak ederek kaldım
sınıfta. Sıra aralarında bir kaç tur attıktan sonra şöyle konuştu:
-Arkadaşlar , zamanı iyi kullanmıyorsunuz. Hatta bu konuda benim
>gösterdiğim hassasiyete kızıyorsunuz. Ama ben haklı olduğuma
inanıyorum.  Belki de içinizden " ne olacak? gavur kafası " diyorsunuzdur.
>        Masasına gitti.Çantasından basılı bir broşür çıkardı.
>        -Şuna bakınız lütfen, dedi. Bu bir tren tarifesiydi. Arkadaş göz
>ucuyla bakıp iade edecekti ki, " hayır daha iyi tetkik etmenizi
istiyorum "  dedi. Trenlerin kalkış ve varış saatlerini tercüme ettirdi.
Bunlar hep  değişik ve karmaşık rakamlardı. mesela kalkış saati 18:18'di,
21:35'ti.  Varışlar da hep öyleydi. 12:46 gibi, 9:27 gibi...
>         On sekiz dakika cezalı arkadaşımız bu minval üzere uzayan
>rakamları görünce Hoca'ya dedi ki:
>         -Bakınız işte burada Avrupalı kafanın mantıksızlığı açıkça
>görünüyor. Ne demek yani 18 geçeler, 12 geçeler, 36 geçeler... Şuna üç
buçuk, dört buçuk deseniz olmaz mı? Hiç olmazsa , çeyrek geçe deseniz de,
hem de akılda kalacak bir sayı ve saat olsa...
>         Yaşlı Alman'ın yüzünde belli belirsiz bir tebessüm gezindi. Ve
>bakışlarından söyletmek istediği düşünceyi yakalamış olduğu belli oldu.
>        -Bana bakın , dedi. Kendinize hakaret etmeyin. Çünkü bu tarifenin
>böyle düzenlenmiş olması, "Avrupalı kafa"nın mantıksızlığı değil,
"Müslüman  kafa"nın tutarlılığıdır. Çünkü biz, zamanı kullanmayı ve
değerlendirmeyi  Müslümanlardan öğrenmişizdir. İşte bu tren tarifesi de
aynı anlayışın güzel  bir örneğidir.
>         Bizler hayret ve şaşkınlıkla ona bakarken, Hoca şöyle devam
etti:
>        -Siz Müslümanların ibadetlerinde yer önemli değildir. Dünyanın
her
>yerinde ibadet edilebilir. Ama zaman çok önemlidir. Çünkü her ibadetin
kendine ait bir vakti vardır. Hatta bu vakit, ibadetin şartıdır. Yani
vakitsiz ibadet, ifâ edilmiş sayılmaz. İbadetlerin vakitleri de bizim tren
tarifesi gibi, hep böyle 18,17,13,10,9 geçelerdir. Üstelik bu saatler de
devamlı değişir. Bugün sabah namazını 7:21'e kadar kılabilirsiniz, ama
yarın 7:22'ye kadar kılabilirsiniz. 23 geçe olmaz. Sadece namaz böyle
değildir. Oruca başlama ve bitirme saatleri de böyledir. Üstelik bu ince
hesaba dayanan saatler, her gün değişmektedir.
>         Böylece de Müslümanlar , her gün değişmekte olan zamana karşı
>uyanık durmakta, zamanın kıymetini anlamakta  ve onu iyi
değerlendirmek  üzere hazırlanmaktadırlar. İbadetlerini yapan bir Müslüman
, her gün  değişen dakikalara ayak uydurmaya ve dakikaları değerlendirerek
yaşamaya  mecburdur. Bizim zamana bakışımızın ilham kaynağı
Müslümanlardır...
>         Yaşlı Alman Hoca "çıkabilirsiniz " dediği zaman, hepimiz tarifi
>imkansız bir mahcubiyet içindeydik......

10月11日

MUTSUZLUK SEÇİLİR Mİ?

 

MUTSUZLUK SEÇİLİR Mİ?
Psikolog Dr. Işın AKI


Bazı kişiler bu düşünceleri akıllarından geçirerek mutsuz olmayı seçerler. “ Bugün her şey ters gidecek, başarılı olamayacağım”, “ Herkes benim karşımda”,” İşler hep kötü olacak, hep geç kalmış olacağım”. Roma’lı imparator, filozof ve bilge Marcus Aurelius şöyle der : “ Kişinin yaşamı düşündüğü şeylerden oluşur.”

Amerikalı filozof Amerson ise, “ Kişi gün boyu düşündüğü şeylerden oluşur”, der.

Alışkanlıklarımız sonucu sık sık aklımızdan geçirdiğimiz şeyler, kendilerini fiziksel olarak da var edebilme gücüne sahiptir.
Mutluluk ülkesinin adresi ve telefonu sizin düşüncelerinizdedir... Pek çok insan mutluluk yaratmak için suni bir şeyin gerekli olduğunu savunur. “ Bana çok para çıksın bak nasıl mutlu olurum, ... ülkesine gideyim çok mutlu olurum, eğer müdür olursam çok mutlu olurum, ….” gibi.

Gerçekte mutluluk, zihinsel ve ruhsal bir durumdur. Korkular ve kaygılar önümüzü kapatır. Korku, zihnimizdeki bir düşüncedir. Tüm problemlerinizin üzerine çıkarak başarıya ve zafere ulaşacağınıza, duyduğunuz inançla amacınıza ulaşabilirsiniz ( İç engellerinizi ortadan kaldırarak ).

Bir gün at ve sahibi aynı yoldan yıllarca gitmiş ve kısa bir yol bulmak umuduyla başka bir yolu denemişler. At, yol kenarındaki ağacın köklerini görmüş ve ürkmüş. Ertesi günlerde de at aynı korku davranışını göstermiş. Sahibi toprağı kazmış, kökleri çıkarmış, yakmış, yolu düzeltmiş. Ancak at, günlerce, aylarca, hatta yıllarca orada hep aynı korkuyu hissetmiş. Aslında atın ürktüğü ağaç kökleriyle ilgili anılarıymış.

Mutluluğa giden yolla ilgili ipuçları

- W. James, 19.yüzyılın en büyük keşfinin, kendine inanmak ve bu inançla el ele yürüyen bilinçaltının gücü, olduğunu söylemiştir.
- Mutluluk bir alışkanlıktır, seçiminiz mutluluktan yana olmalı.
- Sabah uyanınca “ Bugün mutluluğu seçiyorum” deyin. - Mutluluğu beyniniz ve kalbinizle isteyin. Biri diğerini reddederse inancınız olmaz.
- Mutluluk için şartlar oluşturmayın. Para zaten mutluluk getirmez veya çok param olursa çok mutlu olurum, gibi.
- Dünyadaki tüm paralar bir araya gelse mutluluğu satın alamazsınız. Paraya veya istediğiniz herhangi bir şeye bir süre sonra alışır, yine kendinizle baş başa kalırsınız.

