|
|
10月12日
Sokak Çocuğu
Bedirhan GÖKÇE
Sayfa no: yok Cilt no : yok Hane no : yok Ana adı : ben sokak çocuğuyum abi Hani şu uçurtması gökyüzünde asılı kalan, Bilyelerini rüyalarında unutan, Ve oyuncaklarını masal kahramanlarına çaldıran Çocuk varya o benim işte, o benim abi... Sahi bir annem olmalıydı değil mi? Ben dudaklarımda sokakları besteliyorum oysa! Sahi abi tadı nasıldı anne sütünün? Anneler nasıl okşardı çocuklarını? Anne kokusu nasıldır kim bilir? Ana ha, bir anne çizebilirmisin benim için, Karanlığın kar soğuğu parmak uçlarına bir anne? Ve yanına beni eklermisin abi, Tıpkı suluboya resimlerdeki gibi sımsıcak? Sahi abi senin gözlerini kesmiyor değil mi, Bir köprünün soğuk, gergin ve karanlık bedeni? Sahi sen hiç seyrettin mi aydedeyi bir köprünün altından, Üşüdün mü abi kayan bir yıldıza bakarken? Boşver... Gel boyat istersen ayakkabılarını. Ben şu ayakkabıların bağcıklarından asılıyorum hayata! Gel boyat ayakkabılarını, Boyat da resmi çıksın dostun, düşmanın tüm kaldırımların.
Sayfa no yok Cilt no yok Hane no yok Yokların varlığında tam göbek bağından hiç yakalandın mı hayata? Bir de, bir de babam olmalıydı değil mi? Beni dövecek bir babam bile yok biliyor musun? Nasırlı ellerinde şevkat arayacağım bir insan. Kimbilir, bayramlarda neler alır babalar çocuklarına? Unutmuşum, bayramlarınız da vardı sizin öyle değil mi? Arifeleriniz, Bayramlarda temize çekilen dostluklar vardı sonra. Oysa ben kırık dökük ıslıklar ısmarlıyorum güneşe ve mehtaba, Yankısız, bestelenmemiş ve bestelenmeyecek serseri ıslıklar. Bir babam olsaydı belki yeterdi. Çocuk olurdum eskisi gibi, şımarırdım öylesine. Boşver abi... Kimin neyine bayram, kimin neyine hediye, Baba kimin neyine abi? Sahi senin düşlerin vardır. Göremediğin rüyanın düşünü kurar mısın hiç? Ahmet bir düş görmüş geçenlerde. Köprü altında tanıştık, yorgun ve geç gelen bir gecede. Utanırken anlattı, anlatırken utandı. Bir ip bağlamış gökkuşağına, Bak ana diyormuş uçurtmamı gördün mü? Ya uçurtmamın gölgesinde bilye oynayan çocukları? Ahmet'in düşü işte... Bana düşlerini kiralar mısın abi? Bedava boyarım ayakkabılarını. Bana düşlerini, düşlerini abi? Boşver, boşver... Bak iyi parlayacak bu ayakkabılar, En parlak ayakkabılarınla yürüyeceksin yaşama. Sen düşünme, sokaklar düşünsün beni. Gazete manşetleri, Üçüncü sayfa haberleri düşünsün, İsimsiz bir damla gözyaşı düşünsün, Sen beni düşünme, düşünme be abi... Nasıl olsa ben, olmayan ayakkabılarımın sıcaklığıyla basıyorum tüm kaldırımlara, Olmasa da anne babası sokakların, Sokak çocuğuyum ben, sokak çocuğuyum... Kazanılmadan kaybedilmiş bir geleceğin herhangi bir yerinde, Ben sokak çocuğuyum abi! Hani şu uçurtması gökyüzünde asılı kalan, Bilyelerini rüyalarında unutan, Oyuncaklarını masal kahramanlarına çaldıran çocuk varya, İşte o benim, o benim abi, o benim abi...
3月31日 Kim Özlerdi Avuç İçlerinin Kokusunu
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer.
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer.
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de, kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, kulağına okunacak biri olsaydı eğer.
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde "onca ayrılığın birinci dereceden failidir" denmeseydi eğer.
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
Issızlığa teslim olmazdı sahiller, kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım. Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse...
Evet Sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!
2月12日
|
AYRILIK HEDİYESİ
şimdi saat sensizliğin ertesi yıldız dolmuş gökyüzü ay-aydın avutulmuş çocuklar çoktan sustu bir ben kaldım tenhasında gecenin avutulmamış bir ben...
şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim ki bu yaşlar utangaç boynunun kolyesi olsun bu da benden sana ayrılığın hediyesi olsun
soytarılık etmeden güldürebilmek seni ekmek çalmadan doyurabilmek ve haksızlık etmeden doğan güneşe bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi mülteci isteklerim oldu ara sıra, biliyorsun.. şimdi iyi niyetlerimi bir bir yargılayıp asıyorum bu son olsun be..bu son olsun! bu da benim sana ayrılırken mazeretim olsun!
şimdi saat yokluğunun belası sensiz gelen sabaha günaydın! işi-gücü olanlar çoktan gitti bir ben kaldım voltasında sensizliğin hiç uyumamış bir ben...
şimdi dişlerimi sıkıp dudaklarıma kanamayı öğrettim ki bu kızıl damlalar körpe yanağında bir veda busesi olsun bu da benden sana heba edilmiş bir aşkın son nefesi olsun...
kafamı duvara vurmadan tanıyabilmek seni beyninin içindekileri anlayabilmek ve yitirmeden, yüzündeki anlık tebessümü bütün saatleri öylece durdurabilmek için çıldırasıya paraladım kendimi lanet olsun! artık sigarayı üç pakete çıkardım günde olsun be! ne olacaksa olsun! bu da benim sana ayrılırken şikayetim olsun
gözyaşım utangaç boynunun inciden kolyesi olsun her damla vefasız teninde bir veda busesi olsun isterim sende ben gibi yan ömrüne hep ağla hep ağla bu benden son dua bu benden ayrılık hediyesi olsun) |
|
|
|
Yusuf Hayaloğlu |
| | | |
Yerin seni çektiği kadar ağırsın, Kanatların çırpındığı kadar hafif.. Kalbinin attığı kadar canlısın, Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç... Sevdiklerin kadar iyisin, Nefret ettiklerin kadar kötü.. Ne renk olursa olsun kaşın gözün, Karşındakinin gördüğüdür rengin.. Yaşadıklarını kar sayma: Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa, Sevdiğin kadardır ömrün.. Gülebildiğin kadar mutlusun. Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin Sakın bitti sanma her şeyi, Sevdiğin kadar sevileceksin. .......... ..........
|
| |
|
Can Yücel | | | 2月10日
Zaman zaman sanal alemde de gerçek dostluklar kurulabiliyor... Sevgili IRFAN BEY in yolladıgı bu güzel CAN DÜNDAR yazısını paylasmak istedim...
Hani, diyorum da, insanın gerçekten mükemmel bir dostu olsa... "Onu", öyle, içine sindire sindire, kocaman bir sarılsa...
Ne iyi olur degil mi? Dostunuz! dostunuz var mı? Kadın yada erkek... Hiç fark etmez.
Gerçek dostun cinsiyeti olmaz. Paylastıgıınız birileri var mı?
Var ise mesele yok. Yok ise, gidin bulun hemen! Sırlarınızı paylastıgınız...
Özlediginizi açık yüreklilikle söylediginiz.. "Canım benim!.. dediginiz.
Telefonda bile saatlerce konustugunuz, sıcacık biri...
Onu görmediginizde yüreginizin "pıt pıt" attgını hissettiginiz, bir dostunuz var mı?
Dert ortagı, sohbetlerinizi paylastıgınız, yalnzlıgınızıı anlattıgınız, sevincinizi hisseden biri...
Yalnız kaldıgınızı düsündügünüzde, birilerine öfkelendiginizde, sevdiklerinizi özlediginizde,hayal kurdugunuzda yanınızda o var mı?
Sizi hiç yalnız bırakmayan biri... Cesur, sempatik, azimli, kararlı, Arayan, soran,"Seni özlüyorum" diyen biri. Böyle bir canlı ile herseyi konusabilir, paylasabilirsiniz.
Yanıltmaz! Anlayış la karsılar her seyi... Hatalar, günahlar, sevaplar... Her bir seyi konusabilirsiniz onunla. Hiç yalnız kalmazsınız nitekim... Böyle bir dost bulmak için fazla bir arayı ş içinde olmanıza gerek yoktur. O kendiliğinden çıkagelir zaten.
