PINAR YESILTAY... 的个人资料PINAR (YEŞİLTAY) SEVİM照片日志列表 工具 帮助

日志


5月14日

Maymun Davranışı

Maymun Davranışı

Kafese 5 maymun, ortaya da bir merdiven konur, tepesine iple
bir kangal muz asılır. Her bir maymun, merdivenleri çıkarak muzlara
ulaşmak istediğinde, dışarıdan üzerine soğuk su sıkılır. Her bir
maymun aynı denemeyi yapar, buz gibi soğuk suyla ıslatılır. Bütün
maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanırlar
Bir süre sonra muzlara doğru hareketleneni, diğer maymunlar
engellemeye başlar. Su kapatılıp maymunlardan biri dışarı alınır,
yerine yeni bir maymun konulur. İlk yaptığı iş, koşup muzlara
ulaşmak için merdivene tırmanmak olur. Fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu bir de döverler. Daha sonra ıslanmış maymunlardan biri daha, yeni bir maymunla değiştirilir. Ve o da merdivene ilk yaptığı atakta dayak yer. Bu maymunu en şiddetli ve istekli döven de biraz önce diğerleri tarafından engellenen ve ilk
dayağı yiyen birinci yeni maymundur. Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. Bu da ilk atağında diğerleri arafından cezalandırılır. Diğer dört maymundan yeni gelen ikisinin en yeni gelen maymunu niye dövdükleri konusunda hiç bir fikirleri yoktur ama en iştahlı dövenler de onlardır. Sonra en baştaki ıslanan maymunların dördüncü ve beşincisi de yenileriyle değiştirilir. Ama
tepelerinde o bir kangal muz hala asılı olduğu halde artık hiçbiri
merdivene yaklaşmamaktadır. Neden mi? Çünkü burada işler böyle gelmiş ve böyle gitmektedir...
İşte bu nokta, organizasyonel (ya da toplumsal) negatif öğrenmenin,
şartlanmanın başladığı yerdir. Artık Türkiye'de olduğu gibi kötü yönetilmeyi ve maymun davranışını kanıksarsınız, hatta hayatınızdan memnun olmaya başlar, kurulu düzenin savunucusu olup karşı çıkana da en çok ve en iştahla siz engel olursunuz.


3月31日

ANNE GÖZLERİ

>>>>KÜÇÜK KIZ, kendini bildiği günden beri annesinden büyük
bir şefkat  görmüş ve ondan duyduğu sözlerle, pamuk prensesten daha güzel
olduğuna  inanmıştı.
>>>>
>>>>Ona göre, nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik
yavrusuydu her zaman.  Ama ilk okula başlayınca işler değişti.
Arkadaşları, onun
>>>>hiçde güzel olmadığını, hatta çirkin bile sayıldığını
söylemekteydi.
>>>>
>>>>Küçük kız, ilk önceleri onlara inanmadı. Çünkü herkes
birbirini  kıskanıyordu. Ama bir kaç yıl içinde gerçeklerle yüzleşti.
>>>>Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu bir
cilde sahipti.
>>>>
>>>>"Badem" dediği gözleri ise şaşıydı. Vücudu da bir serviyi
andırmıyordu.  Demek ki annesi onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden
yalan
>>>>söylemişti.......
>>>>
>>>>Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete
dönüştü. Evlenme  çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne bakan yoktu.
Üstelik de gözleri,  bütün tedavilere rağmen düzelmiyordu.
>>>>
>>>>Genç kız, doktorların gizlice yaptığı konuşmalardan kör
olacağını  anladığında çılgına döndü ve kendisini hâlâ çocukluk
yıllarındaki  ifadelerle seven annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi
terk etmeye  karar verdi.
>>>>
>>>>Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu söyleyerek ondan
önce  davrandı. Ve kazandığı paraları bir akrabasına gönderip, kızına
bakmasını rica etti.
>>>>
>>>>Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla
baş başaydı. Bu arada annesini hiç merak etmiyordu. Yalancıydı annesi,
ölse bile bir  kayıp sayılmazdı.
>>>>Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını
söyleyerek kızı  ameliyat
>>>>ettiler. Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü
görmekten korkuyordu. Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye yük
olmazdı. Genç kız,  ameliyat sonunda aynaya baktığında, müthiş bir çığlık
attı.
>>>>Karşısında bir dünya güzeli vardı. Gerçekten de harika bir
kızdı  gördüğü.
>>>>
>>>>Yüzündeki bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli
olan burnu  düzelmiş, kepçe kulakları normale dönmüş ve yaban otlarını
andıran  saçları, dalga dalga olmuştu.
>>>>Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak
>>>>
>>>>- Sanki yeniden dünyaya geldim!. dedi. Yüzümde hiçbir
çirkinlik  kalmamış.
>>>>Estetik ameliyatı siz mi yaptınız?
>>>>Yaşlı doktor
>>>>- Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!. diye gülümsedi.
>>>>
>>>>Annenin bağışladığı gözleri taktık. Sen, O' nun gözünden
gördün  kendini
3月30日

önyargı

Dr. Paul Ruskin, öğrencilerine yaşlanmanın
psikolojik belirtilerini öğretirken bir olay okuyor :
* Hasta ne konuşuyor, ne de söylenenleri anlıyor.
* Bazen saatlerce anlaşılmaz şeyler gevelliyor.
* Zaman, yer ya da kişi kavramı yok.
* Yalnız, nasıl oluyorsa, kendi adı söylendiğinde
tepki veriyor.
* Son altı aydır onun yanındayım, ne görünüşü için
bir çaba sarfediyor ne de bakım yapılırken yardımcı
oluyor.
* Onu hep başkaları besliyor, yıkıyor ve giydiriyor.
* Dişleri yok, yiyeceklerin püre halinde verilmesi
gerekiyor.
* Gömleği salyalarından dolayı sürekli leke içinde.
* Yürümüyor.
* Uykusu sürekli düzensiz.
* Gece yarısı uyanıp çığlıklarıyla herkessi
uyandırıyor.
* Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazen ortada
bir sebep yokken sinirleniyor. Biri gelip onu yatıştırana
kadar da feryat figan bağırıyor.

Bu olayı okuduktan sonra, Ruskin öğrencilerine böyle
bir hastanın bakımını üstlenmek isteyip istemediklerini
sorar. Öğrenciler bunu yapmayacaklarını söylerler.
Ruskin, kendisinin bunu büyük bir zevkle yaptığını
ve onların da yapması gerektiğini söyleyince öğrenciler
şaşırırlar.