Kendinizle baş başa, barışık, mutlu kalın.

10月8日

Nedir Şu Son zamanlarda sık sık duyduğumuz NLP ve Yönetimde nasıl kullanılır

İŞ YAŞAMINDA BAŞARININ SIRRI:NLP TEKNİĞİ

 

21. Yüzyılın başarı biliminin yeni teknolojisi olarak ortaya çıkan NLP tekniği, bireyin istediklerini elde etmesine imkan veren bir düşünce, uygulama ve davranış tarzı olarak tanımlanmaktadır.

İngilizce “Nöro Linguistic Programming”in baş harflerinden oluşan NLP tekniğinin temeli, duyu organlarımızla algıladığımız mesajların beynimizde işlenerek, bizlerin davranışlarına yön vermesine dayanmaktadır.

Nöro Linguistik Program , Türkçe ifade ile beyin dilini programlama olarak açıklanan bu teknik ilk olarak 1972 yılında California Üniversitesinde dil bilimci öğretim üyesi olan John Grinder ile aynı üniversitenin psikoloji bölümünden Richard Bandler tarafından geliştirilmiştir. Ülkemizde de yeni başlayan bu bilim dalı, bilinen tüm sorunların üstesinden gelebilecek kesin ve kolayca uygulanabilir bir zihni kontrol altına alma metodudur. Bu teknik ile bir çok insanın zihninde yapacaklarına ve isteklerine odaklanarak daha verimli ve başarılı olabileceği anlatılmak istenmektedir.

NLP nin Tanımı, Amacı ve Unsurları

Neuro (nöro)-Linguistic (Linguistik)- Programming (Programlama); bir diğer ifade ile beyin dilini programlama (BDP) olarak tanımlanan NLP tekniği, insanları anlamak ve etkilemek için oluşturulan psikolojik yetiler olup, insanların nasıl daha mükemmel performans gösterdiklerini inceleyerek kişinin bildiklerinden daha fazla esneklik, yaratıcılık ve daha fazla özgür davranışlar kazanmasına yol açan ve kişiye başarıya ulaşmada fırsatlar sağlayan bir tekniktir.

NLP nin özü, bireyin yaşam kalitesini arttırmak, onu olumlu, ulaşılabilir, gerçekçi, kendine ve başkalarına faydalı, iyi yapılanmış, dengeli, hedef ve amaçlarının çatısını kurmuş bir insan haline getirmek ve harekete geçirmektir. Bunun için insanların daha etkili iletişim kurmasına yardımcı olarak, kişisel ve kişiler arası mükemmelliği yakalama amacındadır. Herhangi birinin iletişim, terapi, kişisel gelişim, başarı ve zihinsel kontrol alanlarında başarılı ve güçlü olmasını sağlar.

NLP nin içerdiği üç kelimeyi açıklayacak olursak, NLP hakkında daha iyi bilgi sahibi olabiliriz.

Nöro: Ortaya koyduğumuz her davranış ve düşüncenin kaynağı sinir sistemimizdir. Sinir sisteminin temeli ise beş duyudur. Her insan dünyayı farklı biçimde algılar. Bir deneyimi tanımlarken neler gördüğümüz, neleri hissettiğimiz, neleri tattığımız ve hangi kokuları duyduğumuz anlatılır. Kısaca bu kavram ile düşünmeye ve algılamaya, yani herhangi bir davranışın temelini oluşturan beyinsel süreçlere ve sinir sistemine gönderme yapılmaktadır.

Dil: Duyu organlarımızla aldığımız mesajlar sinir sistemi için bir dil teşkil etmekte ve deneyimlerimizi sözcük, kelime ve sesle anlamlandırmaktayız. Burada konuştuğumuz dil değil, düşünceyi ifade şeklimiz anlatılmak istenmektedir. Dil olmadan düşünceyi zihinde canlandıramayız ve onu ifade edemeyiz. Çevremizdeki insanlarla iletişimimizi dil sağlar. Kendi iç iletişimimizle de dili kullanırız. Dolayısıyla düşüncelerimizi ve deneyimlerimizi açıklamak için bir dil sistemine ihtiyacımız bulunmaktadır.

Programlama : Her davranış bir tür yapı ve kalıp içinde oluşmaktadır. Sahip olduğumuz duygu, düşünce ve davranışlar bu programa göre anlam kazanmaktadır. Konuşuyoruz, yürüyoruz, gülüyoruz, anlıyoruz, düşünüyoruz, ortaya sonuçlar koyuyoruz. Bunların hepsi bir program dahilinde olmaktadır. Aynen bilgisayar gibi. Böylece değiştirmek istediğimiz davranışlar, duygularımız veya inançlarımız için aynen bir bilgisayar gibi beynimizdeki düşünceleri programlayabiliriz.

NLP İlkeleriyle Düşünme Ve İnsan Beyninin Programlanması

Beyin, bütün düşünsel faaliyetlerin merkezidir. Ancak onu yeterince tanımamaktayız . Beynimizin ancak %1 ini kullanmakta olduğumuz söylenmektedir. Beyin, diğer organlarımızı yönettiği gibi kendisini de yönetir. Bedendeki diğer organlardan farklı olarak beyin kendi kendine öğrenen bir sistemdir.

Beyin iki yarım küreden oluşmaktadır. Yarım küreler birbirinden farklı fonksiyonları gerçekleştirir. Sağ beyin hayal gücü, resim, müzik veya duyular gibi fonksiyonları yaparken, sol beyin daha çok matematik, dil veya mantık gibi işlevleri yerine getirir. Sağ beyin yaratıcılığın, sol beyin mantığın merkezidir. Çoğumuzda bir yarım küre daha baskındır. Ancak her iki yarım küre de fiziksel olarak birbirine bağlıdır. Günümüz kültüründe sol beyin ağırlıklı öğrenme tarzı doğal yeteneklerimize ket vurmaktadır. Pratikte beynimizin iki tarafını da kullanmamız gerekmektedir. Şüphesiz beynimizin iki tarafını da zaman zaman kullanmaktayız. Ancak burada söz konusu olan, her iki tarafın da kendi görevlerini diğerinden daha iyi yapmasıdır. Bir diğer ifadeyle birisi diğerine göre daha baskın olabilir. Örneğin çoğu yönetici, yaratıcı sağ beyninden çok, mantıklı, ardışık düşünmeye yatkın sol beynini kullanmaya eğilimlidir. Bunun anlamı, istediğimiz şeyleri gerçekleştirebilmek için beynimizin her iki tarafını da kullanmamız gerektiğidir.

