| PINAR YESILTAY... 的个人资料PINAR (YEŞİLTAY) SEVİM照片日志列表 | 帮助 |
|
|
5月14日 Maymun DavranışıMaymun Davranışı 3月31日 ANNE GÖZLERİ>>>>KÜÇÜK KIZ, kendini bildiği günden beri annesinden büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle, pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı. >>>> >>>>Ona göre, nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik yavrusuydu her zaman. Ama ilk okula başlayınca işler değişti. Arkadaşları, onun >>>>hiçde güzel olmadığını, hatta çirkin bile sayıldığını söylemekteydi. >>>> >>>>Küçük kız, ilk önceleri onlara inanmadı. Çünkü herkes birbirini kıskanıyordu. Ama bir kaç yıl içinde gerçeklerle yüzleşti. >>>>Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu bir cilde sahipti. >>>> >>>>"Badem" dediği gözleri ise şaşıydı. Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki annesi onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan >>>>söylemişti....... >>>> >>>>Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen düzelmiyordu. >>>> >>>>Genç kız, doktorların gizlice yaptığı konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye karar verdi. >>>> >>>>Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu söyleyerek ondan önce davrandı. Ve kazandığı paraları bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti. >>>> >>>>Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla baş başaydı. Bu arada annesini hiç merak etmiyordu. Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı. >>>>Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını söyleyerek kızı ameliyat >>>>ettiler. Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten korkuyordu. Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında, müthiş bir çığlık attı. >>>>Karşısında bir dünya güzeli vardı. Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü. >>>> >>>>Yüzündeki bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan burnu düzelmiş, kepçe kulakları normale dönmüş ve yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga olmuştu. >>>>Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak >>>> >>>>- Sanki yeniden dünyaya geldim!. dedi. Yüzümde hiçbir çirkinlik kalmamış. >>>>Estetik ameliyatı siz mi yaptınız? >>>>Yaşlı doktor >>>>- Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!. diye gülümsedi. >>>> >>>>Annenin bağışladığı gözleri taktık. Sen, O' nun gözünden gördün kendini 3月30日 önyargıDr. Paul Ruskin, öğrencilerine yaşlanmanın psikolojik belirtilerini öğretirken bir olay okuyor : * Hasta ne konuşuyor, ne de söylenenleri anlıyor. * Bazen saatlerce anlaşılmaz şeyler gevelliyor. * Zaman, yer ya da kişi kavramı yok. * Yalnız, nasıl oluyorsa, kendi adı söylendiğinde tepki veriyor. * Son altı aydır onun yanındayım, ne görünüşü için bir çaba sarfediyor ne de bakım yapılırken yardımcı oluyor. * Onu hep başkaları besliyor, yıkıyor ve giydiriyor. * Dişleri yok, yiyeceklerin püre halinde verilmesi gerekiyor. * Gömleği salyalarından dolayı sürekli leke içinde. * Yürümüyor. * Uykusu sürekli düzensiz. * Gece yarısı uyanıp çığlıklarıyla herkessi uyandırıyor. * Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazen ortada bir sebep yokken sinirleniyor. Biri gelip onu yatıştırana kadar da feryat figan bağırıyor. Bu olayı okuduktan sonra, Ruskin öğrencilerine böyle Daha sonra Ruskin hastanın fotoğrafını dolaştırmaya hazine> *Büyük Selçuk Sultanlığı döneminde İran'ın ufak bir > şehrinde tek oğlu olan > dul bir kadın yaşıyormuş. Dünyadaki hayatının sonuna > gelmiş olduğunu > hissedince oğlunu çağırmış ve ona şöyle demiş: "Çok > güçlük içinde yaşadık, > çünkü fakiriz; ama sana büyük bir zenginlik emanet > ediyorum. Onu bana güçlü > bir büyücü hediye etmişti. İçinde muazzam bir > defineye ulaşmak için bütün > gereken işaretler mevcut. Benim bunu okuyacak ne > takatim ne de zamanım var. > Şimdi onu sana emanet ediyorum. Talimatları uygula, > çok zengin olacaksın!" > Annesini kaybetmenin verdiği derin üzüntü geçtikten > sonra oğul, o eski ve > değerli büyük kitabı okumak üzere almış. Kitabın baş > kısmında şöyle > yazıyormuş: "Hazineye ulaşmak için sayfa atlamadan > okuyunuz. Eğer hemen > netice kısmına