Daha sonra Ruskin hastanın fotoğrafını dolaştırmaya
başlar.Fotoğraftaki hasta doktorun altı aylık kızıdır.

hazine

> *Büyük Selçuk Sultanlığı döneminde İran'ın ufak bir
> şehrinde tek oğlu olan
> dul bir kadın yaşıyormuş. Dünyadaki hayatının sonuna
> gelmiş olduğunu
> hissedince oğlunu çağırmış ve ona şöyle demiş: "Çok
> güçlük içinde yaşadık,
> çünkü fakiriz; ama sana büyük bir zenginlik emanet
> ediyorum. Onu bana güçlü
> bir büyücü hediye etmişti. İçinde muazzam bir
> defineye ulaşmak için bütün
> gereken işaretler mevcut. Benim bunu okuyacak ne
> takatim ne de zamanım var.
> Şimdi onu sana emanet ediyorum. Talimatları uygula,
> çok zengin olacaksın!"
> Annesini kaybetmenin verdiği derin üzüntü geçtikten
> sonra oğul, o eski ve
> değerli büyük kitabı okumak üzere almış. Kitabın baş
> kısmında şöyle
> yazıyormuş: "Hazineye ulaşmak için sayfa atlamadan
> okuyunuz. Eğer hemen
> netice kısmına aktarsanız, kitap bir sihirle
> kendiliğinden yok olacak ve
> hazineye erişemeyeceksiniz." Bundan sonra ise uzak
> bir ülkede birikmiş olan
> zenginliğin miktarından bahsediliyormuş ve ayrıca,
> bu hazinenin bir mağarada
>
> çok iyi korunmakta olduğu da yazılıyormuş. İlk
> sayfalardaki Farsça metin bir
> yerde kesilmiş ve bundan sonrası Arapça devam
> ediyormuş. Kendini şimdiden
> zengin olarak görmekte olan genç, başkaları da bu
> sırrı öğrenip, üstelik de
> kendisine yanlış bilgi vererek hazineye sahip
> olmasınlar diye metni tercüme
> ettirmeye teşebbüs etmemiş. Onun yerine büyük bir
> ihtirasla Arapça öğrenmeye
> başlamış. Sonunda metni mükemmel şekilde okuyacak
> hale gelmiş. Fakat bir
> noktadan sonra kitap Çince devam ediyormuş. Sonra da
> başka lisanlar
> geliyormuş. Genç adam azimle ve sabırla bunların
> hepsini çalışmış. Bu arada
> yaşamak için gereken parayı da bu öğrenmiş olduğu
> lisanlardan temin etmeyi
> başarmış ve bir süre sonra da başkentin en iyi
> tercümanlarından biri olarak
> tanınmış. Böylece, bir zaman sonra hayatı
> toparlanmaya başlamış. Birçok
> lisanda yazılmış bir dolu sayfadan sonra kitapta bu
> hazinenin nasıl idare
> edilmesi gerektiğine dair talimatlar varmış. Buraya
> geldikten sonra genç
> adam istekli bir şekilde iktisat ve ticaret
> öğrenmiş; ayrıca hazineyi bir
> kere ele geçirdikten sonra aldatılmalara maruz
> kalmamak için kıymetli
> metallerin ve mücevherlerin, menkul eşyaların ve
> gayrimenkullerin
> değerlerini belirlemeyi de öğrenmiş. Bu arada daha
> iyi bir hayat
> sürdürebilmek için de, öğrendiklerini uyguluyormuş.
> Hatta onun çok lisan
> bilen ve maliyeden iyi anlayan biri olarak şöhreti
> saraya hatta krala kadar
> ulaşmış. Ona önceleri bazı ufak vazifeler tevdi eden
> kral, sonunda onu
> krallığın genel valisi olarak tayin etmiş. Bir çok
> önsözden sonra kitap
> sonuna doğru gereken daha teknik konular giriyor ve
> büyük kapı nasıl inşa
> edilir, vinç nasıl kurulur, mağaraya erişmek için
> bocurgat nasıl kurulur,
> büyük taş kapılar açılırken, büyük taş kütleler
> nasıl çıkartılır, yol
> yapımında yolları düzlemek için dolambaçlı yerler
> nasıl doldurulur ve buna
> benzer konuları anlatıyormuş. Bu sırrını asla hiç
> kimseyle paylaşmayı
> düşünmeyen ve dolayısıyla hiç kimseden yardım
> almayan o dul kadının oğlu,
> böylece bilgili ve sayılan bir kişi olmuş. Daha
> ssonra mühendislik ve şehir
> planlamacılığı çalışmış. Nihayet, kültürü çok takdir
> eden kral, onu vekili
> ve sarayın mimarı atamış ve derken sonunda vezirliğe
> ükseltmiş. Gerçekten
> tüm krallıkta onun kadar ilme yatkın, bizim Hazine
> Kitabı'nı okuyacak kadar
> kabiliyetli bir kişi yokmuş. Artık son sayfaya
> gelmiş ve hatta bu son
> sayfayı okuyacağı aynı gün şahın kızı ile
> evlenecekmiş. En son yaprağı
> çevirip şu son cümleyi okumuş: "Bilmek en büyük
> hazinedir!"*

Sırlı Ölümler

    >>Bir hastanede herhangi bir perşembe saat sabah 10 civarı yoğun

>bakımda solunum cihazına bağlı bir hasta ölmüş doktorlar bunu normal
>karşılamışlar..
>
>bu olay her perşembe aynı odada aynı saatte devam etmişgörevliler olayı
>çözmek amacıyla büyük bir araştırmaya başlamışlar pencereden giren birinin
>olup plmadığını odaya gelen yemekleri kontrol etmişler halılardan verilen
> ilaçlara kadar artık kontrol edilecek faktör kalmamışitır
>
>bu esrarengiz ölümler aynı gün ve saatte devam ediyormuş enson odaya bir
>kamera yerleştirilmiş.
>
>oda ne odaya her perşembe saat 10 da gelen temizlikçi hastanın bağlı olduğu
> solunum cihazının fişini çekiyor o fişe elektirik süpürgesini takıyor
> yerleri süpürüyor sonrada solunum cihazının fişini tekrar fişe takarak
>odadan çıkıyormuş..

3月23日

3 Soru 3 Cevap

Genç bir delikanlı senelerce yurt dısında okuduktan sonra vatanına ateist olarak geri döner. Üç sorusuna hiç kimse cevap veremediginden dolayı canı gayet sıkıntılıdır.  Ebeveyni ogullarına yardım etmek niyetiyle büyük
ilim sahibi olan köyün hocasına götürürler. Hoca ve delikanlının arasında geçen dialog şöyle devam
eder.

Delikanlı: Kimsin sen? Sorularıma cevap verebilecek misin?
Hoca: Allah'ın bir kuluyum ve Onun izniyle sorularına cevap verebilecegim.

Delikanlı: Emin misin? Profesorler bile cevap veremedi bana.


Hoca: Allah'ın izniyle cevap vermeye çalısırım

Delikanlı: 3 sorum var:
1. Allah yaşıyor mu? öyle ise, seklini bana göster
2. Takdir (kader) nedir?
3. Eger seytan atesten yaratıldıysa neden cehenneme yollanıyor, cehennemde ates dolu degil mi? Ates atesi nasıl
yaksın. Tanrı bunu düsünemedi mi?


Bu arada, aniden bizim hocamız delikanlının bası üzerinde bir saksı kırar.

Delikanlı canı yana yana sorar; Neden sinirlendin ki?
Hoca: Sinirlenmedim. Bu benim üç soruna bir cevabım der.