Beynin programlanması, ne istediğine yönelik olarak kişinin yürekten inanması ve beyninin iki tarafını da kullanmasına imkan tanır. Örneğin sabah erken saatte uyanmak istediğimizde ve hatta çalar saatimizi kurduğumuzda, saat çalmadan birkaç dakika önce uyandığımız olmuştur. Bir diğer ifade ile uyanmak istediğimiz saate göre beynimizi programlamışızdır. Bu görüşten yola çıkarak NLP tekniğine göre başarıya ulaşmak için beynimizi programlamak mümkündür. Bunun için öncelikle yapılması gereken şey, varılacak hedefe ulaşabileceğine bireyin kendisinin inanması ve beynimizin her iki tarafının da kullanılmasına imkan tanınmasıdır.

Kişisel yaşamda veya meslek yaşamımızda başarılı olmak istiyor isek başarıya ulaşmak ve istediğimiz hedefi gerçekleştirebilmek için önce başarısızlıkla ilgili düşüncelerimizi değiştirmemiz gerekmektedir. İnsanoğlu, kendisi ve başkaları hakkındaki inançlarını değiştirirse düşünceleri de kendiliğinden değişmeye başlar. Düşüncelerin değişmesi, bireyin hissettiklerini değiştirir. Duyguların da değişmesi davranışları değiştirir. Davranışların değişmesi, ürettiğimiz sonuçların kalitesini değiştirir. Kaliteli sonuçlar da insanın hayatını değiştirir.

İstediğimiz hayatı yaşamak için istediklerimizi bilmek zorundayız. Bunun yolu da iyi bir plan yapmaktan geçer. Eğer isteklerimiz gerçekçi ise ve bunlara nasıl ulaşacağımızın planını yaparsak sonuçlardan emin oluruz. Aynı şekilde beynimize ne kadar açık seçik, iyi yapılandırılmış mesajlar gönderirsek, beynimizi o ölçüde programlar ve amacımızın, hedefimizin peşinden gideriz.

Hedeflerimizi gerçekleştirebilmek için NLP tekniği aşağıdaki yolları önermektedir.

Karar ver: Ne istediğini bilmek, hedef belirlemektir. İnsanın doğal hedefe ulaşma eğilimi, çok büyük bir potansiyeldir. Bu potansiyelin harekete geçirilmesi için bilinçli bir şekilde kullanılması ve insanın istedikleri üzerinde yoğunlaşması lazımdır. Öncelikle ilk adımı atın, hedefinizi belirleyin, kararınızı verin. Ardından hedefinizi gerçekleştirdiğinizi önce zihninizde canlandırın. Ancak bir şeyi arzu etmekle gerçekten istemek farklıdır. Gerçekten istemek doğru olanı yapmaktır. Doğru neyse onu yapmak için eyleme geçmek ve tutarlı olmak gerekir.

Eyleme geç: Hedeflere ulaşmanın ve onu kontrol altına almanın yolu girişken olmaktır. Hedef ne kadar muhteşem ve belirgin olursa olsun, eyleme geçilmez ise asla sonuca ulaşılamaz. Bir işi başarmak istiyorsanız yapmanız gerekenleri yapın. Eğer kursa katılmanız gerekiyorsa istediğiniz kursa katılın. Konuşmanız gereken biri var ise ona ulaşın. Bilginizi genişletmeniz gerekiyorsa okumanız gereken kitapları okuyun.


Sonuçları değerlendir: Hedeflere ulaşıncaya kadar bir çok kez sonuçları değerlendirmemiz ve nerede olduğumuzu bilmemiz gerekmektedir. Bütün gelişmeler ölçülüp değerlendirilmelidir. Bulunduğumuz yerle olmak istediğimiz yer arasında önce zihinde bir yol oluşturmalı, sonra da gerçek hayatta o hedefe doğru yürümelisiniz.

Esnek ol: Denemeler sonuç vermez ise başka yollar deneyin. Unutmayın ki her zaman başka bir seçenek daha vardır. NLP ye göre başarısızlık yoktur.


NLP İle Mükemmelliğe Ulaşmak

Dünyayı ve çevremizi beş duyu organı ile algılarız. Duyu organlarımız, uyarılar vasıtasıyla kendilerine gelen mesajları sinir sistemi yardımı ile anlamlı hale getirerek dünyayı algılamamıza yardım ederler. Algıladığımız olaylara mesaj beynimize ulaştıktan sonra tepki veririz. Sesleri duyar ve onlara anlam veririz. Kendimize ya da başkalarına sesler yoluyla duygularımızı ifade ederiz. Hayatımızın kalitesi, kendimizle ve başkalarıyla kurduğumuz iletişime bağlıdır.

Bazı insanlar düşünürken, olayları algılarken, diğerleriyle iletişim kurarken değişik temsil sistemlerini kullanırlar ve o yönlerini ortaya çıkarırlar. Kimi insan olayların görsel yanıyla daha fazla ilgilenir. Örneğin resme düşkündür. Resmin büyüklüğü, parlaklığı, renkleri ve hareketliliği önemlidir. Kimisi ise seslere odaklanır. Düşüncelerinde ses önemli bir yer tutar. Sesin tonu, şiddeti, yüksekliği, tınısı, derinliği, ritmi ve uzaklığı önemlidir. Kimileri de duydukları hislere ve duygulara ağırlık verirler. Duyguları ön plandadır. Duygularının yoğunluğu, keskinliği, büyüklüğü, sıklığı, derinliği ve yeri onlar için önemlidir. Hangi temsil sistemini ağırlıklı kullanıyorsak o sistem düşünce algılarımızı ve davranışlarımızı oluşturmada yönümüzü belirler. Buna bağlı olarak bir çok insan, sporda, sanatta veya müzikte “hiç iyi değilim” diyerek kendini sınırlandırmaktadır. Oysa bu insanlar, o yöndeki gerekli olan sistemlerini geliştirmemişlerdir. Birçok insanın iddia ettiği gibi yeteneklerimizin doğuştan gelmediği söylenmektedir. O, kullandığımız temsil sistemlerinin kapasitesine bağlıdır. Örneğin müzikte başarılı olmak istiyor isek iç işitsel sistemimizi, resim için görsel yönümüzü, akademik çalışmalar için düşünsel yanımızı geliştirmeliyiz. Böylece kişisel gelişmemizde bize yol gösteren NLP, başarımızın ve kişisel mükemmelliği yakalamanın en önemli yolu olmaktadır.