aktarsanız, kitap bir sihirle > kendiliğinden yok olacak ve > hazineye erişemeyeceksiniz." Bundan sonra ise uzak > bir ülkede birikmiş olan > zenginliğin miktarından bahsediliyormuş ve ayrıca, > bu hazinenin bir mağarada > > çok iyi korunmakta olduğu da yazılıyormuş. İlk > sayfalardaki Farsça metin bir > yerde kesilmiş ve bundan sonrası Arapça devam > ediyormuş. Kendini şimdiden > zengin olarak görmekte olan genç, başkaları da bu > sırrı öğrenip, üstelik de > kendisine yanlış bilgi vererek hazineye sahip > olmasınlar diye metni tercüme > ettirmeye teşebbüs etmemiş. Onun yerine büyük bir > ihtirasla Arapça öğrenmeye > başlamış. Sonunda metni mükemmel şekilde okuyacak > hale gelmiş. Fakat bir > noktadan sonra kitap Çince devam ediyormuş. Sonra da > başka lisanlar > geliyormuş. Genç adam azimle ve sabırla bunların > hepsini çalışmış. Bu arada > yaşamak için gereken parayı da bu öğrenmiş olduğu > lisanlardan temin etmeyi > başarmış ve bir süre sonra da başkentin en iyi > tercümanlarından biri olarak > tanınmış. Böylece, bir zaman sonra hayatı > toparlanmaya başlamış. Birçok > lisanda yazılmış bir dolu sayfadan sonra kitapta bu > hazinenin nasıl idare > edilmesi gerektiğine dair talimatlar varmış. Buraya > geldikten sonra genç > adam istekli bir şekilde iktisat ve ticaret > öğrenmiş; ayrıca hazineyi bir > kere ele geçirdikten sonra aldatılmalara maruz > kalmamak için kıymetli > metallerin ve mücevherlerin, menkul eşyaların ve > gayrimenkullerin > değerlerini belirlemeyi de öğrenmiş. Bu arada daha > iyi bir hayat > sürdürebilmek için de, öğrendiklerini uyguluyormuş. > Hatta onun çok lisan > bilen ve maliyeden iyi anlayan biri olarak şöhreti > saraya hatta krala kadar > ulaşmış. Ona önceleri bazı ufak vazifeler tevdi eden > kral, sonunda onu > krallığın genel valisi olarak tayin etmiş. Bir çok > önsözden sonra kitap > sonuna doğru gereken daha teknik konular giriyor ve > büyük kapı nasıl inşa > edilir, vinç nasıl kurulur, mağaraya erişmek için > bocurgat nasıl kurulur, > büyük taş kapılar açılırken, büyük taş kütleler > nasıl çıkartılır, yol > yapımında yolları düzlemek için dolambaçlı yerler > nasıl doldurulur ve buna > benzer konuları anlatıyormuş. Bu sırrını asla hiç > kimseyle paylaşmayı > düşünmeyen ve dolayısıyla hiç kimseden yardım > almayan o dul kadının oğlu, > böylece bilgili ve sayılan bir kişi olmuş. Daha > ssonra mühendislik ve şehir > planlamacılığı çalışmış. Nihayet, kültürü çok takdir > eden kral, onu vekili > ve sarayın mimarı atamış ve derken sonunda vezirliğe > ükseltmiş. Gerçekten > tüm krallıkta onun kadar ilme yatkın, bizim Hazine > Kitabı'nı okuyacak kadar > kabiliyetli bir kişi yokmuş. Artık son sayfaya > gelmiş ve hatta bu son > sayfayı okuyacağı aynı gün şahın kızı ile > evlenecekmiş. En son yaprağı > çevirip şu son cümleyi okumuş: "Bilmek en büyük > hazinedir!"* Sırlı Ölümler>>Bir hastanede herhangi bir perşembe saat sabah 10 civarı yoğun >bakımda solunum cihazına bağlı bir hasta ölmüş doktorlar bunu normal 3月23日 3 Soru 3 CevapGenç bir delikanlı senelerce yurt dısında okuduktan sonra vatanına ateist olarak geri döner. Üç sorusuna hiç kimse cevap veremediginden dolayı canı gayet sıkıntılıdır. Ebeveyni ogullarına yardım etmek niyetiyle büyük
Delikanlı: Hayır 5 ÖNEMLİ DERSBEŞ ÖNEMLİ DERS
Birinci Ve De
>>En ÖnemliDers. >> >>Okuldaki İkinci Ayımda,Hocamız Test Sorularını dağıttı. Ben Okulun >>En >>İyiÖğrencilerinden Biriydim. >>Son Soruya Kadar SolukAlmadan Geldim Ve Orada Çakıldım kaldım. Son >>Soru >>Şöyleydi: Her gün Okulu >>TemizleyenHademe Kadının İlk Adı Nedir?.." Bu Herhalde Bir Çeşit >>şakaOlmalıydı. >>Kadını Yerleri Silerken Hemen Her günGörüyordum. Uzun Boylu, >>Siyah Saçlı Bir Kadındı.50'lerinde Falan Olmalıydı. >>Ama Adını Nerden BilecektimKi!.. Son Soruyu Yanıtsız Bırakıp >>KağıdıTeslim >> Ettim. Süre Biterken Bir Öğrenci, Son SorununTest Sonuçlarına >>Dahil Olup >>OlmadığınıSordu.Tabii Dahil" Dedi,Hocamız... >>"İş Yaşamınız Boyunca İnsanlarlaKarşılaşacaksınız. Hepsi >>Birbirinden >>Farklı İnsanlar. Ama Hepsi >>Sizin İlginiz >>Ve Dikkatinizi Hakeden İnsanlar Bunlar.OnlaraSadece Gülümsemeniz Ve >>'Merhaba' DemenizGerekseBile..."Bu Dersi Hayatım BoyuncaUnutmadım. >>Hademenin Adını da... Dorothyidi. >> >> >> >>İkinci Önemli Ders >> >>YağmurdaOtostop!.. Bir Gece Vakit Gece yarısınaDoğru Alabama >>Otoyolunun >>Kenarında Duran Bir ZenciKadın Gördüm. Bardaktan Boşanırca Yağan >>YağmuraRağmen, Bozulan Arabasının dışında Duruyor Ve DikkatiÇekmeye >>Çalışıyordu. Geçen Her Arabaya El Sallıyordu.Yanında Durdum. 