Delikanlı: Hiç birsey anlamadım.
Hoca: Nasıl hissetin kendini saksıyı basında kırınca

Delikanlı: Tabii ki, fena bir acı hissettim.
Hoca: Yani, acının varlıgına inanıyor musun?

Delikanlı: Evet

Hoca: Bana bu acının seklini göster ozaman!

Delikanlı: Gösteremem.

Hoca: Bu benim ilk cevabım. Herkes Allah'ın varlıgını  hisseder ama Allah'ı göremez.

Hoca: Dün gece rüyanda benim basında saksı kırdıgımı gördün mü?
Delikanlı: Hayır.

Hoca: Bugün böyle birsey ile karsılasacagını hiç düsündün mü? aklından geçti mi?

Delikanlı: Hayır

Hoca: Bu iste takdir dir (kader)

Hoca: Biz neyden yaratıldık? topraktan yaratılmıs degil miyiz ?
Delikanlı: Evet böyle denir.
Hoca: E o zaman ? Saksıda topraktan yapılmadı mı? Allah isterse atesten yaratılan seytanı atesin içinde cezalandıramaz mı?

5 ÖNEMLİ DERS

BEŞ ÖNEMLİ DERS 
 
 
Birinci Ve De
>>En ÖnemliDers.
>>
>>Okuldaki İkinci Ayımda,Hocamız Test Sorularını dağıttı. Ben Okulun
>>En
>>İyiÖğrencilerinden Biriydim.
>>Son Soruya Kadar SolukAlmadan Geldim Ve Orada  Çakıldım kaldım. Son
>>Soru
>>Şöyleydi: Her gün Okulu
>>TemizleyenHademe Kadının İlk Adı Nedir?.." Bu Herhalde Bir Çeşit
>>şakaOlmalıydı.
>>Kadını Yerleri Silerken Hemen Her günGörüyordum. Uzun Boylu,
>>Siyah Saçlı Bir Kadındı.50'lerinde Falan Olmalıydı.
>>Ama Adını Nerden BilecektimKi!.. Son Soruyu  Yanıtsız Bırakıp
>>KağıdıTeslim
>>  Ettim. Süre Biterken Bir Öğrenci, Son SorununTest Sonuçlarına
>>Dahil Olup
>>OlmadığınıSordu.Tabii Dahil" Dedi,Hocamız...
>>"İş Yaşamınız Boyunca İnsanlarlaKarşılaşacaksınız. Hepsi
>>Birbirinden
>>Farklı  İnsanlar. Ama Hepsi
>>Sizin İlginiz
>>Ve Dikkatinizi Hakeden İnsanlar Bunlar.OnlaraSadece Gülümsemeniz Ve
>>'Merhaba' DemenizGerekseBile..."Bu Dersi Hayatım BoyuncaUnutmadım.
>>Hademenin  Adını da... Dorothyidi.
>>
>>
>>

>>İkinci Önemli Ders
>>
>>YağmurdaOtostop!.. Bir Gece Vakit Gece yarısınaDoğru Alabama
>>Otoyolunun
>>Kenarında Duran Bir ZenciKadın Gördüm. Bardaktan Boşanırca Yağan
>>YağmuraRağmen, Bozulan Arabasının dışında Duruyor Ve DikkatiÇekmeye
>>Çalışıyordu. Geçen Her Arabaya El Sallıyordu.Yanında Durdum. 60'lı
>>Yıllarda  Bir
>>Beyazın Bir Zenciye HemDe Alabama'da Yardıma Kalkması Pek
>>Olağanşeylerden Değildi. Onu Kente Kadar Götürdüm. BirTaksidurağına
>>bıraktım. Ayrılırken
>>ille De Adresimi İstediVerdim. Bir Hafta Sonra Kapım çalındı.
>>Muazzam Bir
>>KonsolTelevizyon İndiriyordu
>>Adamlar. Bir De Not Ekliydi,Armağanda... Geçen GeceOtoyolda
>>BanaYardımınıza 
>>Teşekkür Ederim. O Korkunç Yağmur Sadece Elbiselerimi
>>Değil, Ruhumu Da  Sırılsıklam Etmişti.
>>KendimeGüvenimi YitirmekÜzereydim, Siz Çıka Geldiniz.
>>SizinSayenizde Ölmekte Olan Kocamın yatağının baş UcunaZamanında
>>ulaşmayı
>>Başardım. Biraz Sonra Son Nefesini Verdi.Tanrı Bana Yardım Eden
>>Sizi Ve
>>Başkalarına karşılıkBeklemeksizin Yardım Eden Herkesi Kutsasın!..
>>En
>>İyiDileklerimle, Bayan Nat King Cole."
>>

>>Üçüncü Önemli Ders
>>
>>Size Hizmet Edenleri Hep Hatırlayın...
>>Bir Pastanın Üç Otuz Parayasatıldığı Günlerde 10 yaşında Bir Çocuk
>>PastaneyeGirdi.
>>Garson Kız Hemen Koştu...ÇocukSordu: Çukulatalı Pasta KaçPara?.."50
>>Cent!.."  Çocuk Cebindençıkardığı Bozukları Saydı. Bir Daha
>>Sordu:Peki
>>Dondurma Ne  Kadar...""35Cent" Dedi Garson Kız sabırsızlıkla...
>>Dükkandayığınla Müşteri  Vardı Ve KızHepsine Tek başına
>>koşturuyordu.
>>BuÇocukla Daha Ne Kadar Vakit  Geçirebilirdi Ki...Çocukparasını Bir
>>Daha
>>Saydı Ve Bir Dondurma Alabilir  MiyimLütfen" Dedi. Kız Dondurmayı
>>Getirdi.
>>Fişitabağın Kenarına Koydu Ve  Öteki Masaya Koştu.
>>ÇocukDondurmasını
>>Bitirdi.
>>Fişi Kasaya Ödedi. Garson KızMasayı temizlemek Üzere Geldiğinde,
>>Gözleri
>>DolduBirden. Masayı Sanki Akan göz yaşlarıylaTemizleyecekti. Boş
>>Dondurma
>>tabağınınYanında Çocuğun bıraktığı 15 Centlik bahşişDuruyordu...
>>