(Elektrik olayı ..) Bir gün bir bakarsınız karş ınızda... Bir de bakmışsınız sımsıcak sohbetler, derin konular, sırlar, paylaş ımlar... Kimseye söyleyemediğinizi, en yakınınıza anlatamadığ ınız, geçmişteki izleri, geleceğ e dairlerinizi, sadece ona anlatırsınız. Kadın, erkek, bir dost bulun! Ama gerçek olsun.
Aradığ ında işinizi de ğil, sizi soran... Kötü gününüzde ev sahibi, iyi gününüzde kiracınız olsun. Anlatsın, konuş sun, açık seçik, korkmadan ya şasın. Güvensin!
Cinsiyeti olmasın! Bir kartal kadar hain, bir maymun kadar şaklaban, bir ceylan kadar narin olsun. Dog rular söylesin. Gerçekçi olsun. Yanıltmasın, kandırmasın! İ çten, sevecen, sempatik, sevdalar, özlemleri anlayabilen biri olsun. Anlasın! Ağzıyla değ il, gözleriyle ve kalpten konuşsun. Ya şasın! Doya doya yaşasın, doya doya ya şatsın. Beyninden değ il, yüreğinden versin. "Olsun varsın! Paylaş ırım." desin.
Bir dostunuz olsun. Sizi ve benli ğinizdekileri paylaş sın... Dost olsun! Ama...
Gerçek bir dost..!
Can Dündar 1月23日
ARKADAŞIM OZAN'DAN İLK GÖZAĞRISINA
bazen bi söz,bi bakış yeter
her şeyi anlatmaya;
bazen bi gülüş,bi dokunuş yeter
hayata bağlamaya
aslında satır aralarında
gizlidir hayatın anlamı
ve sen öğrettin bana
sensizliği,ağlamayı
şimdi gidiyorsun
ve dur demiyeceğim
çünkü biliyorsun
gidersen öleceğim 12月6日
|
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer.
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer.
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.
.......... ..........
|
|
|
|
Can Yücel | | |
11月28日 BENİ GÜZEL HATIRLA
Beni güzel hatırla bunlar son satırlarım bebeğim. Farzetki bir rüzgardım esip geçtim, hayatından meleğim. Yada bir yağmur oldum yağdım yüreğine. Sonra ruhun çekti suyu kaybolup sonsuzluğa gömüldüm kadınım...
Belki bir rüya'idim senin için uyandım. Ve ben bittim kadınım...
Beni güzel hatırla sevdim seni, çok sevdim. Herşeyimle sana sırdaş oldum sevgili oldum, aşk oldum, eş oldum....
Yüzüne vuramazdım eksikliğini özünü hiç kınamadım. Alışıktım hep vefazsızlığa el oldum aldırmadım.
Beni güzel hatırla bir çok şiir yazdım sana. Şiirler yazıyorum yine her gece sana çoğunu inan okumadım. Saklayacağım günahını, sevabını içimde. Bak sessizce gidiyorum sonsuzluğa sanki gömülüyorum. Senden öncekiler gibi sende anlayamadın...
En güzel şiirleri gözlerine baka, baka yazdım. Yaşanmış sevgiler bırakıyorum sakladığım her köşeye, bulursun diye...
Beni güzel hatırla sana unutulmaz bir ben bırakıyorum. Sana en yorgun bir şile sabahı gülüşümü, gözlerimi sana tenimi bırakıyorum.
Cahit İpekoğlu
11月26日
Zavallı Sevgili IRAK
Merhamet hür Dünyaya bu kadar mı Irak ' ta?