60'lı >>Yıllarda Bir >>Beyazın Bir Zenciye HemDe Alabama'da Yardıma Kalkması Pek >>Olağanşeylerden Değildi. Onu Kente Kadar Götürdüm. BirTaksidurağına >>bıraktım. Ayrılırken >>ille De Adresimi İstediVerdim. Bir Hafta Sonra Kapım çalındı. >>Muazzam Bir >>KonsolTelevizyon İndiriyordu >>Adamlar. Bir De Not Ekliydi,Armağanda... Geçen GeceOtoyolda >>BanaYardımınıza >>Teşekkür Ederim. O Korkunç Yağmur Sadece Elbiselerimi >>Değil, Ruhumu Da Sırılsıklam Etmişti. >>KendimeGüvenimi YitirmekÜzereydim, Siz Çıka Geldiniz. >>SizinSayenizde Ölmekte Olan Kocamın yatağının baş UcunaZamanında >>ulaşmayı >>Başardım. Biraz Sonra Son Nefesini Verdi.Tanrı Bana Yardım Eden >>Sizi Ve >>Başkalarına karşılıkBeklemeksizin Yardım Eden Herkesi Kutsasın!.. >>En >>İyiDileklerimle, Bayan Nat King Cole." >> >>Üçüncü Önemli Ders >> >>Size Hizmet Edenleri Hep Hatırlayın... >>Bir Pastanın Üç Otuz Parayasatıldığı Günlerde 10 yaşında Bir Çocuk >>PastaneyeGirdi. >>Garson Kız Hemen Koştu...ÇocukSordu: Çukulatalı Pasta KaçPara?.."50 >>Cent!.." Çocuk Cebindençıkardığı Bozukları Saydı. Bir Daha >>Sordu:Peki >>Dondurma Ne Kadar...""35Cent" Dedi Garson Kız sabırsızlıkla... >>Dükkandayığınla Müşteri Vardı Ve KızHepsine Tek başına >>koşturuyordu. >>BuÇocukla Daha Ne Kadar Vakit Geçirebilirdi Ki...Çocukparasını Bir >>Daha >>Saydı Ve Bir Dondurma Alabilir MiyimLütfen" Dedi. Kız Dondurmayı >>Getirdi. >>Fişitabağın Kenarına Koydu Ve Öteki Masaya Koştu. >>ÇocukDondurmasını >>Bitirdi. >>Fişi Kasaya Ödedi. Garson KızMasayı temizlemek Üzere Geldiğinde, >>Gözleri >>DolduBirden. Masayı Sanki Akan göz yaşlarıylaTemizleyecekti. Boş >>Dondurma >>tabağınınYanında Çocuğun bıraktığı 15 Centlik bahşişDuruyordu... >> >>Dördüncü Önemli Ders >> >>Yolumuzdaki Engeller... >>Eski Zamanlarda Bir Kral,Saraya Gelen Yolun Üzerine Kocaman Bir >>Kaya >>Koydurmuş,Kendisi De Pencereye Oturmuştu. Bakalım NelerOlacaktı?. >>Ülkenin >>En Zengin Tüccarları, En Güçlükervancıları, Saray Görevlileri >>Birer Birer >> Geldiler, SabahtanÖğlene Kadar. Hepsi Kayanın Etrafından Dolaşıp >>SarayaGirdiler. Pek Çoğu Kralı Yüksek Sesle >>Eleştirdi. HalkındanBu Kadar >>Vergi Alıyor, >>Ama Yolları Temiz Tutamıyordu.Sonunda Bir Köylü Çıkageldi.Saraya >>Meyve Ve >>SebzeGetiriyordu. sırtındaki Küfeyi Yere İndirdi, İki Eli İleKayaya >>sarıldı Ve Ikına sıkına İtmeye başladı. Sonunda KanTer İçinde >>Kaldı >>Ama,Kayayı Da Yolun KenarınaÇekti. Tam Küfesini Yeniden sırtına >>Almak >>Üzereydi Ki,Kayanın Eski Yerinde Bir Kesenin Durduğunu >>Gördü.Açtı... Kese >>Altın Doluydu.Bir De Kralın Notu Vardıİçinde...Bu Altınlar Kayayı >>Yoldan >>Çeken Kişiye Aittir" Diyordu Kral. Köylü, Bugün Dahi >>PekÇoğumuzun Farkında olmadığı Bir Ders almıştı. Her Engel,Yaşam >>Koşullarınızı Daha iyileştirebilecek Bir >>fırsattır... >> >>Beşinci Önemli Ders >> >>ÖnemliOlan Vermektir... >>Yıllar Önce Hastanedeçalışırken, ağır Hasta Bir Kız Getirdiler. Tek >>yaşam >>şansıBeş yaşındaki Kardeşinden >>Acil Kan Nakli İdi. >>KüçükOğlan Aynı Hastalıktan Mucizevi şekilde Kurtulmuş >> Ve KanındaO hastalığın mikroplarını Yok Eden bağışıklıkoluşmuştu. >>Doktor >>Durumu Beş yaşındaki Oğlana Anlattı VeAblasına Kan Verip >>vermeyeceğini >>Sordu. KüçükÇocuk Bir An Duraksadı. Sonra Derin Bir Nefes AldıVe >>"Eğer >>Kurtulacaksa,Veririm Kanımı" Dedi. KanNakli yapılırken, ablasının >>Gözlerinin içine Bakıyor VeGülümsüyordu. Kızın Yanaklarına Yeniden >>RenkGelmeye Başlamıştı, Ama >>Küçük Çocuğun Yüzü DeGiderek Soluyordu... Gülümsemesi De Yok >>Oldu.Titreyen >> Bir Sesle Doktora Sordu: "Hemen M iÖleceğim?.." Ufaklık, Doktoru >>yanlışanlamıştı, Ablasına Vücudundaki Bütün KanıVerip, Öleceğini >>düşünüyordu. >>Göndericinin Notu : >> 3月20日 dürüstlükANLAYANA TABİ...