Tarihte hem sağ, hem sol beynini kullanarak sayısız esere imza atmış olan Vinchi, Einstein, Gandi, Atatürk gibi ender insanlar vardır. NLP , insanlara beyinlerinin her iki yönünü de kullandırarak şimdiye kadar ulaşılması olanaksızmış gibi görünen hedeflere ulaşmayı kolaylaştırır. İnsanların iletişim konusunda daha başarılı olmaları, ikna edici olmaları, olumsuz inançlar yerine kişileri güçlendirecek inançlar geliştirmeleri, kişilerin doğal becerilerini istenildiği zamanlarda kullanabilmesi, bir başka kişide hayranlık uyandıran, kişinin kendisinde olmasını istediği beceri ve davranışları alıp kullanabilmeleri, iş ve meslek hayatında başarıya ulaşmaları, kısaca kişisel mükemmelliğin modelini oluşturmaları NLP tekniği ile sağlanmaktadır. Burada öncelikle olması gereken, bireyin mükemmelliğe ulaşacağı konusunda kendine olan inancı ve bu doğrultuda bireyin düşünce ve davranışlarında yapmış olduğu değişikliklerdir. Zira mükemmellik kalıtımla geçmez, öğrenilen bir olgudur. Bir mükemmelliğe ulaşmanın mümkün olduğuna inanmadığımız sürece, o mükemmelliği yakalamamız mümkün değildir. İnsanın mükemmelliğine ilişkin potansiyel, “inanç gücü”nde yatmaktadır.

NLP Ve İş Yaşamı

İyi bir iletişimin nasıl yapılacağını son derece iyi anlatan, ayrıca iletişimin başarıdaki önemini sürekli vurgulayan NLP tekniği, 21. Yüzyılın başarı teknolojisi olmaya aday bir bilim dalıdır.

NLP tekniği, özellikle iş dünyasında, yönetim, iletişim, motivasyon, kişisel gelişim, hedef belirleme liderlik gibi konularda farklılaşma sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda spora, aile yaşamına ve kendini geliştirmeye uygulanabilir. Başarıya ulaşmak ve kişisel mükemmelliği yakalamak isteyen insanların, değiştirmesi gereken tutum ve inançlarını değiştirmeyi kolaylaştırarak kişisel hedeflere başarılı bir şekilde ulaşmasını sağlar. Bu nedenle yönetim ve eğitim alanında sıkça kullanılmaktadır. Nitekim Avrupa kupasını elde eden Galatasaray futbol takımının teknik direktörü Fatih Terim’in NLP tekniği ile eğitilerek takımını başarıya ulaştırdığı bilinmesi gereken önemli bir konudur. Bu nedenle kişilerin motivasyon, karar alma, yaratıcılık, iletişim gibi basit zihinsel stratejileri benimsemesi esnasında NLP tekniği yeniden değerlendirmeler sağlayarak, bu kişilerin başarılı liderler haline gelmelerine de olanak tanımaktadır.

NLP tekniğinin iş yaşamındaki yararlarını şu şekilde sıralandırabiliriz:

* İş yaşamıyla özel yaşamın yapıcı etkileşim kurmasına yardımcı olur.


* Öğrenme sürecini hızlandırır ve öğrenmeyi etkin kılar.


* Değişimi gerçekleştirir, ilgi ve çalışma alanına uygun yönetim biçimi bulunmasını sağlar.


* Duyarlılığı artırarak, davranış ve tutumlardaki titreşimleri sezinleyip yorumlanmasını sağlar.


* Bireysel performansı doruğa çıkarır.


* Yaratıcılığı geliştirir.


* Mükemmelliği hedefler, kişisel mükemmelliğin, örgütsel mükemmelliğe ulaşmasını sağlar.


* Daha etkin iç ve dış iletişimle, mutluluk ve tatmin düzeyini yükseltir. Böylece aidiyet duygusunu geliştirir.


* Motivasyonu arttırır.


* Bireyin takım yönetme becerisi, sunuş ve liderlik yeteneği, görüşme ve hedef yerleştirme yeteneklerini geliştirir.


* Seçenekleri arttırır, etki alanını genişletir.


Bir organizasyonun en değerli varlıkları insanlardır. İnsanların kendilerini daha iyi tanımaları, başarıya güdülenmeleri, çevresindekilerle daha iyi iletişim kurmaları ve onları daha iyi anlamaları, bunun sonucunda da bu kişilerin verimliliklerinin ve kapasitelerinin artarak o işletmeye büyük bir katma değerin katıldığı bilinmektedir.

Toplam kalite yönetimi ve insan kaynakları yönetimi gibi yeni yönetim modellerinde en az müşteri mutluluğu kadar önemli olduğu vurgulanan çalışan mutluluğu, artık tüm işletmeler tarafından kendi ilerlemelerinin temel taşı olarak görülmektedir. Bu nedenle önce çalışan bireyin kişisel gelişim ve mükemmelliğe ulaşmaları sağlandığı taktirde, işletmenin başarılı olması ve mükemmelliği yakalaması sağlanmış olacaktır.

Her zaman olumlu tavırların prim yaptığı iş dünyasında, sorunlar yerine çözümlere odaklı bir kurum, en değerli potansiyelini maksimum düzeyde kullanıyor demektir. Kişisel değişim oluştuğunda kurumsal değişim de gerçekleşecektir.

Başarılı insanların örnek davranışlarının taklit edilmesine NLP de modelleme (aynalama) denilmektedir. Modellemenin kurumsal düzeyde yapılmasına ise Benchmarking ismi verilmiştir. NLP yi iyi bilen ve kişisel bazda modellemeyi iyi yapan kişilerin çoğunlukta olduğu bir işletmede örnek bir kurumun model alınması, yani Benchmarking yapılması çok daha kolaydır.

Kişisel yaşamla iş yaşamının iç içe geçtiği günümüzde iş hayatında, özellikle yönetim, satış ve pazarlama bölümlerinde önemli bir güce sahip olan NLP tekniğini iş adamlarının ve bütün çalışanların öğrenmeleri, çağımızın bir gereği olarak ortaya çıkmaktadır.

Sonuç

Zihinsel becerilerin gelişmesine katkıda bulunan, insanlar arasındaki ilişkilerin gelişmesini sağlayan davranışlar üzerinde yoğunlaşan NLP tekniği ile, bir çok insanın zihninde yapacaklarına ve isteklerine odaklanarak daha verimli ve daha başarılı olabileceği anlatılmak istenmektedir.

Birkaç yıldır var olmasına karşılık spor, yönetim ve eğitim alanında hızla gelişen ve ilgi uyandıran bu teknikle ilgili ilk çalışmalar, başarılı kişilerdeki “mükemmelliği” model almayı içermiş ve uygulamaların çoğu da dikkat çeken davranış ve eylemleri destekleyen “stratejileri” taklit etme etrafında gelişmiştir. Yöneticiler NLP nin ilke ve tekniklerini, hem iş hem de kişisel yaşamlarındaki davranışlarında köklü ve kalıcı değişimler yapmak amacıyla kullanabilirler. Başarıya ulaşmak isteyen her insan bu teknik ile başarıyı kolayca yakalayabilir. Neye sahip olmak ya da ne olmak istediğimize dayanarak ne yapacağımızı seçebiliriz. Herhangi bir insan bizim istediğimiz sonuçları elde etmişse, o insanı modelleyerek nasıl yaptığını keşfedip, aynı şekilde bizim de aynı sonuçlar üreteceğimizi gösterebilir, bu sonuçlara ulaşmanın yolunu öğrenebiliriz. NLP nin yardımıyla kendi düşünce süreçlerimizi daha iyi anlayarak, alışkanlığa dayalı, çoğu zaman bilinçsiz olan davranışlarımızı da kontrol altına almayı öğrenebilir, ulaşılması olanaksız görünen hedeflere ulaşabiliriz.