Ben Basralı Ömer, Belki haberin yoktur diye yazıyorum Mr. Franks. Önce demokrasi yağdı göklerimizden, Sonra özgürlük geçti üstümüzden Palet palet. Ve insan hakları Namlularından Saniyede bilmem kaç adet. Demokrasi bizim eve de isabet etti Bir gün sonra anladım koptuğunu ayaklarımın. Tam onsekiz adet insan hakları saymışlar Vücudunda babamın. Annem yoktu zaten Ben doğarken ilaç yokluğundan ölmüş Ambargo falan dediler ya Anlamadım Çocukluk aklı işte Oluşmadan sökülmüş. Sizde de barış böyle midir Mr. Franks? İnsan hakları çocukları yetim Ve ayaksız bırakır mı orda da? Düşer mi ayın kan gölüne aksi Güpegündüz düşer mi Pazar yerine demokrasi? Zenginlik insanları korkudan uykusuz bırakır Kuşlar gökyüzünü terk eder mi orda da? Babamla mırıldandığım son dua dilimde ayaklarımın hastanede Ve giymeye kıyamadığım pabuçlar Kaldı elimde. Çocukların var mı Mr. Franks? Al, oğluna götür onları bari işe yarasın Kim bilir belki baktıkça Bazen beni hatırlasın. Bu nasıl demokrasi Mr. Franks? Düştüğü yeri yaktı Merhamet hür Dünyaya Bu kadar mi Irak ' tı? size
ISLAK GÜL
Seninle paylaşmak uykularda en büyük günahlari Seninle uyanmak nice çılgın gecelerden sonra Alır götürür beni kokun uzaklara en uzaklara Ağzın dudaklarımda ıslak bir güldür sabahları
Tenin çekiyor beni tenin tutmuş saçlarımdan Afrikalı kölenim senin, esirinim, mecburunum Gözlerin değmese gözlerime kahrolurum Ölürüm çekersen ellerini avuçlarımdan
Dönsün başım tutuşsun damarlarımda kanım Gel otur yanıbaşıma erişilmez kadınım Yum iri gözlerini, devir kirpiklerini Ser önüme bir hazine gibi güzelliklerini
Sana en muhtaç olduğum su anda gel Yasamak olsan da gel, ölüm olsan da gel.
Ümit Yasar Oğuzcan
İzmir'den Yol Var
İzmir’den, gün batımın da Her akşam bir yol gider denizden güneşe... Davetkar, kendine geleceği bekler Sonra zayıflar ışıklar yol kaybolur. Batarken sularda aydınlıklar. Sevdayı yüklenirler omuzlarına Bir gönül yolcusu daha ah eder sızılarla Vurgun yemiş gönlüyle ahlarda. Bir başka yerde, bir umut doğar. Deniz durulur, sakinleşir. İçindekini asla göstermez artık. Martılar susar, karabataklar dalmaz. Bitmiştir günün son telaşı. Güneşle beraber, görünmeyen Yıldızlar belirir karanlıklarda... Bir gurbet yolcusu daha. Yetişemez giden yola.
SEVGİ SEVGİ SEVGİ ÜSTÜNE
Sarp ve kayaliktir sevginin yollari, Ama icinize ates dustu mu izlemekten geri durmayin, Gerci sozleri duslerinizi darmadagin edebilir, Ama sizinle konustugu zaman yine de ona inanmamazlik etmeyin, Cunku basiniza taci oturtacak olan da, Sizi carmiha gerecek olan da sevgidir, Tipki puskullerin misiri sarislari gibi sevgi de sizi kendisine sarar, Soyunmaniz ve onunde ciplak kalmaniz icin sizi zorlar, Bembeyaz kesinceye dek evirir, cevirir, aci verir caniniza, Boyun egdirinceye dek ezer, yogurur sizi, Sevgi tum bunlari basarir, yeter ki siz kalbinizin sirlarini ogrenin, ve bu yolla Hayatin yureginden bir parca olun, Ama diyelim ki korkulara kapilmissiniz, Ve sevgiden salt bir huzur ve zevk bekliyorsunuz, O zaman bir an once ciplakliginizi ortun ve sevginin zorlu duzeninden uzaklasip Mevsimleri olmayan bir dunyaya siginin daha iyidir, Karsisindakine kendinden baska birsey vermez Sevgi, Ve kendinden baska hicbirseyi geri almaz, Cunku sevgi kendi kendini butunler ve kendi kendine yeterlidir, Sevginin kendini mutlu etmekten ote hicbir arzusu yoktur,
Ama eger sevgiye kapilmissaniz ve tutkulariniz olsun istiyorsaniz, Sunlari kendinize secin; Tutkunuz,sevginin icinde erimek olsun, Tutkunuz,asiri duygusal davranislarin getirecegi acilari tanimak olsun, Tutkunuz,kendi Sevgi anlayisinizla kendinizi vurmak olsun, Varsin istekle ve coskuyla aksin kaniniz, Tutkunuz,kanatlanmis bir yurekle sabaha gozlerinizi acip sevgi dolu bir gune baslayabiliyor olsun tesekkur etmek olsun, Tutkunuz,gun ogleye eristiginde oturup sevginin heyecanini dusunmek olsun, Tutkunuz,gun aksama erdiginde evinize minnet dolu bir yurekle donebilmek olsun, Ve yureginize gomdugunuz sevgili icin iyi birseyler dileyip yatin; Dudaklarinizda onu yucelten bir sarki olsun...