Bir zamanlar, Uzak Doğu'da, artık yaşlandığını ve yerine geçecek birini seçmesi gerektiğini düşünen bir imparator varmış. Yardımcılarından ya da çocuklarından birini seçmek yerine; kendi yerine geçecek kişiyi değişik bir yolla seçmeye karar vermiş. Bir gün, ülkesindeki tüm gençleri çağırmış ve: "Artık tahttan inip yeni bir imparator seçme vakti geldi. Sizlerden birini seçmeye karar verdim." demiş. Gençler şaşırmışlar, ancak o sürdürmüş: "Bugün hepinize birer tohum vereceğim. Bir tek tohum... Ama bu çok özel bir tohum. Evlerinize gidip onu ekmenizi, sulayıp büyütmenizi istiyorum. Tam bir yıl sonra büyüttüğünüz o tohumla buraya geleceksiniz. Sizi, yetiştirdiğiniz o tohuma göre değerlendirip, birinizi imparator seçeceğim." Saraya çağırılan gençlerin arasında Ling adında biri de varmış. O da diğerleri gibi tohumunu almış... Evine gidip heyecanla olayı annesine anlatmış. Annesi bir saksı ve biraz toprak bulup, onun tohumu ekmesine yardım etmiş. Sonra birlikte dikkatlice sulamışlar. Her gün sulayıp büyümesini bekliyorlarmış. Yeterince zaman geçtikten sonra diğer gençler tohumlarının ne kadar büyüdüğünü anlatırken, Ling hayal kırıklığı içinde, kendi tohumunda hiçbir değişiklik olmadığını görüyormuş. Üç hafta, dört hafta,beş hafta geçmiş... Hala hiçbir gelişme yokmuş. Diğerleri yetişen bitkilerinden söz ederken Ling çok üzülüyormuş. İmparatorun onu beceriksiz sanmasından çok ndişeleniyormuş. Arkadaşlarına da hiçbir şey diyemiyor, sabırla bekliyormuş. Sonunda bir yıl bitmiş ve gençlerin yetiştirdikleri bitkileri imparatorun huzuruna götürecekleri gün gelip çatmış. Ling, annesine boş saksıyı götüremeyeceğini söyleyince, annesi ona cesaret verip; saksısını götürüp dürüst bir şekilde olanları imparatora anlatmasını istemiş. Ling, pek istemese de, annesinin sözünü tutmuş ve boş saksıyla saraya gitmiş. Saraya varınca arkadaşlarının yetiştirdiği bitkilerin güzellikleri karşısında şaşırmış. Sonra imparator gelmiş ve tüm gençleri selamlamış. Ling, arkalarda bir yerlere saklanmaya çalışıyormuş. "Ne büyük bitkiler, çiçekler ve ağaçlar yetiştirmişsiniz. Bugün biriniz imparator olacak." demiş imparator. Aniden arkada elinde boş saksısıyla Ling'i fark etmiş. Hemen muhafızlarına onu öne getirmelerini emretmiş. Ling çok korkmuş. "Sanırım beceriksizliğimden dolayı beni öldürtecek." Ling öne geldiğinde imparator adını sormuş. "Adım Ling." demiş. Diğer gençler gülüşüp onunla alay etmeye başlamışlar. İmparator onları susturmuş. Ling'e ve elindeki saksıya dikkatle bakıp alabalığa doğru dönmüş. "Yeni imparatorunuzu selamlayın. Adı Ling!" demiş. İmparator devam etmiş: "Bir yıl önce burada herkese bir tohum verdim. Siz ekip, sulayıp bir yıl sonra getirecektiniz. Ama hepinize aynamış tohum vermiştim. Asla büyüyemeyecek olan... Ling'in dışında herkes ağaçlar, bitkiler ve çiçeklergetirdi; çünkü tohumun büyümediğini fark edince hepiniz onu bir başka tohumla değiştirdiniz. Sadece Ling içinde benim verdiğim tohum olan boş saksıyı getirme cesaret ve dürüstlüğünü gösterdi. Beklentisi gerçekleşmeyince umutsuzluğa kapılsa da, dürüstlüğünden vazgeçmedi... Onun için yeni imparatorunuz o olacak!" En sade doğrular yada rengarenk yalanlar. 3月2日 İLGİNÇ> > >Hitler ve Stalin > > > > > >Hitler ve Stalin bir barda oturmaktadırlar. Bir adam > >içeri girer ve > > > > >barmene bunlar Hitler ve Stalin değil mi diye sorar. > >Barmen "Evet, > > > > >onlar" der. Sonra adam onlara dogru yürür ve sorar: > >"Selam, ne > > > > >yapıyorsunuz?" Hitler cevaplar: "3. Dünya savaşını > >planlıyoruz." > > > > >Adam sorar. "Gerçekten mi? Neler olacak?" > > > > >Hitler: "Bu sefer 14 milyon yahudiyi ve bir bisiklet > >tamircisini > > > > >öldüreceğiz" der. Adam sorar: "Bir bisiklet tamircisi > >mi???!" Hitler > > > > >Stalin'e döner ve der ki: "Gördün mü, sana kimsenin > >14 milyon > > > > >yahudiyi takmayacağını söylemiştim!" BU DA BAŞKA BİR POLİTİKA> > >Churchill > > > > > > > > > > > >İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere Başbakanı > >Churchill radyoda > > > > > > > > > > > >konuşma yapmaya gidiyormuş. Radyoevinin kapısına > >gelince, bindiği > > > > > > > > > > > >taksinin şoförüne > > > > > > > > > > > >sormuş: > > > > > > > > > > > >- Beni yarım saat bekleyebilir misin? Karanlıkta > >müşterisinin yüzünü > > >seçemeyen şoför: > > > > > > > > > > > >- Özür dilerim, sör, ama başbakanın konuşmasını > >dinleyeceğim. > > > > > > > > > > > >Churchill yurttaşının bu ilgisinden pek hoşnut > >kalarak iki sterlin > > > > > > > > > > > >uzatmış. Şoför parayı aldıktan sonra yerlere eğilerek > >selam vermiş: > > > > > > > > > > > >zaten kimin umrundaki Churchill, sizi bekliyorum, > >efendim POLİTİKA BUDUR> > >Bir bürokrat yoksul bir adamı ziyarete gitmiş demiş > >ki: "senin > > >oğlana bir eş bulalım, zamanı geldi artık." > > > > >Adam: "ben hayatımda oğlumun işine karışmadım." > >demiş. > > > > >Bürokrat: " ama demiş bu kız Rahmi Koç'un kızı" > >deyince > > > > >Adam: "a aaa .. tamam o zaman" demiş ve durumu kabul > >etmiş" Sonra > > >bizim bürokrat Rahmi Koç'un evine gitmiş: > > > > >" kızınız için harika bir > > > > >koca adayı buldum" demiş. Rahmi Koç şaşırarak: " ama > >benim kızım > > > > >daha çok küçük" diye itiraz etmiş. > > > > >Bürokrat: " ama bu genç adam DÜNYA BANKASI'nda başkan > >yardımcısı" > > >deyince. kızın babası: " a aaa... tamam o zaman" > >diyerek duruma > > > > >hemen razı oluvermiş. Sonunda bizim bürokrat DÜNYA > >BANKASI > > >başkanını>ziyarete gitmiş ve demiş ki: "başkanım, > >size harika bir başkan yardımcısı adayı buldum" > > > > >Başkan: " iyi ama benim zaten ihtiyacımdan fazla > >yardımcım var" > >deyince > > > > >Bürokrat: ama bu Rahmi Koç'un damadı" demiş. > > > > > >Başkan da " a aaaa... tamam o zaman" demiş. > > > > >İşte politika budur... 2月18日 Mektup Sende...ÖYLESINE BIR MEKTUP........ Öyle içimdesin ki. Yanagimda dolasan rüzgardan daha gerçek dokunuslarin. Küçük, ürkek, kesik dokunuslarinla, belki de her zamankinden daha yanimdasin. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasil anlatsam. Bosuna bu çabalarim, dogru kelimeleri aramalarim. Ne kitaplar yaziyor, ne de sözlüklerde karsiligi var. Yalnizca hissediyor insan, yasiyor. Kelimeler eksik, kelimeler yarali. Kelimeler ciliz. Tasimiyor, anlatmiyor, tanimlamiyor bu duyguyu. Ben de. Çok baska bir sey. Sevginin ortasinda, derin acilar hisseder mi insan? Aydinlik gülümsemelerin içine, hüznü yerlestirir mi durup dururken? Gözlerine bugu,diline sitem, yüregine burukluk, çöreklenir kalir mi asirlarca? Gelmeyecegini bildigi mektup için, posta kutusunu hep ayni heyecanla açar mi? Dedim ya, baska bir sey bu. Ne kadar yalnizsam, o kadar seninleyim su günlerde. Belki de en basta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulasmasin diye, kimselerin bilmedigi, bulamayacagi yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladim. Derine, hep daha derine. Seni yapayalniz, bir tek bana biraktim. Paylasamadim yanlis yaptim. Sana ulasan yollari kaybettim diye bütün bu saskinliklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sagimda, solumda, ne zaman dikildigini bilmedigim duvarlara çarpmam, hiç görmedigim çukurlarla bogusmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurdugu dehlizlerin, acili duvarlari gibiyim. Duvarlarim yosunlu, duvarlarim kaygan, duvarlarimdan hiç tükenmeyen sular siziyor. Tutunamiyorum. Renklerim, gün içinde degisiyor. Soluyorum, soguyorum. Günes ulasmiyor içerilerime. Küfleniyorum, yaslaniyorum. Yalnizliklar pesimde. Dokundugum her islak duvardan, pis kokulu bir yalnizlik bulasiyor üstüme. Yapis yapis, vicik vicik bir yalnizlik bu. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum. Seni sakladigim yere ulasamaz oldum. Yollar, gitgide uzadi ve karisti. Ümidimi isitacak, parlatacak, kimildatacak bir seylere ihtiyacim var. Ah onun ne oldugunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her seyin basi içinde ve sonundasin. Bu degismiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklima geldi, tuttum sana bir mektup yazdim dün. Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptigimi, nelere kizip, nelerle mutlu oldugumu, tek tek anlattim. Mevsimlerin ve insanlarin nasil karisik ve beklenmedik olduklarini yazdim. "Yine zamansiz yagmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayif degildi günes isinlari" dedim, "Gerçekten buradaki sarkilari hiç ögrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Basindan sonuna kadar okudum da. Neler yazmisim diye merakimdan. Sonra çekmecemden bir zarf çikarip, adini yazdim. Büyük harflerle, yalnizca adini. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüregime yakin. Yüregim sende. Sen yüregime yakin. Öyleyse mektup sende. Can Dündar. 2月17日 ÖNEMLİ 3 DERSDers 1. Adamin biri tam dusa girmek üzeredir ve karisi da dusunu almis olarak kabinden çikmaktadir ki, kapinin zili çalar. Kapiya kimin bakacagi konusunda ufak bir tartisma sonrasinda kadin pes eder. Üzerine bir havlu alarak merdivenleri asagi iner ve kapiyi açar. Gelen esinin arkadasi x'tir. Kadin daha selam veremeden x "havlunuzu üzerinizden yere düsürürseniz size aninda 300 Euro veririm" der. Kadin bir müddet tereddüt eder, ancak havlunun dügümünü açarak havlunun düsmesini saglar. X ona bakar ve 300 Euro verir ve söze devam eder: "Antrede dogabilecek ufak bir tensel yakinlik için size 500 Euro daha verebilirim, hem de derhal" der. Önce saskin, fakat daha sonra adrenalinin verdigi heyecan ve alacagi para ile yapabileceklerinin anlik hayaliyle kisa bir duraksamadan sonra kabul eder. Yasamis oldugu olayin ve kisacik bir süre içerisinde edinmis oldugu ufak servetin heyecaniyla merdivenleri yukari çikarak banyoya geri döner. Hala dusta olan esi ona kimin geldigini sorar. "Arkadasin x" diye cevap verir kadin. "Çok iyi, ona borç verdigim 800 Euro'yu getirecegini söylemisti, onu getirdi o zaman." 1. hikayeden çikartilacak ders : Eger bir ekipte çalisiyorsaniz bilgiyi saklamayin, paylasin. Karar mekanizmasinda belirleyici olabilir. Böylece yanlis anlasilmalarin ve disariya karsi kötü duruma düsmenin önüne geçebilirsiniz. Ders 2 : Aracinin direksiyonuna geçip kiliseye gitmek üzere yola koyulan rahip yolda yürümekte olan bir rahibeye rastlar. Aracini durdurur ve kiliseye kadar onunla gelmek isteyip istemedigini sorar. Kadin arabaya biner ve bacak bacak üstüne attiginda bacaklarinin güzelligi ortaya çikar. Rahibin gözü kayar ve bakayim derken kisa bir süre için aracin kontrolünü kaybeder. Araci tekrar kontrol altina aldiktan sonra sag elini rahibenin bacagi üstüne koyar. Rahibe ona bakar ve söyle der : "Rahip, 129. ayeti hatirliyor musunuz ?" Utançtan kipkirmizi olan rahip derhal elini çekerek rahibeye özürlerini siralar. Bir müddet sonra akli tekrar karisir ve rahibenin bacagina tekrar dokunur vites degistirme bahanesiyle ve rahibe ayni soru ile karsilik verir : "Rahip, 129. ayeti hatirliyor musunuz ?" Utancindan yine kizaran rahip elini çeker ve "afedersin kardesim, insanoglu zayif düsebiliyor" der. Kiliseye vardiklarinda rahibe arabadan iner ve tek kelime söylemeksizin, ancak çok manali bir bakis firlatarak kaybolur. Rahip aceleyle içeriye kosturur ve bir Incil alarak 129. ayeti açar okumak için 129. ayet söyle demektedir : Ileriye gidiniz, daha yukarlarda arayiniz. Orada güzellikler bulacaksiniz. 2. hikayeden çikartilacak ders : Görev alaninizla ilgili her zaman bilgili olun, aksi taktirde firsatlari kaçirabilirsiniz. Ders 3. Pazarlamaci, sef sekreter ve personel müdürü bir öglen paydosunda lokantaya dogru yürümektedirler. Parktaki banklardan birinin üzerinde sihirli bir lamba bulurlar. Lambayi ovarlar ve gerçekten de lambadan cin çikar. "Aslinda kisiye 3 dilek hakki veriyorum ama sizler üç kisi oldugunuz için hepinizin birer dilegini gerçek yapacagim" der cin. Sef sekreter arsizca atilarak "önce ben" diyerek siranin önüne yerlesir. "Bahamalarda, muhtesem bir sahilde tatil yapmak istiyorum. Tatilim hiç bitmesin ve hiçbir dert hayatima girmesin" diye dilegini ifade eder. Ve hoop, ortadan kaybolur. Simdi de pazarlamaci atilir ve "simdi sira bende" der. "Hayallerimdeki kadinla Tahiti sahillerinde Pina Colada içmek istiyorum" der ve hoop, o da ortadan kaybolur. "Simdi sira sende" der cin Personel Müdürüne. "Ikisini de ögleden sonra islerinin basinda görmek istiyorum" der personel müdürü. 3. hikayeden çikartilacak ders : Üstünüz olan birinin her zaman için önce konusmasina izin verin brendaBrenda yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı. Bir gün cesaretini toplayarak bir grup tırmanışına katıldı. Tırmanacakları yere vardıklarında, neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karşılarına. Tüm korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini taktı, ipi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı.
Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslebileceği bir oyuk buldu.. Orada asılı dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kişi dalgınlığa düşerek ipi gevşetiverdi. Aniden boşalan ip, hızla Branda nın gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu. Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı. Lens yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde Brenda, lensini bulması için Allah'a dua edebilirdi yalnızca. Ve içten içe düşünüp dua etmeye başladı. "Allahım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün. Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı bildiğin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardım et."
Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler. İçlerinden biri "Aranızda lens kaybeden var mı?" diye bağırdı. Brenda'nın sonradan öğrendiğine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve karınca yürüdükçe yavaşça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens kızların dikkatini çekmişti. Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi çizerek, karıncanın üzerindeki baloncuğa bunları yazacaktı: "Allahım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum. Bunu yiyemem ve neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır. Ama istediğin sadece bunu taşımamsa, senin için taşıyacağım..." "BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM" demeyin..... 2月12日 öyküIleri derecede hasta iki adam aynı hastane odasındaydılar. Adamlardan birinin her ögleden sonra 1 saatliğine oturmasına izin veriliyordu, ciğerlerindeki suyun süzülmesi için. Bu hastanın yatağı odadaki tek pencerenin tam yanındaydı. Diğer hasta ise hep sırtüstü yatmak zorundaydı.
Bu iki hasta saatlerce birbiriyle konuşur,
eşlerini, ailelerini, evlerini, işlerini, askerlik anılarını,
tatilde gittikleri yerleri anlatırlardı birbirlerine.
Pencerenin yanındaki hasta, her öğleden sonra
oturmasına izin verdikleri saati diğer hastaya pencereden
görebildiklerini anlatarak geçiriyordu. Diğer hasta hep bir sonraki günü iple çekmeye başladı,
dışarıdaki renkli ve hareketli dünyayı dinlemek için. Pencere, içinde çok güzel bir göl olan parka bakıyordu. Ördekler ve kuğular gölde yüzerken
çocuklar model bot'larını suda yüzdürüyorlardı. Genç aşıklar,gökkuşağının tüm renklerindeki
çiçeklerin arasında kol kola dolaşıyorlardı. Ulu ağaçlar etrafı süslüyor,
uzaktan şehrin silueti görünebiliyordu. Pencere kenarrındaki adam bunları muhteşem
bir detayla anlatirken,
odanın diğer ucunda yatan adam gözlerini kapar
ve bu muhteşem manzarayı hayalinde canlandırırdı.
Sıcak bir oğleden sonra,
pencerenin yanındaki adam
gecmekte olan bir şenlik alayını tarif etti.
Diğer adam bando seslerini duyamasa bile hayalinde
canlandırabiliyordu, pencere kenarındaki adamın tasviriyle. Günler ve haftalar geçti.
Bir sabah banyo yaptırmak için su getiren gündüzcü hemşire pencere kenarında yatan hastanın cansız bedeniniyle karşılaştı: uykusunda, huzur içinde ölmüştü. Hüzünlendi,hastane görevlilerini cesedi dışarı taşımaları için çagirdi. Uygun zaman geçtiğinde kanaat getirir getirmez, diger hasta
pencerenin kenarındaki yatağa taşınmasının
mümkün olup olamayacağını sordu. Hemşire memnuniyetle isteğini yerine getirdi,
hastanın rahat oldugundan emin
olduktan sonra onu yalnız bıraktı.
Yavasça, duydugu acıya aldırmadan,
bir dirseğine yaslanarak dışarıdaki
dünyaya bakmak üzere yatağından dogruldu adam.
Sonunda,dışarıyı kendi gözleriyle görme zevkini yaşayabilecekti.