>>Dördüncü Önemli Ders
>>
>>Yolumuzdaki Engeller...
>>Eski Zamanlarda Bir Kral,Saraya Gelen Yolun Üzerine Kocaman Bir
>>Kaya
>>Koydurmuş,Kendisi De Pencereye Oturmuştu. Bakalım NelerOlacaktı?.
>>Ülkenin
>>En  Zengin Tüccarları, En Güçlükervancıları, Saray Görevlileri
>>Birer Birer
>>  Geldiler, SabahtanÖğlene Kadar. Hepsi Kayanın Etrafından Dolaşıp
>>SarayaGirdiler. Pek Çoğu Kralı Yüksek Sesle
>>Eleştirdi. HalkındanBu Kadar
>>Vergi Alıyor,
>>Ama Yolları Temiz Tutamıyordu.Sonunda Bir Köylü Çıkageldi.Saraya
>>Meyve Ve
>>SebzeGetiriyordu. sırtındaki Küfeyi Yere İndirdi, İki Eli İleKayaya
>>sarıldı  Ve Ikına sıkına İtmeye başladı. Sonunda KanTer İçinde
>>Kaldı
>>Ama,Kayayı Da  Yolun KenarınaÇekti. Tam Küfesini Yeniden sırtına
>>Almak
>>Üzereydi Ki,Kayanın  Eski Yerinde Bir Kesenin Durduğunu
>>Gördü.Açtı... Kese
>>Altın Doluydu.Bir De  Kralın Notu Vardıİçinde...Bu Altınlar Kayayı
>>Yoldan
>>Çeken Kişiye Aittir"  Diyordu Kral. Köylü, Bugün Dahi
>>PekÇoğumuzun Farkında olmadığı Bir Ders almıştı. Her Engel,Yaşam
>>Koşullarınızı Daha iyileştirebilecek Bir
>>fırsattır...
>>

>>Beşinci Önemli Ders
>>
>>ÖnemliOlan Vermektir...
>>Yıllar Önce Hastanedeçalışırken, ağır Hasta Bir Kız Getirdiler. Tek
>>yaşam
>>şansıBeş yaşındaki Kardeşinden
>>Acil Kan Nakli İdi.
>>KüçükOğlan Aynı Hastalıktan Mucizevi şekilde Kurtulmuş
>>  Ve KanındaO hastalığın mikroplarını Yok Eden bağışıklıkoluşmuştu.
>>Doktor
>>Durumu Beş yaşındaki Oğlana Anlattı VeAblasına Kan Verip
>>vermeyeceğini
>>Sordu. KüçükÇocuk Bir An Duraksadı. Sonra Derin Bir Nefes AldıVe
>>"Eğer
>>Kurtulacaksa,Veririm Kanımı" Dedi. KanNakli yapılırken, ablasının
>>Gözlerinin  içine Bakıyor VeGülümsüyordu. Kızın Yanaklarına Yeniden
>>RenkGelmeye  Başlamıştı, Ama
>>Küçük Çocuğun Yüzü DeGiderek Soluyordu... Gülümsemesi De Yok
>>Oldu.Titreyen
>>  Bir Sesle Doktora Sordu: "Hemen M iÖleceğim?.." Ufaklık, Doktoru
>>yanlışanlamıştı, Ablasına Vücudundaki Bütün KanıVerip, Öleceğini
>>düşünüyordu.
>>Göndericinin Notu :
>>

3月20日

dürüstlük

ANLAYANA TABİ...

Bir zamanlar, Uzak Doğu'da, artık yaşlandığını ve yerine geçecek birini seçmesi gerektiğini düşünen bir imparator varmış. Yardımcılarından ya da çocuklarından birini seçmek yerine; kendi yerine geçecek kişiyi
değişik bir yolla seçmeye karar vermiş. Bir gün, ülkesindeki tüm gençleri çağırmış ve:  "Artık tahttan inip yeni bir imparator seçme vakti geldi. Sizlerden birini seçmeye karar verdim." demiş. Gençler şaşırmışlar, ancak o sürdürmüş: "Bugün hepinize birer tohum vereceğim. Bir tek tohum... Ama bu çok özel bir tohum. Evlerinize
gidip onu ekmenizi, sulayıp büyütmenizi istiyorum. Tam bir yıl sonra büyüttüğünüz o tohumla buraya geleceksiniz. Sizi, yetiştirdiğiniz o tohuma göre değerlendirip, birinizi imparator seçeceğim." Saraya çağırılan gençlerin arasında Ling adında biri de varmış. O da diğerleri gibi tohumunu almış... Evine gidip heyecanla olayı annesine anlatmış. Annesi bir saksı ve biraz toprak bulup, onun tohumu ekmesine yardım etmiş. Sonra birlikte dikkatlice sulamışlar. Her gün sulayıp büyümesini bekliyorlarmış. Yeterince zaman geçtikten sonra diğer gençler
tohumlarının ne kadar büyüdüğünü anlatırken, Ling hayal kırıklığı içinde, kendi tohumunda hiçbir değişiklik olmadığını görüyormuş. Üç hafta, dört hafta,beş hafta geçmiş... Hala hiçbir gelişme yokmuş. Diğerleri yetişen bitkilerinden söz ederken Ling çok üzülüyormuş. İmparatorun onu beceriksiz sanmasından çok  ndişeleniyormuş.
Arkadaşlarına da hiçbir şey diyemiyor, sabırla bekliyormuş. Sonunda bir yıl bitmiş ve gençlerin yetiştirdikleri bitkileri imparatorun huzuruna götürecekleri gün gelip çatmış. Ling, annesine boş saksıyı götüremeyeceğini söyleyince, annesi ona cesaret verip; saksısını götürüp dürüst bir şekilde olanları imparatora anlatmasını istemiş. Ling, pek istemese de, annesinin sözünü tutmuş ve boş saksıyla saraya gitmiş. Saraya varınca arkadaşlarının yetiştirdiği bitkilerin güzellikleri karşısında şaşırmış. Sonra imparator gelmiş ve tüm gençleri
selamlamış. Ling, arkalarda bir yerlere saklanmaya çalışıyormuş. "Ne büyük bitkiler, çiçekler ve ağaçlar yetiştirmişsiniz. Bugün biriniz imparator olacak." demiş  imparator. Aniden arkada elinde boş saksısıyla Ling'i fark etmiş. Hemen muhafızlarına onu öne getirmelerini emretmiş. Ling çok korkmuş. "Sanırım beceriksizliğimden dolayı beni öldürtecek." Ling öne geldiğinde imparator adını sormuş. "Adım Ling." demiş. Diğer gençler gülüşüp onunla   alay etmeye başlamışlar. İmparator onları  susturmuş. Ling'e ve elindeki saksıya dikkatle bakıp  alabalığa doğru dönmüş. "Yeni imparatorunuzu selamlayın. Adı Ling!" demiş. İmparator devam etmiş:
"Bir yıl önce burada herkese bir tohum verdim. Siz ekip, sulayıp bir yıl sonra getirecektiniz. Ama hepinize  aynamış tohum vermiştim. Asla büyüyemeyecek olan... Ling'in dışında herkes ağaçlar, bitkiler ve
çiçeklergetirdi; çünkü tohumun büyümediğini fark edince hepiniz onu bir başka tohumla değiştirdiniz. Sadece Ling içinde benim verdiğim tohum olan  boş saksıyı getirme cesaret ve dürüstlüğünü gösterdi. Beklentisi
gerçekleşmeyince umutsuzluğa kapılsa da, dürüstlüğünden vazgeçmedi...
Onun için yeni imparatorunuz o olacak!" En sade doğrular yada rengarenk yalanlar.
3月2日

İLGİNÇ

> > >Hitler ve Stalin
> > >
> > >Hitler ve Stalin bir barda oturmaktadırlar. Bir adam >
>içeri girer ve
> >
> > >barmene bunlar Hitler ve Stalin değil mi diye sorar. >
>Barmen "Evet,
> >
> > >onlar" der. Sonra adam onlara dogru yürür ve sorar:
> >"Selam, ne
> >
> > >yapıyorsunuz?" Hitler cevaplar: "3. Dünya savaşını
> >planlıyoruz."
> >
> > >Adam sorar. "Gerçekten mi? Neler olacak?"
> >
> > >Hitler: "Bu sefer 14 milyon yahudiyi ve bir bisiklet >
>tamircisini
> >
> > >öldüreceğiz" der. Adam sorar: "Bir bisiklet tamircisi >
>mi???!" Hitler
> >
> > >Stalin'e döner ve der ki: "Gördün mü, sana kimsenin
> >14 milyon
> >
> > >yahudiyi takmayacağını söylemiştim!"