Halil CİBRAN
DOSTUM KADİR'E .....
Biri beyaz biri kara iki kedi.. Birbirlerinin omzuna kollarını dolamışçasına birbirlerine şefkatle sarılarak, birbirlerine dayanarak yola çıkmışlar. Gölgeler akşamüstünü söylüyor. Yorgun bir günün sonunda eve dönüyorlarmış gibi. Yüzlerini görmüyoruz ama eminim mırıl mırıl konuşuyorlardır.
Belli sınanmış, denenmiş bir dostluk bu, Uzun yolları da göze alabilen bir dostluk
Ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz? Akşam üstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz, Omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun, Belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı ayakların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu, Değerini biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz? ...
Yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp Kendimizi hep ilerde bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına, Bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu?
Karşımıza erken çıkmış insanları yolumuzun dışına sürüklerken Bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz? Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir, Her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir.
Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların Savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün...
Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz, Ya da olanlar olması gerekenler değildir. Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz, Gün gelir kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir...
Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir Kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak. Bazılarının gelecekte sandıkları 'bir gün' geçmişte kalmıştır oysa; Hani şu karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığınız, Omzunun üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boşverip 'Nasıl olsa ilerde bir gün tekrar karşıma çıkar.' dediğinizdir. Oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir O, Boş yere bu sokaklarda aranırsınız...
MURATHAN MUNGAN
Ne kadar değişmişsin ben görmiyeli, Ellerin güzelliğini kaybetmiş nasırdan, Hüzün rengi almış saçlarının her teli Gözlerine gölgeler düşmüş kahırdan, Gözlerin ki, gördüğüm gözlerin en güzeli Ne kadar değişmişsin ben görmiyeli
Böyle mahsun kederli değildin eskiden Fıkır fıkır gülerdi gözlerinin içi Dudakların nemliydi sevgiden, arzudan Yapraklarına çiğ düşmüş karanfiller gibi Baygın kokusuna anılarla beraber giden Böyle mahsun kederli değildin eskiden
Sevdiklerin vefasız mıydı bu kadar Ağlamaktan mı karadı gözlerin Bir zamanlar göz yaşını sevmezdin Şimdi neden yaşardı gözlerin Hasta mısın, yorgun musun nen var Sevdiklerin vefasız mıydı bu kadar
Arzular vardır bilirsin anlatılamaz Eskisi gibi kalsaydın ne olurdu Taptaze, ıpılık kar gibi beyaz Keder sana yakışmıyor gül biraz Arzular vardır bilirsin anlatılamaz
- Victor Hugo -
BEKLEYENLER İÇİN....
Bir ayak sesi duymayayım Kapıya koşuyorum Gelen sen misin diye Bir siyah saç görmeyeyim Yüreğim burkuluyor Ağlamaklı oluyorum Her şey bana seni hatırlatıyor Gökyüzüne baksam Gözlerinin binlercesine görürüm Bir rüzgar değse yüzüme Ellerini düşünmeden edemem Yaktığım bütün sigaraların dumanları sana benzer Tadı senden gelir Yediğim yemişlerin İçtiğim içkilerin Ve içimdeki bu dayanılmaz sıkıntı Bu emsalsiz hüzün Seni beklediğim içindir
Resmine bakamaz oldum Uykulardan korkuyorum artık Utanıyorum odamdaki bütün eşyalardan Şu sedir hala gelip oturmanı bekliyor Şu ayna karsısında güzelliğini seyretmeni Şu kadeh dudaklarına değebilmek için duruyor masada
Ve şu saat geldiğin anda Durabilir sevincinden Zaman çıldırabilir Çünkü benim dünyamda Ölümsüzlük, seni sevmek demektir. Bir çocuk dogmayı bekler Bir ağır hasta ölmeyi Bitkiler yağmur ve güneşi bekler Yalnız bir kadın sevilmeyi Ve düşün ki bir adam İçinde bütün bekleyenlerin korkusu ve ümidi Seni bekler Asılmayı bekleyen bir idam mahkumu gibi
Sen gelinceye kadar Pencerem kapalı duracak Rüzgar gelmesin diye Artık perdeleri açmayacağım Gün ışığı girmesin diye Sonra kahrolacağım Bu karanlıkta, bu derin yalnızlıkta Ve günlerce gecelerce haykıracağım Nerdesin diye, Nerdesin? Bir gün bu kapıdan sen gireceksin Biliyorum Ergeç bu bekleyişin bir sonu gelecek Yıllarca sonra Öldüğüm gün bile gelsen Butun bu bekleyişimi ve olduğumu unutup Çocuklar gibi sevineceğim Kalkıp sarılacağım ellerine Uzun uzun ağlıyacağım.