pencereden dışarı bakabilmek için yavaşça dönmeye
zorladı kendisini. Pencere, bos bir duvara bakıyordu. Adam hemşireye, vefat eden oda arkadaşının pencerenin dışında görünen harika şeylerden bahsetmesine sebep olan
şeyin ne olabileceğini sordu. Hemşirenin cevabı, ölen adamın kör olduğu ve pencerenin önündeki duvarı görmediğiydi. "Sanırım seni cesaretlendirmek istedi" dedi Diğer insanları mutlu etmek çok büyük
mutluluk getirir, kendi durumunuz ne olursa olsun Paylaşılan dertler yarısı kadar üzüntü verir,
paylaşılan multuluklar ise iki katı artar. Kendinizi zengin hissetmek istiyorsanız,
sahip olduğunuz ve paranın satın alamayacağı her seyi paylasin. BUGÜN BİZE BİR HEDİYEDİR... 1月17日 4000 tane IQ seviyesi yüksek Katile sorulan soru! (alıntıdır)
GERÇEKK!!!!! Ünal ŞERİFLER in sitesinden "blog it" yapılmıştır... 4000 tane IQ seviyesi yüksek Katile sorulan soru! (alıntıdır) 11月26日 kuyruk acısı - evlat acısıZamanın birinde bir oduncu, ormanda odun keserken çalı arasında bir yılana rastlamış. Elindeki baltayı kaldırıp yılanın başını vurmak üzereyken bir an göz göze gelmiş. Yaratana olan aşkı "yılan bile olsa"yaratılana yansımış ve yılanı vurmaya kıyamamış. Yılan da duygulanmış, dile gelmiş."Ey insanoğlu, sen bana kıyamadın, ben de sana bir iyilik edeceğim"demiş. Bir kör kuyuya dalmış ve kaybolmuş. Biraz sonra ağzında bir altın lira ile dönmüş ve oduncuya uzatmış."Bundan böyle ömür boyu sana her gün bir altın lira vereceğim."Oduncu altını bozdurmuş ve evinde o gün şenlik olmuş. Hiç kimseye olan biteni anlatmamış, ailesi dâhil. Herkes sadece oduncunun çok çalıştığı için durumunun düzeldiğini zannetmiş. Yıllar boyu her gün o kör kuyunun başına gitmiş, yılan ile buluşmuş ve altınını almış. Gel zaman git zaman, oduncu ağır hastalanmış. Kuyunun başına gidemez olmuş. Birkaç gün geçince bolluğa alışmış evinde darlık başlamış. Oduncu oğlunu yanına çağırmış ve yılanın sırrını anlatmış."Git kör kuyunun başına ve oğlum olduğunu söyle, yılan sana altın verecek" demiş. Oğlu inanmamış ama gitmiş, yılan önce saklanmış, sonra ortaya çıkmış. Onun oduncunun oğlu olduğuna iyice kanaat getirince de kuyuya inip bir altın getirmiş. Oğlan önce inanmadığı hikâyenin gerçek olduğunu görünce hırsa kapılmış, kim bilir daha ne kadar altın var kuyudan içeride demiş. Hırsla yılanı öldürmek için bir hamle yapmış, ıskalamış ama yılanın kuyruğunu koparmış. Yılan da can havliyle dönüp oğlanı sokmuş ve öldürmüş. Akşam yaklaşıp da oğlu gelmeyince oduncu iyice endişelenmiş. Hasta yatağından sürünerek bile olsa kalkmış. Kuyunun başına gitmiş ki oğlu cansız yatıyor.Yılan o arada görünmüş ki, kuyruğu yok ve kanlar içinde.. Oduncu durumu anlamış ve çok üzülmüş. Canının parçası oğlu yerde cansız, yıllardır velinimeti olan yılan yaralı... Hatalı olan oğlum olmalı demiş ve yılandan özür dilemiş. Tekrar dost olalım demiş... Yılan ise acı acı gülümsemiş. Çok isterdim ama... Sende bu evlat acısı, bende de bu kuyruk acısı varken biz artık dost olamayız. Kaynak bilinmiyor (c) 10月20日 SARIMSAK TARLASISARIMSAK TARLASI... 10月10日 WolksvagenMicrosoft Personel sefi kisa bir is görüsmesini takiben ve test (yer temizletme) yaptiktan sonra sunu söyler:
"-Ise kabul edildin,bana email adresini ver , sana baslama tarihini ve getirecegin evraklari bildirecegim"
Adam boynu bükük bir sekilde bilgisayarinin ve tabii ki emailinin olmadigini söyler. Personel sefi bu durumda, yasayan birisi olarak düsünülemeyecegini ve yasamayan birisini de ise alamayacagini yüzüne vurur.Adam ne yapacagini bilmez ve kirgin bir sekilde ve cebinde sadece 10$ ile disari çikar. Sebze Haline gidip 10 kg domates almaya karar verir. Kapi kapi dolasarak domatesleri satar ve sermayesini iki katina çikarir.Bu isi üç kere daha yapar ve sermayesini 160 $'a yükseltir.Artik bu sekilde yasamini devam ettirebilecegine kanaat getirir. Her sabah evinden biraz daha erken çikar ve daha geç döner... Hergün parasini katlamakla mesguldür artik.
Kisa bir zaman sonra bir el arabasi satin alir, daha sonra bunu bir kamyonla degistirir.Bir süre sonra bir sevkiyat filosunun sahibidir artik. 5 yil sonra adam ABD'nin en büyük gida distribütörü olmustur.
Artik ailesini gelecegini düsünür ve bir hayat sigortasina basvurur. Görüsmenin sonunda sigortaci teklifini göndermek üzere email adresini ister. Adam email adresininin olmadigini söyleyince sigortaci söyle der:
"-Çok tuhaf, bir emailiniz olmadan böyle bir imparatorluk kurmussunuz,hele bir de emailiniz olsaydi ne olurdunuz kim bilir..
Adam düsünür ve söyle cevap verir :"- Microsoft'da temizlikçi olurdum"
--------------------------------------------------------------
Kissadan hisse no.1: Internet yasam için bir çözüm degildir.
Kissadan hisse no.2: Eger emailin yoksa ve çok çalisirsan $ milyonu olabilirsin.
9月26日 DENEYİMLütfen emeğe saygı duyalım... DENEYİM |
|
|