BU DA BAŞKA BİR POLİTİKA

> > >Churchill
> > >
> > >
> > >
> > >İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere Başbakanı
> >Churchill radyoda
> > >
> > >
> > >
> > >konuşma yapmaya gidiyormuş. Radyoevinin kapısına
> >gelince, bindiği
> > >
> > >
> > >
> > >taksinin şoförüne
> > >
> > >
> > >
> > >sormuş:
> > >
> > >
> > >
> > >- Beni yarım saat bekleyebilir misin?  Karanlıkta
> >müşterisinin yüzünü
> > >seçemeyen şoför:
> > >
> > >
> > >
> > >- Özür dilerim, sör, ama başbakanın konuşmasını
> >dinleyeceğim.
> > >
> > >
> > >
> > >Churchill yurttaşının bu ilgisinden pek hoşnut
> >kalarak iki sterlin
> > >
> > >
> > >
> > >uzatmış. Şoför parayı aldıktan sonra yerlere eğilerek >
>selam vermiş:
> > >
> > >
> > >
> > >zaten kimin umrundaki Churchill, sizi bekliyorum,
> >efendim

POLİTİKA BUDUR

> > >Bir bürokrat yoksul bir adamı ziyarete gitmiş demiş
> >ki: "senin
> > >oğlana bir eş bulalım, zamanı geldi artık."
> >
> > >Adam: "ben hayatımda oğlumun işine karışmadım."
> >demiş.
> >
> > >Bürokrat: " ama demiş bu kız Rahmi Koç'un kızı"
> >deyince
> >
> > >Adam: "a aaa .. tamam o zaman" demiş ve durumu kabul >
>etmiş" Sonra
> > >bizim bürokrat Rahmi Koç'un evine gitmiş:
> >
> > >" kızınız için harika bir
> >
> > >koca adayı buldum" demiş. Rahmi Koç şaşırarak: " ama >
>benim kızım
> >
> > >daha çok küçük" diye itiraz etmiş.
> >
> > >Bürokrat: " ama bu genç adam DÜNYA BANKASI'nda başkan >
>yardımcısı"
> > >deyince. kızın babası: " a aaa... tamam o zaman"
> >diyerek duruma
> >
> > >hemen razı oluvermiş. Sonunda bizim bürokrat DÜNYA
> >BANKASI
> > >başkanını>ziyarete gitmiş ve demiş ki: "başkanım, >
>size harika bir başkan  yardımcısı adayı buldum"
> >
> > >Başkan: " iyi ama benim zaten ihtiyacımdan fazla
> >yardımcım var"
> >deyince
> >
> > >Bürokrat: ama bu Rahmi Koç'un damadı" demiş.
> > >
> > >Başkan da " a aaaa... tamam o zaman" demiş.
> >
> > >İşte politika budur...

2月18日

Mektup Sende...

ÖYLESINE BIR MEKTUP........

Öyle içimdesin ki. Yanagimda dolasan rüzgardan daha gerçek
dokunuslarin. Küçük, ürkek, kesik dokunuslarinla, belki de her
zamankinden daha yanimdasin. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah
nasil anlatsam. Bosuna bu çabalarim, dogru kelimeleri aramalarim.
Ne kitaplar yaziyor, ne de sözlüklerde karsiligi var. Yalnizca
hissediyor insan, yasiyor. Kelimeler eksik, kelimeler yarali.
Kelimeler ciliz.
 Tasimiyor, anlatmiyor, tanimlamiyor bu duyguyu. Ben de. Çok
baska bir sey. Sevginin ortasinda, derin acilar hisseder mi insan?
Aydinlik gülümsemelerin içine, hüznü yerlestirir mi durup
dururken? Gözlerine bugu,diline sitem, yüregine burukluk,
çöreklenir kalir mi asirlarca?
 Gelmeyecegini bildigi mektup için, posta kutusunu hep ayni
heyecanla açar mi? Dedim ya, baska bir sey bu. Ne kadar yalnizsam,
o kadar seninleyim su günlerde. Belki de en basta, tutup seni en
derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulasmasin diye,
kimselerin bilmedigi, bulamayacagi yollara götürdüm seni. En
derinlerde tuttum. Bana sakladim. Derine, hep daha derine.
 Seni yapayalniz, bir tek bana biraktim. Paylasamadim yanlis
yaptim. Sana ulasan yollari kaybettim diye bütün bu
saskinliklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sagimda, solumda, ne
zaman dikildigini bilmedigim duvarlara çarpmam, hiç görmedigim
çukurlarla bogusmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurdugu
dehlizlerin, acili duvarlari gibiyim.
 Duvarlarim yosunlu, duvarlarim kaygan, duvarlarimdan hiç
tükenmeyen sular siziyor. Tutunamiyorum. Renklerim, gün içinde
degisiyor. Soluyorum, soguyorum. Günes ulasmiyor içerilerime.
Küfleniyorum, yaslaniyorum. Yalnizliklar pesimde. Dokundugum her
islak duvardan, pis kokulu bir yalnizlik bulasiyor üstüme.
Yapis yapis, vicik vicik bir yalnizlik bu. Biliyorum, bütün
bunlar, hep benim suçum.
 Seni sakladigim yere ulasamaz oldum. Yollar, gitgide uzadi ve
karisti. Ümidimi isitacak, parlatacak, kimildatacak bir
seylere ihtiyacim var. Ah onun ne oldugunu biliyorum. Sonu sana
geliyor her cümlenin. Her seyin basi içinde ve sonundasin. Bu
degismiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklima geldi, tuttum sana
bir mektup yazdim dün.
 Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptigimi, nelere kizip,
nelerle mutlu oldugumu, tek tek anlattim. Mevsimlerin ve insanlarin
nasil karisik ve beklenmedik olduklarini yazdim.
 "Yine zamansiz yagmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayif
degildi günes isinlari" dedim, "Gerçekten buradaki sarkilari
hiç ögrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun
bir mektup oldu. Basindan sonuna kadar okudum da.
 Neler yazmisim diye merakimdan.
 Sonra çekmecemden bir zarf çikarip, adini yazdim. Büyük
harflerle, yalnizca adini. Adresini bilsem gönderir miydim,
bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüregime yakin. Yüregim sende.
Sen yüregime yakin. Öyleyse mektup sende.

Can Dündar.
2月17日

ÖNEMLİ 3 DERS

Ders 1.