- Ümit Yaşar Oğuzcan -
11月13日 BÜTÜN güzel kadınlar zannettiler ki Aşk üstüne yazdığım her şiir Kendileri için yazılmıştır. Bense daima üzüntüsünü çektim Onları iş olsun diye yazdığımı Bilmenin.
demiş şair.. Hangi şair?.. En güzel aşk şiirlerini yazanlardan biri.. Orhan Veli..
Yarın onun ölümünün 55'inci yılı..
Ruhu Şad olsun... Allah Rahmet Eylesin...
DAVET
Bekliyorum Öyle bir havada gel ki, Vazgeçmek mümkün olmasın. |
| |
|
Orhan Veli Kanık | 10月26日 Noy: Aşağıdaki yazı İRFAN Bey'in adresinden "blog it" edilmiştir
|
|
|
ÖĞRET ONA
Zaman alacak biliyorum, fakat eğer
öğretebilirsen ona, Kazanılan bir liranın, bulunan beş liradan daha değerli olduğunu öğret.
Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve hem de kazanmaktan neşe duymayı.
Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu. Eğer yapabilirsen, Sessiz kahkahaların gizemini öğret ona.
Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte
galip olduklarını...
Eğer yapabilirsen, ona kitapların
muzicelerini öğret.
Fakat ona sessiz zamanlar da tanı. Gökyüzündeki kuşların, güneşin altındaki arıların, ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği.
Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan
ok daha onurlu olduğunu öğret ona.
Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret. Herkes ona yanlış olduğunu söylediğin de dahi.
Tüm insanları dinlemesini öğret ona, Fakat tüm söylediklerini gerçeğin eleğinden
geçirmesini, ve sadece iyi olanları almasını da öğret.
Eğer yapabilirsen, üzüldüğün de bile nasıl gülümseyeceğini öğret ona.
Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret.
Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı
verene satmasını, Fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret.
Uğultulu bir insan kalabalığına kulaklarını
tıkamasını öğret ona.
Ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa, dimdik dikilip savaşmasını öğret.
(Abraham Lincoln tarafından oğlunun
öğretmenine yazılmış bir mektup.) |
|
| ALLAH HEPİMİZE BÖYLE DOST BULMAYI VE BÖYLE DOST OLMAYI NASİP ETSİN...
DOST
Ülkenin birinde iki gerçek dost yaşarmış. Birinin malı, ötekinin malı gibiymiş. Anlaşılan o ülkede dostluk, bambaşkaymış...
Bir gece ülkede herkes dalmış derin uykulara. Orada güneş battı mı, fırsat bu fırsat der, uykunun tadını çıkarırmış millet.
Gece yarısı bizim dostlardan biri, fırlamış yatağından, koşmuş doğru dostunun evine. Uyandırmış hizmetçileri tatlı uykularından...
Dostu, yukarıdan duymuş sesini. Hemen kaptığı gibi kılıcını, kesesini, koşmuş dostunun yanına...
"Hayrola!" demiş, merak içinde, soluk soluğa... "Sen, kolay kolay uyandırmazsın kimseyi, uykuyu da seversin üstelik. Kumarda kaybettiysen; al şu keseyi. Evini bastılarsa; işte buradayız ben ve kılıcım. Haydi gidip haklarından gelelim. Yalnız yatamaz mı oldun yoksa??? Benim güzel cariyeyi al git öyleyse..."
"Yok a canım." demiş dostu... "Ne o, ne de bu. Rüyamda biraz düsünceli gördüm seni... Sakın başı dertte olmasın deyip koştum. Kusura bakma dostum!"
Gerçek bir dostu olmak ne güzel bir şey! Derdini açmanı beklemez bile... Kendi bulup söylemek ister, belki sen çekinirsin diye. Sevdiği insanın üstüne titrer, bir düşten, bir hiçten nem kapar
YAZARI BILINMIYOR
|