Uludağ Üniversitesi, İ.İ.B.F, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü

 

10月7日

KİŞİSEL GELİŞİMİNİZE KİŞİSEL BİR KATKI OLMASI DİLEĞİYLE

 Fark Yaratmak
. * Her iş daha iyi, daha kaliteli ve daha farklı yapılabilir.
. * Ancak bu, özveri ve daha çok çalışmayı gerektirebilir.
. * Yapılan her iyi iş sadece şirkete değil kendi birikim, deneyim, bireysel başarı ve bireysel kalitemize katkı yapar.
. * Katkımız fark edilmeyebilir. O zaman ikilem içinde kalıp, "Çok çalışmak ve özveri enayiliktir" yada "Çalış çalış, madalya takarlar" gibi yükselen değerlere sapmamalıyız.
. * Çağırmasını bilirsek gelecektir.
. * Kötü iş yapmayı kendimize yakıştıramamalıyız.
. * İşimizi daha iyi, daha farklı ve daha kaliteli yapmayı bizden istendiği için değil, kendimize olan saygımızdan dolayı yapmalıyız.
. * O zaman yaptığımız iş önce kendimize yakışır sonra da şirketimize.

  Bireysel Kalite
  işte bireysel kalite: Kurallar emrediyor ya da karşıdaki istiyor diye değil, kendisine ve karşısındakine olan
saygısı nedeniyle doğru davranmak ve işini iyi yapmak!

  Profesyonelizm şartnamesi
  Evet, işte benim profesyonellik anlayışımı yansıtmak amacıyla bir araya getirdiğim profesyonel ve profesyonel olmayan düşünce ve davranış örnekleri:

  * Profesyonel, sorunların üzerine gider; Profesyonel olmayan, sorunların etrafında dolaşır ve hedefe hiçbir zaman varamaz.
. * Profesyonel, işine sarılır; Profesyonel olmayan elinin ucu ile tutar.
. * Profesyonel, mesai saatlerini aşsa da işlerini neticeye ulaştırır; Profesyonel olmayan, "sabah 8 akşam 6 sendromu" na yakalanmış, "Mesai bitti mi benim işim de biter" diyen otobüs yolcusudur. (servis otobüsü).
. * Profesyonel, iş tanımından daha geniş bir sorumluluk hissi taşır; Profesyonel olmayan, "Ben burada sadece çalışıyorum" der.
. * Profesyonel, iş tanımının dışına da taşsa işin gereğini yapar; Profesyonel olmayana göre bu işler "Benim görevim değil"dir.
. * Profesyonel, işlerini yerine getirebilmek için gerekli yetkiyi ne yapıp yapıp elde eder; Profesyonel olmayan, "Sorumluluk çok yetkim yok" diye sızlanıp durur.
. * Profesyonel, yapabileceği işleri "Ben bu işi yaparım"diye üstlenir; Profesyonel olmayan, tüm işleri "Valla kardeşim ben profesyonelim, istediğim koşullar sağlanmazsa çeker giderim" diye koşullandırır.
.* Profesyonel, kısıtları, engelleri aşmaya çalışan yapıcı'dır; Profesyonel olmayan, her vesilede "Bu şirket adam olmaz" diyen kronik mızmızdır.
. * Profesyonel, orta yetenekteki personelle de görevlerini başarıya ulaştırabilir; profesyonel olmayan, durmadan "iyi adam yok ki!" diye mazeret öne sürer.
. * Profesyonel, üstlerini de yönetmesini becerebilir; Profesyonel olmayan, "Adam her işe karışıyor" diye şikayet etmekten işini doğru dürüst yapamaz.
. * Profesyonel, "Bu işi yapmanın daha iyi bir yolu olmalı"; profesyonel olmayan, "Biz bunları eskiden beri böyle yapardık" der.
. * Profesyonel, "Araştırıp bulalım"; Profesyonel olmayan "Valla hiç kimsenin bişi bildiği yok" der.
. * Profesyonel bir hata yapınca "Benin hatam oldu" der; Profesyonel olmayan "Benim suçum değil" diye mazeret üretmekle uğraşır.
. * Profesyonel dinler; profesyonel olmayan konuşma sırasının gelmesini bekler.
. * Profesyonel kaybetmekten hemen hemen hiç korkmaz; Profesyonel olmayan, kazanmaktan gizli gizli korkar.
. * Profesyonel, kendisine ayıracağı daha çok zamanı olsun diye hedefe daha kısa sürede ulaşmak için daha "sıkı çalışır";
  * Profesyonel olmayan ise kendi kafasına göre takıldığı ıvır zıvır işlerle uğraşmaktan, neticeye ulaşacak işleri yapmaya zaman bulamayacak kadar "çok çalışır".
. * Profeyonel söz verir; Profesyonel olmayan vaat eder.
. * Profesyonel "Olmam gerektiği kadar iyi değilim"; Profesyonel olmayan "Hiç olmazsa falanca kadar kötü değilim"der.
. * Profesyonel izah eder;Profesyonel olmayan lafı geveler ("Sadede gel" dedirtmekten bıktırır).
. * Profesyonel dumanlı havayı da sever; Profesyonel olmayan yazdan başka mevsim tanımaz.
10月6日

Steve Jobs

 

Steve Jobs: Aç kalın, aptal kalın
Bu yazın en dikkat çeken çalışmalarından > birisi Apple'ın CEO'su Steve  Jobs'un Stanford Üniversitesi'nin açılış töreninde yaptığı konuşma oldu. Panolara asılan Jobs'un konuşmasını binlerce insan internet üzerinden birbirine gönderdi: Aç kalın, aptal kalın.....
 Geçtiğimiz yıl pankreas kanserine yakalandığını öğrenerek, tedaviye başlayan Apple'ın CEO'su Steve Jobs, başarılı bir ameliyat geçirdi. Öğrencilere seslenirken, başlangıçta doktorların kendisine eve gidip, ailesiyle vakit geçirip, işlerini yola koymasını, yani bir anlamda 'ölmeye
> hazırlan' mesajını ilettiğini anlatan Jobs, gençlere zamanlarının kısıtlı olduğunu hatırlattı. Son derece dramatik olan konuşmada, Jobs'un unutulmaz bir ders niteliğindeki sözlerinin özeti şöyle:

 

1 Size yaşamımdan üç öykü anlatacağım. İlki noktaları birleştirmekle ilgili. Ben üniversiteden mezun olmadım, altı ay sonra okulu terk ettim. Annem üniversitedeyken, evlenmeden hamile kalmış ve beni evlatlık olarak bir avukat ve eşine vermiş. Bu aile bir kız çocuğuna sahip olmak istediği için, başka bir aile gündeme gelmiş. Biyolojik annem, yeni ailenin üniversite mezunu olmadıklarını keşfedince, onlara beni üniversiteye göndermeleri koşuluyla evlatlık vermiş.