Adamin biri tam dusa girmek üzeredir ve karisi da dusunu almis olarak
kabinden çikmaktadir ki, kapinin zili çalar. Kapiya kimin bakacagi konusunda
ufak bir tartisma sonrasinda kadin pes eder. Üzerine bir havlu alarak
merdivenleri asagi iner ve kapiyi açar. Gelen esinin arkadasi x'tir.

Kadin daha selam veremeden x "havlunuzu üzerinizden yere düsürürseniz size
aninda 300 Euro veririm" der.

Kadin bir müddet tereddüt eder, ancak havlunun dügümünü açarak havlunun
düsmesini saglar. X ona bakar ve 300 Euro verir ve söze devam eder:
"Antrede dogabilecek ufak bir tensel yakinlik için size 500 Euro daha
verebilirim, hem de derhal" der.

Önce saskin, fakat daha sonra adrenalinin verdigi heyecan ve alacagi para
ile yapabileceklerinin anlik hayaliyle kisa bir duraksamadan sonra kabul
eder.

Yasamis oldugu olayin ve kisacik bir süre içerisinde edinmis oldugu ufak
servetin heyecaniyla merdivenleri yukari çikarak banyoya geri döner.

Hala dusta olan esi ona kimin geldigini sorar. "Arkadasin x" diye cevap
verir kadin.

"Çok iyi, ona borç verdigim 800 Euro'yu getirecegini söylemisti, onu getirdi
o zaman."


1. hikayeden çikartilacak ders :

Eger bir ekipte çalisiyorsaniz bilgiyi saklamayin, paylasin. Karar
mekanizmasinda belirleyici olabilir. Böylece yanlis anlasilmalarin ve
disariya karsi kötü duruma düsmenin önüne geçebilirsiniz.


Ders 2 :

Aracinin direksiyonuna geçip kiliseye gitmek üzere yola koyulan rahip yolda
yürümekte olan bir rahibeye rastlar. Aracini durdurur ve kiliseye kadar
onunla gelmek isteyip istemedigini sorar. Kadin arabaya biner ve bacak bacak
üstüne attiginda bacaklarinin güzelligi ortaya çikar.

Rahibin gözü kayar ve bakayim derken kisa bir süre için aracin kontrolünü
kaybeder. Araci tekrar kontrol altina aldiktan sonra sag elini rahibenin
bacagi üstüne koyar. Rahibe ona bakar ve söyle der : "Rahip, 129. ayeti
hatirliyor musunuz ?"

Utançtan kipkirmizi olan rahip derhal elini çekerek rahibeye özürlerini
siralar.

Bir müddet sonra akli tekrar karisir ve rahibenin bacagina tekrar dokunur
vites degistirme bahanesiyle ve rahibe ayni soru ile karsilik verir :
"Rahip, 129. ayeti hatirliyor musunuz ?"

Utancindan yine kizaran rahip elini çeker ve "afedersin kardesim, insanoglu
zayif düsebiliyor" der.

Kiliseye vardiklarinda rahibe arabadan iner ve tek kelime söylemeksizin,
ancak çok manali bir bakis firlatarak kaybolur.

Rahip aceleyle içeriye kosturur ve bir Incil alarak 129. ayeti açar okumak
için

129. ayet söyle demektedir : Ileriye gidiniz, daha yukarlarda arayiniz.
Orada güzellikler bulacaksiniz.

2. hikayeden çikartilacak ders :

Görev alaninizla ilgili her zaman bilgili olun, aksi taktirde firsatlari
kaçirabilirsiniz.




Ders 3.

Pazarlamaci, sef sekreter ve personel müdürü bir öglen paydosunda lokantaya
dogru yürümektedirler. Parktaki banklardan birinin üzerinde sihirli bir
lamba bulurlar. Lambayi ovarlar ve gerçekten de lambadan cin çikar.

"Aslinda kisiye 3 dilek hakki veriyorum ama sizler üç kisi oldugunuz için
hepinizin birer dilegini gerçek yapacagim" der cin.


Sef sekreter arsizca atilarak "önce ben" diyerek siranin önüne yerlesir.

"Bahamalarda, muhtesem bir sahilde tatil yapmak istiyorum. Tatilim hiç
bitmesin ve hiçbir dert hayatima girmesin" diye dilegini ifade eder.

Ve hoop, ortadan kaybolur.

Simdi de pazarlamaci atilir ve "simdi sira bende" der.

"Hayallerimdeki kadinla Tahiti sahillerinde Pina Colada içmek istiyorum" der
ve hoop, o da ortadan kaybolur.


"Simdi sira sende" der cin Personel Müdürüne.

"Ikisini de ögleden sonra islerinin basinda görmek istiyorum" der personel
müdürü.


3. hikayeden çikartilacak ders :

Üstünüz olan birinin her zaman için önce konusmasina izin verin

brenda

Brenda yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı. Bir gün cesaretini toplayarak bir grup tırmanışına katıldı.  Tırmanacakları yere vardıklarında, neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karşılarına. Tüm korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini taktı, ipi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı.
 Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslebileceği bir oyuk buldu..
Orada asılı dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kişi dalgınlığa düşerek ipi   gevşetiverdi. Aniden boşalan ip, hızla Branda nın gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu.
Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı.  Lens yamacın ortasında
bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde Brenda, lensini bulması için Allah'a dua edebilirdi yalnızca.  Ve içten içe düşünüp dua etmeye başladı.
"Allahım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün. Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı  bildiğin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardım  et."
Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler. İçlerinden biri "Aranızda lens kaybeden var mı?" diye bağırdı.
Brenda'nın sonradan öğrendiğine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve karınca yürüdükçe yavaşça kayanın üzerinde hareket edip parlayan  lens kızların dikkatini çekmişti.
Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca   resmi çizerek, karıncanın üzerindeki baloncuğa bunları yazacaktı:
"Allahım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum. Bunu yiyemem ve
neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır. Ama istediğin sadece bunu taşımamsa, senin için taşıyacağım..."
 

"BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM" demeyin.....
2月12日

öykü


Ileri derecede hasta iki adam aynı hastane
odasındaydılar.
Adamlardan birinin her ögleden sonra 1 saatliğine
oturmasına izin veriliyordu,
ciğerlerindeki suyun süzülmesi için.
Bu hastanın yatağı odadaki tek pencerenin tam yanındaydı.
Diğer hasta ise hep sırtüstü yatmak zorundaydı.
Bu iki hasta saatlerce birbiriyle konuşur,
eşlerini, ailelerini, evlerini, işlerini, askerlik anılarını,
tatilde gittikleri yerleri anlatırlardı birbirlerine.
Pencerenin yanındaki hasta, her öğleden sonra
oturmasına izin verdikleri saati diğer hastaya pencereden
görebildiklerini anlatarak geçiriyordu.
Diğer hasta hep bir sonraki günü iple çekmeye başladı,
dışarıdaki renkli ve hareketli dünyayı dinlemek için.
   Pencere, içinde çok güzel bir göl olan parka bakıyordu.
Ördekler ve kuğular gölde yüzerken
çocuklar model bot'larını suda
yüzdürüyorlardı.
Genç aşıklar,gökkuşağının tüm renklerindeki
çiçeklerin arasında kol kola dolaşıyorlardı.
Ulu ağaçlar etrafı süslüyor,
uzaktan şehrin silueti görünebiliyordu.
Pencere kenarrındaki adam bunları muhteşem
bir detayla anlatirken,
odanın diğer ucunda yatan adam gözlerini kapar
ve bu muhteşem manzarayı hayalinde canlandırırdı.
Sıcak bir oğleden sonra,
pencerenin yanındaki adam
gecmekte olan bir şenlik alayını tarif etti.
Diğer adam bando seslerini duyamasa bile hayalinde
canlandırabiliyordu, pencere kenarındaki
adamın tasviriyle.
Günler ve haftalar geçti.
Bir sabah banyo yaptırmak için su getiren
gündüzcü hemşire pencere kenarında yatan
hastanın cansız bedeniniyle karşılaştı:
uykusunda, huzur içinde ölmüştü.
Hüzünlendi,hastane görevlilerini cesedi
dışarı taşımaları için çagirdi. Uygun zaman
geçtiğinde kanaat getirir getirmez, diger hasta
pencerenin kenarındaki yatağa taşınmasının
mümkün olup olamayacağını sordu.
Hemşire memnuniyetle isteğini yerine getirdi,
hastanın rahat oldugundan emin
olduktan sonra onu yalnız bıraktı.
Yavasça, duydugu acıya aldırmadan,
bir dirseğine yaslanarak dışarıdaki
dünyaya bakmak üzere yatağından dogruldu adam.
Sonunda,dışarıyı kendi gözleriyle görme zevkini yaşayabilecekti.
pencereden dışarı bakabilmek için yavaşça dönmeye
zorladı kendisini. Pencere, bos bir duvara bakıyordu.
Adam hemşireye, vefat eden oda arkadaşının  pencerenin dışında görünen harika şeylerden bahsetmesine sebep olan
şeyin ne olabileceğini sordu. Hemşirenin cevabı,
ölen adamın kör olduğu ve  pencerenin
önündeki duvarı görmediğiydi. "Sanırım seni
cesaretlendirmek istedi" dedi
Diğer insanları mutlu etmek çok büyük
mutluluk getirir, kendi durumunuz ne olursa olsun
Paylaşılan dertler yarısı kadar üzüntü verir,
paylaşılan multuluklar ise iki katı artar.
Kendinizi zengin hissetmek istiyorsanız,
sahip olduğunuz ve paranın satın alamayacağı her  seyi paylasin.
BUGÜN BİZE BİR HEDİYEDİR...
1月17日

4000 tane IQ seviyesi yüksek Katile sorulan soru! (alıntıdır)

 

GERÇEKK!!!!!

Ünal ŞERİFLER in sitesinden "blog it" yapılmıştır...

4000 tane IQ seviyesi yüksek Katile sorulan soru! (alıntıdır)
Şimdi size yakşalık 3Hapishanede toplam 4000 katile sorulmuş bi sorudan bahsetmek istiyorum. Bu soru IQ seviyesi yüksek katillere yöneltilmiş ve %90 aynı cevabı vermiş.

Şimdi size soru: (Olay gerçektir...)

1996 sabahı babasının odasına giren 23 yaşında bi kız , babasının kalp krizinden öldüğü görür. Ardından hastahaneye vs.. götürmelerine rağmen adamı kurtaramazlar. Ertesi gün cenaze törenine gelen kız , tören bitişinde bi adamı görür ve görür görmez ondan etkilenir. Ona aşık olur ve onun kim olduğunu bulmak için tanıdığı herkezi arar ama bi sonuca ulaşamaz. Artık onu unutmaya karar vermiştir. Umduğu gibi onu unutmuş ve normal hayatını devam ettirmektedir. Artık 25 yaşına gelmiştir. bir gün ablasıyla beraber gittiği bir evde bir resimle karşılaşır, resimdeki adam ona yabancı gelmemektedir. Kısa sürede onun 2 yıl önce aşık olduğu adam olduğunu hatırlar ancak kim olduğunu sormaya cesaret edemez. aradan 2 gün geçer ve Kızın ablası ölür, herkez şoktadır! Kimin yaptığını ve niçin yaptığını bulmaya çalışırlar ama nafile , sonunda IQ seviyesi yüksek bir katile bunun sebebini sorarlar, 2 sn de cevabını bulur...

Sizce kızın ablası niçin ölmüştür?


CEVABA BAKMADAN ÖNCE BİRAZ DÜŞÜNÜN ÇÜNKÜ CEVABI OKUDUĞUNUZDA PİŞMAN OLACAKSINIZ!

UYARI: CEVAP "-----" çizgilerinin ortasında beyaz renkte yazılmıştır.Cevabı okumak için "---" Ortasında kalan bölgeyi seçin (mavi kutuya alın)
---------------------------------------------------------------------------------

cevap basit:
-O adamın babasının cenazesine geldiği için tanıdık biri olduğunu düşünerek , başka bir cenazeye gelmesi ihtimalini göz önünde bulundurarak , Ablasını kendisi öldürmüştür!

. Cevabın basit olduğunu düşünüyorsunuz belki ama unutmayın Bir katil diğer katilin ruhundan anlıyor ve genelde düşünce yapıları aynı olduğundan olayları çözümleyebiliyorlar.


---------------------------------------------------------------------------------
11月26日

kuyruk acısı - evlat acısı

Zamanın birinde bir oduncu, ormanda odun keserken çalı
arasında bir yılana rastlamış. Elindeki baltayı kaldırıp yılanın
başını vurmak üzereyken bir an göz göze gelmiş. Yaratana olan aşkı
"yılan bile olsa"yaratılana yansımış ve yılanı vurmaya kıyamamış.
Yılan da duygulanmış, dile gelmiş."Ey insanoğlu, sen bana kıyamadın,
ben de sana bir iyilik edeceğim"demiş. Bir kör kuyuya dalmış ve
kaybolmuş. Biraz sonra ağzında bir altın lira ile dönmüş ve oduncuya
uzatmış."Bundan böyle ömür boyu sana her gün bir altın lira
vereceğim."Oduncu altını bozdurmuş ve evinde o gün şenlik olmuş. Hiç
kimseye olan biteni anlatmamış, ailesi dâhil. Herkes sadece oduncunun
çok çalıştığı için durumunun düzeldiğini zannetmiş. Yıllar boyu her
gün o kör kuyunun başına gitmiş, yılan ile buluşmuş ve altınını almış.
Gel zaman git zaman, oduncu ağır hastalanmış. Kuyunun başına gidemez
olmuş. Birkaç gün geçince bolluğa alışmış evinde darlık başlamış.
Oduncu oğlunu yanına çağırmış ve yılanın sırrını anlatmış."Git kör
kuyunun başına ve oğlum olduğunu söyle, yılan sana altın verecek"
demiş. Oğlu inanmamış ama gitmiş, yılan önce saklanmış, sonra ortaya
çıkmış. Onun oduncunun oğlu olduğuna iyice kanaat getirince de kuyuya
inip bir altın getirmiş. Oğlan önce inanmadığı hikâyenin gerçek
olduğunu görünce hırsa kapılmış, kim bilir daha ne kadar altın var
kuyudan içeride demiş. Hırsla yılanı öldürmek için bir hamle yapmış,
ıskalamış ama yılanın kuyruğunu koparmış. Yılan da can havliyle dönüp
oğlanı sokmuş ve öldürmüş. Akşam yaklaşıp da oğlu gelmeyince oduncu
iyice endişelenmiş. Hasta yatağından sürünerek bile olsa kalkmış.
Kuyunun başına gitmiş ki oğlu cansız yatıyor.Yılan o arada görünmüş
ki, kuyruğu yok ve kanlar içinde..
Oduncu durumu anlamış ve çok üzülmüş. Canının parçası oğlu yerde
cansız, yıllardır velinimeti olan yılan yaralı... Hatalı olan oğlum
olmalı demiş ve yılandan özür dilemiş. Tekrar dost olalım demiş...
Yılan ise acı acı gülümsemiş. Çok isterdim ama... Sende bu evlat
acısı, bende de bu kuyruk acısı varken biz artık dost olamayız.