 

 2 Üniversiteye 17 yaşında başladım, ama işçi sınıfından gelen ailemin tüm birikimi okul taksitlerine gitsin istemedim. Bu yüzden okulu bıraktım. Hayatımı boş şişeleri satarak sürdürmeye çalıştım. Okulda verilen kaligrafi dersleri ilgimi çekti, bu derslerde yazı karakterleri hakkında her şeyi öğrenme imkânım oldu.


 3 On yıl sonra, Macintosh bilgisayarları tasarlarken, bütün bu öğrendiklerim bana yol gösterdi. Macintosh, harika bir yazı karakteri olduğu için beğenildi.

 

4 Yaşamınızdaki noktaları birleştirirken, geçmişe bakarak bunu yapamazsınız. Geçmişteki noktaları birleştirerek çözüme ulaşılır. Noktaların gelecekte bir biçimde birleşeceğine güvenmek zorundasınız. Bir şeye güvenmek zorundasınız: Kadere, sezgilerinize, karmaya, vs. Benim yaşamımdaki en önemli öge bu yaklaşımım oldu. Beni asla yanıltmadı.

 

5 İkinci öyküm aşk ve kaybetmek üzerine. Apple'ı 20 yaşındayken, garajda kurdum. On yılda 4 bin çalışanıyla 2 milyar dolarlık bir şirket yarattık. 30 yaşında, kendi kurduğum şirketten yönetim kurulunun kararıyla kovuldum. Yaşamımın merkezinde olan şeyi kaybedip, umutsuz biçimde ortada kaldım.

 

6 Hâlâ Apple'a aşıktım. Yeniden başlamaya karar verdim. Başarının ağırlığı yerini,  yeniden başlamanın hafifliğine bıraktı. Yaşamımın en yaratıcı dönemlerinden birine başladım. Sonraki beş yılda, sıfırdan başlayan birisinin rahatlığıyla, NeXT ve Pixar'ı kurdum. O sırada şimdiki eşime aşık oldum. Pixar dünyadaki ilk bilgisayar yardımıyla tasarlanmış filmi, Toy Story'yi yarattı. Pixar bugün dünyanın en başarılı animasyon stüdyosu. Sonra Apple NeXT'i aldı, ben de tekrar işime kavuşmuş oldum. Bu arada şahane bir ailem oldu.

 

7 Apple'dan kovulmamış olsaydım, bunların hiçbirisi olmamış olacaktı. Acı bir ilaçtı, ama anlaşılan hastanın buna ihtiyacı vardı. Bazen yaşam kafanıza bir tuğla atıyor. İnancınızı yitirmeyin. Neyi sevdiğinizi anlayın. İş, yaşamınızın büyük bir bölümünü dolduruyor, eğer hâlâ bulamadıysanız, aramayı sürdürün. Aşkta olduğu gibi, bulduğunuzda onun olduğunu bilirsiniz.

 

8 Üçüncü öyküm, ölümle ilgili.  17 yaşında, şöyle bir şey okumuştum: "Hayatınızın her gününü, son gününüz gibi yaşarsanız, günün birinde mutlaka haklı çıkarsınız." Bu beni çok etkiledi, son 33 yılda, hergün aynaya baktım ve kendime sordum, "Bugün hayatının son günü olsa, şimdi yaptığın işi yapar mıydın?" Cevabımın hayır olduğu günlerin sayısı arttığında, değiştirmem gerektiğini anladım.

 

9 Yakında öleceğini bilmek yaşamdaki büyük kararları almamda yardımcı oldu. Çünkü tüm beklentiler, gurur, başarısızlık, utanç ve korku ölümün yüzü karşısında parçalanır. Öleceğinizi unutmamak kaybedecek bir şeyinizin olduğu tuzağından sizi çıkartır.

 

10 Zamanınız kısıtlı, başkasının hayatını yaşayarak onu boşa harcamayın. Başkalarının fikirlerinin sesinin iç sesinizi bastırmasına izin vermeyin. Kalbinizin ve sezginizi takip edecek cesaretiniz olsun. Geri kalan herşey ikincildir. 

 

11 Gençken, benim neslimin İncil'i olan The Whole Earth Catalog  (Bütün Dünya Kataloğu) isimli bir yayın vardı. 1970'lerde son sayılarını yayınladılar. Arka kapakta, sabahın ilk saatlerinde çekilmiş bir köy yolunun fotoğrafı vardı. Altında veda cümlesi olarak şu yer alıyordu: 'Stay hungry, stay foolish- Aç kalın, aptal kalın' Her zaman böyle olmayı diledim. Şimdi size de aynı şeyleri diliyorum.


 


9月22日

AFFETMENİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

Aşağıdaki öyküde nasıl da güzel ifade edilmiş aslında affetmemiş olmanın kişinin içini kemirerek tükettiğini.

Ne olur kendiniz için yapın en azından... Sadece kendiniz için AFFETMEYİ öğrenin...  Samimi olmayın, iletişim kurmayın belki ama kötü düşüncelerin ağırlığını taşıyarak kendinize eziyet de etmeyin...

 

AFFETMENİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

  Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur: 'Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?' Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. 'O zaman' der öğretmen. 'Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin' Öğrenciler bunu da yaparlar. 'Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!' Öğrenciler, bu işten pek birşey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen:

-'Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun.'

Bazı öğrenciler torbalarına üçer-beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine 'Peki şimdi ne olacak?' der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar:

- 'Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde? hep yanınızda olacaklar.'

Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar: 'Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor.' 'Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık. Hem sıkıldık, hem yorulduk?'

Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir:

-'Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir.'

IŞIĞI GÖRMEK, SONUCA ULAŞMAK

Mücadeler eder, uzunca bir süre dayanırız, sabrederiz fakat öyle bir noktaya geliriz ki, artık devam etmek imkaznsız gibi görünmeye başlar herşey gözümüze. Yorgunluktan bitap düşmüş, motivasyonumuz tükenmiştir artık.Sadece orcıkta bırakıvermek isteriz yoğunlaştığımız kanuyu ve kaçmak çoook uzaklara zaman zaman... Oysa nasıl da yaklaşmışızdır sona... Kaynbdenler her daim SABIRSIZ Davranarak, önünü göremeyenler olmuştur. Unutmamalı ki alacakaranlıktan sonra sökecektir şafak...

PINAR YEŞİLTAY

 

IŞIĞI GÖRMEK

 

            4 Temmuz 1952 günü 34 yaşında bir kadın, Pasifik Okyanusu’na dalarak, Catalina adasından, 21 mil batıda kalan Kaliforniya’ya doğru yüzmeye başladı. Eğer başarılı olursa, bunu yapan ilk kadın olacaktı. Adı Florance Chadwick olan bu yüzücü, Manş Denizi’ni her iki yönde geçen ilk kadındı. O sabah su, vücudu uyuşturacak kadar soğuktu ve sis o kadar yoğundu ki, beraberindeki tekneleri güçlükle seçebiliyordu. Milyonlarca insan televizyonlarından onu izliyordu, köpekbalıkları ve dondurucu soğuğun etkisini hiçe sayarak 15 saat yüzdü. Yakındaki bir teknede bulunan annesi ve antrenörü, karaya çok yaklaştığını ve devam etmesini söyledilerse de o, kendisini sudan çıkarmalarını istedi. Azimli yüzücü, Kaliforniya kıyısına yarım mil kala sudan çıkışının nedenini şöyle açıkladı: “Karayı görebilseydim başarabilirdim!” Vazgeçmesinin nedeni ne yorgunluk, ne de soğuktu... Tek neden, sis yüzünden karayı görememekti.

 

HAYAT ZOR DEĞİLDİR. BAKMASINI BİL YETER Kİ... SADECE TERCİHLER FARKLIDIR.

HAYAT ZOR DEĞİLDİR...

Ona şekil veren bizim algımızdır, geçmişimiz, eğitimimiz ve çevremizdir çoğu zaman. Baktığımız gibi görürüz, fakat sorun bu nokta da başlar; çünkü görmek istediğimiz gibi bakarız... Aşağıdaki yazı EMRE ye armağanımdır... ZOR sözcüğü duyunca aşağıdaki öyküyü anımsa...

UNUTMA HAYATTA "ZOR" YOK BİR ŞEYİN "ZOR" ya da "KOLAY" OLMASI BİZİM ALGILAMAMAMIZA BAĞLI....

 

 

BAROMETRE ILE BIR BINANIN YUKSEKLIGI NASIL OLCULUR?

Kisa bir sure once, benden bir fizik sinavi puanlamasinda hakemlik yapmami
isteyen meslektasimdan cagri aldim. Meslektasim fizik sinavindaki bir
soruya verdigi yanit nedeniyle ogrencilerinden birine "sifir" puan takdir
etmisti.  Ogrencisi de "eger puan yontemi adil olsaydi, en yuksek puani
alacagini" iddia etmekteydi.

Meslektasim ve ogrencisi sonunda verilen yaniti, tarafsiz bir hakeme
puanlatmak icin anlasmaya varmislardi. Hakem olarak da beni secmislerdi.

Arkadasimdan cagriyi alir almaz, kendisine ugradim ve sinavda sorulan
soruyu okudum: "Barometre yardimiyla yuksek bir binanin yuksekliginin ne
sekilde saptanacagini gosterin."

Ogrencinin yaniti da soyleydi: "Barometreyi alıp binanin en ust katina
cikaririz. Barometrenin ucuna bir ip baglar ve yukaridan caddeye
sarkitiriz. Tekrar ipi yukari ceker ve ipin uzunlugunu olceriz. Ipin
uzunlugu bize binanin yuksekligini verir."

Yanit cok ilginicti, fakat ogrenciye bunun icin puan verilebilir
miydi? Ogrencinin, soruyu tam ve dogru bicimde yanitladigindan, bu sorudan
tam puan almak icin guclu bir nedene sahip oldugunu anladim.  Diger
taraftan ogrenciye tam puan verilecek olursa, ogrenci fizik dersinden
yuksek bir notla gececekti.  Yuksek bir not ise ogrencinin fizik dersiyle
ilgili davranislari kazandiginin gostergesiydi, fakat sorunun yaniti onun
fizik bildigini ortaya koymuyordu. 

Bunun uzerine ogrenciye ayni soruyu bir daha yanitlamasini
onerdim. Anlasmaya vardiktan sonra, ogrenciye soruyu yanitlamasi icin 6
dakikalik bir sure tanidim ve yanitin icinde onun fizik dersinde kazandigi
davranislari ortaya koymasi gerektigini soyledim. Bes dakika gecmesine
karsin, ogrenci hicbirsey yazmamisti. Baska bir sinifta dersimin baslamak
uzere oldugunu soyleyerek yanit vermekten vazgecip,gecmedigini
sorudum; fakat ogrencinin cevabi:

"Hayir vazgecmedim" seklindeydi.
"Bu soruya verilebilecek pek cok yaniti oldugunu, bunlardan en iyisini
secmeye calistigini" belirtti. Karistigim icin ozur dileyip, soruyu
cozmeye devam etmesini soyledim.  Bir dakika sonra ogrenci yanitini verdi:

"Barometreyi binanin en ustune cikaririm ve cati katindan asagi egilerek
barometreyi birakirim. Birakir birakmaz kronometreyle zaman tutmaya
baslarim. Barometre yere carpar carpmaz kronometreyi durdurur ve "S= ½ a
t2 " (S esit bir bolu iki a t kare) formulu ile binanin yuksekligini
hesaplarim."

Bu yanit karsisinda, meslektasima devam etmek isteyip istemedigini
sordum. Meslektasim ogrenciye hak ettigi puani verecegini soyledi. Tam
yanlarindan ayrilirken ogrencinin  "pek cok yaniti
bulundugunu" soyledigini hatirlayarak,diger yanitlarin neler oldugunu
sordum.

"Evet, barometre yardimiyle yuksek bir binanin yuksekligini bulmanin pek
cok yolu vardir" dedi. "Ornegin,gunesli bir gunde disari cikar, hem
barometrenin golgesini hem de barometrenin boyunu, daha sonra da binanin
golgesini olcerek, basit bir oranlamayla yuksekligini bulabiliriz."

"Cok guzel, diger yontemlerin nedir?" diye sordum.
"Cok basit bir yontem daha var ki onu siz de begeneceksiniz. Bu yontemde,
barometreyi elimize alir ve binanin merdivenlerinden en ust kata dogru
tirmanmaya baslariz. Merdivenleri tirmanirken barometrenin boyu kadar
duvarboyunca isaretleyerek ilerleriz. Daha sonra isaretleri sayariz ve
isaretlerin sayisi bize barometrenin birimi cinsinden binanin yuksekligini
verir. Bu yontem dogrudan olcmeye ornektir."