Kaynak bilinmiyor (c)
10月20日

SARIMSAK TARLASI

 

SARIMSAK TARLASI...

 Genç adamin biri,
 Dermis babasina her gün;
 'Benim de dostlarim var, sendeki dost gibi'
 Baba, itiraz eder,
 Olmaz öyle çok dost, hakikisi
 Belki bir, belki iki,
 Fazlasını bulamazsin gerçek, hakiki...
 Devam eder durur konusma...
 Aralarinda baslar bir tartisma, Karar verirler bir sinava, Dostun
 hakikisini anlamaya... Bir aksam bir koyun keserler, Ve koyarlar çuvala.
 Baba der ki ogluna, 'Hadi al bu çuvali, simdi götür dostuna'. Çuvaldan
 kanlar damlamakta, Sanki öldürmüsler de bir adami, Koymuslar çuvala,
 Dıştan
 böyle sanilmakta. Delikanli sirtlar çuvali, Gider en iyi bildigi dostuna,
 çalar kapiyi. O dost, bakar ki bir çuval, hem de kanli, Kapar hizla kapıyı
 delikanlinin suratına, Almaz içeri arkadasını, Böylece tek tek dolaşır
 delikanli, Kendince tanıdıgı, sevdigi dostlarını. Ne çare, hepsinde de
 sonuç aynidir. Evlat geriye döner. Ama içten yikilir... Babasina dönerek;
 hakliymissin baba ' der. Dost yokmus bu dünyada ne sana, ne de bana.
 Baba '
 hayir Evlat 'der, benim bir dostum var bildigim. Hadi, çuvali alda bir
 kerede git ona. Genç adam, çuvali sirtlar tekrar. Alnindan ter, çuvaldan
 kanlar damlar... Gider, baba dostuna. Kabul görür, sevinir.

 O dost, delikanliyi alir hemen içeri. Geçerler arka bahçeye. Bir çukur
 kazarlar birlikte, Çuvaldaki koyunu gömerler adam diye, Üzerine de
 serpistirirler toprak. Belli olmasin diye dikerler sarimsak... Genç adam
 gelir babasina; 'Baba, iste dost buymus' diye konusunca, Babasi; 'daha
 erken, o belli olmaz daha. Sen yarin git O'na, çikart bir kavga, Atacaksin
 iki tokat, hiç çekinmeden ona, iste o zaman anlasilacak, dostun hakikisi.
 Sonra gel olanlari anlat bana...' Genç adam, aynen yapar babasinin
 dedigini,Maksadi anlamaktir dostun hakikisini, Babasinin dostuna istemeden
 basar iki tokadi! Der ki tokadi yiyen DOST; 'Git de söyle babana, biz
 satmayiz sarimsak tarlasini böyle iki tokada'!

 HAYATINIZDA,
 HAYATIMIZDA SARIMSAK TARLASINI SATMAYACAK, DOSTLAR BULMANIZ, BULMAMIZ
 DiLEĞiYLE...

10月10日

Wolksvagen

Microsoft Personel sefi kisa bir is görüsmesini takiben ve test (yer temizletme) yaptiktan sonra sunu söyler:

 

"-Ise kabul edildin,bana email adresini ver , sana baslama tarihini ve getirecegin evraklari bildirecegim"

 

Adam boynu bükük bir sekilde bilgisayarinin ve tabii ki emailinin olmadigini söyler. Personel sefi bu durumda, yasayan birisi olarak düsünülemeyecegini ve yasamayan birisini de ise alamayacagini yüzüne vurur.Adam ne yapacagini bilmez ve kirgin bir sekilde ve cebinde sadece 10$ ile disari çikar. Sebze Haline gidip 10 kg domates almaya karar verir.

Kapi kapi dolasarak domatesleri satar ve sermayesini iki katina çikarir.Bu isi üç kere daha yapar ve sermayesini 160 $'a yükseltir.Artik bu sekilde yasamini devam ettirebilecegine kanaat getirir. Her sabah evinden biraz daha erken çikar ve daha geç döner... Hergün parasini katlamakla mesguldür artik.

 

Kisa bir zaman sonra bir el arabasi satin alir, daha sonra bunu bir kamyonla degistirir.Bir süre sonra bir sevkiyat filosunun sahibidir artik. 5 yil sonra adam ABD'nin en büyük gida distribütörü olmustur.

 

Artik ailesini gelecegini düsünür ve bir hayat sigortasina basvurur. Görüsmenin sonunda sigortaci teklifini göndermek üzere email adresini ister. Adam email adresininin olmadigini söyleyince sigortaci söyle der:

 

"-Çok tuhaf, bir emailiniz olmadan böyle bir imparatorluk kurmussunuz,hele bir de emailiniz olsaydi ne olurdunuz kim bilir..

 

Adam düsünür ve söyle cevap verir :"- Microsoft'da temizlikçi olurdum"

 

--------------------------------------------------------------

 

Kissadan hisse no.1: Internet yasam için bir çözüm degildir.

 

Kissadan hisse no.2: Eger emailin yoksa ve çok çalisirsan $ milyonu olabilirsin.

 

9月26日

DENEYİM

Lütfen emeğe saygı duyalım...

DENEYİM
60'lik ünlü ressam, bir lokantaya girer. Gerçi cebinde parası
yoktur ama aldırmaz. Lokantacıya yapacağı portresine karşılık yemek yemek
istedigini söyler. Güzelce karnini doyurur. Sonra bir çırpıda lokantacının
portresini çizerek masaya bırakır. Kalkarken adam gelir, resme bakar,
beğenir.
"Güzel ama" der lokantacı "Bir dakikada yaptınız bunu, oysa bir saattir
yiyorsunuz". Ressam "Bir dakika değil, 60 yıl ve bir dakika"
diye karşılık verir.