Daha karmasik bir yontem isterseniz, bunun icin barometreyi bir ipin ucuna
baglar ve sarkac gibi sallamaya baslarsiniz. Boylece en alt katta ve
binaninen ustunde "g" degerini saptayabilirsiniz. Bu iki g degerinin
farkindan ilke olarak binanin yuksekligini bulabilirsiniz."

Sonunda ogrenci sozlerini su sekilde tamamladi:
"Eger cozum icin, fizikle bir sinirlama getirmezseniz daha pek cok
yanitbulunabilir. Ornegin,barometreyi alip alt kattaki kapicinin odasina
gidersiniz. Kapiciya eger binanin yuksekligini size soyleyecek olursa
barometreyi ona vereceginizi bildirir ve binanin yuksekligini
ogrenebilirsiniz

9月20日

SAKIP SABANCI'NIN 48 ÖĞÜDÜ

 

SAKIP SABANCI'NIN 48 ÖĞÜDÜ

Örnek insan, merhum Sakıp Sabancı'nın Bülent Şenver'e kitabında yayınlaması için verdiği 48 öğüdü...

1.Nasıl bir “Güç” arıyorsunuz? Onu Bilin. Güce sahip olduktan sonra ise onu iyi kullanın.
2.Başkasından, özellikle politikacıdan medet, ummayın.
3.Birlik ve beraberlik arayışını her işte ve her fırsatta sürdürün.
4.Karşınızdakilerin “İnsan” olduğunu hiçbirzaman unutmayın!
5.İnsanların birer “Makina” olmadıklarını bilin.
6.Terfi, ödüllendirme ve cezalandırma, başarıya yol açar.
7.Adil olun. Her işte, her konuda, her fırsatta ve herkese karşı adil olun.
8.“Vicdan Huzuru” başarılı olabilmenin temel şartıdır.
9.Ayaklarınız her zaman yere bassın. Hiçbirzaman havalarda dolaşmayın. Kendinizi kimseden üstün görmeyin.
10.Hiçbir işi “Kıyısından Köşesinden Tutmayın”. Yapacağınız iş ne ise, küçümsemeden ona sahip çıkın.

11.Hayata uyun.
12.İyilikleri unutmayın. İyilikleri karşılıksız bırakmayın.
13.Aç gözlü olmayın. “Allahıma Şükür” demesini bilin.
14.Şans, kader ve kısmet, yararlanmasını bilenler için vardır.
15.Hiç ölmeyecek gibi çalışın. Yarın ölecekmiş gibi hazırlıklı olun.
16.Dünyanın sizin etrafınızda kurulduğunu sanmayın.
17.Dostluğa ve arkadaşlığa önem verin.
18.Güler yüzlü ve tatlı dilli olun.
19.Hedefiniz nedir? Onu bilin. Dağılmayın. Lüzumsuz şeylerle uğraşmayın.
20.Sağlıklı olun. Sağlık herşeyin başıdır.
21.Düzenli bir yaşamınız olsun.
22.Manevi dünyanız zengin olsun. Sonra maddi zenginlik gelir.
23.Bilgili olun.
24.Gözünüzü açın.
25.Risk almayı bilin. Cesur olun.
26.Güvenilir insan olun.
27.Hangi işi yapacaksanız, o işi en iyi bilenler ile işbirliği yapın.
28.Yaptığınız iş farklı olsun.
29.Müesseseleşin.
30.İşinizi sevin. İşinize sahip çıkın.
31.Tasarrufa önem verin. Tasarruf yatırım demektir.
32.Borç para vermekte, kefil olmakta dikkatli davranın.
33.“İyiyi” yüreklendirin, alkış verin. “Kötüyü” ayıplayın, ceza verin.
34. Allah herkese “Bölüşmeyi” nasib etmez. “Bölüşmek” ve “Paylaşmak” kutsal ve keyifli bir iştir. Bölüşmesini bilin. Paylaşmasını becerin.
35.Kim akıllı üretir ise onun yanında olun. Kim akılsız tüketir ise ondan uzak durun.
36.Her şeyin bir şeyini, Bir şeyin her şeyini bileceksiniz.
37.Karınıza ve çocuklarınıza vakit ayırın. Ne kadar yoğun proğramınız olursa olsun, karınıza ve çocuklarınıza zaman ayırmalısınız. Bu bir zorunluluk değil bir zevktir.
38.Adınızı temiz tutmaya özen gösterin. Başarı bir bütündür. İsminizi temiz tutun ki, başarı isminizi taçlandırsın.
39.İşbirliği yapacağınız insanları, birlikte çalışacağınız kişileri ve ortaklarınızı seçerken dikkatli olun. Arkadaşlıklarınızı ve dostluklarınızı iyi kurun.
40.Çıkar uğruna, menfaat bekleyişi içinde, belli kolaylıklardan veya imkanlardan yararlanmak hesabıyla, uygunsuz kişi veya guruplarla ilişkiye girmeyin.
41.Kişisel çıkar uğruna, geçici kazanç için kimseyi satmayın.
42.Fikirlerinizden ve değer yargılarınızdan fedakarlık etmeyin. Etmeyin ki önce aileniz ve yanınızda çalışanlar, sonra iş yaptıklarınız ve çevreniz size güvensin.
43.Şeyh uçmaz. Onu müridleri uçurur. Başarıyı yakalamak, başarıyı sürdürmek, başarıyı ileriye götürmek isteyenler ayaklarını yerden kesmemeye, uçmamaya özen gösterirler. Çünkü uçan hiçbir şey havada kalmaz.
44.Hırçın olmayın, hem kendinize hem de başkalarına huzur verin. Hırçınlıklarınızı yenmeye çalışın.
45.Dost olun, arkadaş olun. Dostunuz olsun, arkadaşınız olsun. İnsan sevdikçe ve sevildikçe mutlu olur.
46.Yaşamadan ölmeyin. Yaşayarak ölün. Ölümden söz etmek kötü birşey ama, ölüm mukadder son. Her faninin kaderinde var İnsan bu dünyaya bir defa geliyor.
47.İnsan ölürken yaptıklarına değil, yapamadıklarına pişman olurmuş. Son nefesinizde yapamadığınız şeyler için üzüntü duyun.
48.Eşini iyi seçemeyen, işini de iyi seçemez.

 

 

Sayın SAKIP SABANCI'yı saygıyla anıyorum... RUHU ŞAD OLSUN...


9月19日

NEREYE GİTMEK İSTEDİĞİNİ BİLMEYEN...

“Alice, yolculuğunun bir yerinde önünde bir çok yolun olduğu bir kavşağa gelir. Alice, kediye sorar;

-       Hangi yoldan gitmeliyim?

-       Nereye gitmek istiyorsun? Der kedi.

-       Bilmiyorum diye cevap verir Alice.

Kedinin cevabı düşündürücüdür;

-         Öyleyse bütün yollar seni oraya götürür.”